Bugün 24 Mart 2017 - Cuma
Spor Haberleri
Seri İlanlar
İhale İlanları
Foto Galeri
Video Galeri
Hasan Erden
Hasan Erden
herden1950@hotmail.com
Türkiye’nin paha biçilmez zenginliği nasıl işgal edilmiş?
25 Eylül 2016 13:31

 Türkiye’nin paha biçilmez zenginliği nasıl işgal edilmiş?

 

Bütün bu belgeler, Batılı sömürgeci güçlerin Türkiye hakkında daha önce söyledikleri bir sözü hatırlatıyor. Ülkemiz üzerinde gözü olan düşmanlarımız vatanımızın zenginliklerini işgal etmek ve ele geçirmek için birleştikleri ve beraber oldukları meşhur bir söz vardır: “Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar çok değerlidir.” Bu değerli ülkemize sahip çıkabilmek için, bugünkü yöneticiler ve bütün Müslüman Türk milleti olarak nereden başlamalı ve ne yapmalıyız?

 

Batı: “Türkiye Türklere

bırakılmayacak kadar değerlidir!”

 

Çokuluslu şirketlerin Türkiye ile maden savaşı, Türkiye’ye sahip olmağa çalışan kadrolar iş başına geçinceye kadar hep ülkemizin aleyhine tecelli etmiştir. Bundan sonra savaş Türkiye’nin lehine nasıl dönüşür ve gelişme kaydeder, bu sorunun cevabı konusunda hep birlikte kafa yormamız gerekir?

Bu sorunun cevabı elbette ilk önce Türkiye’ye sahip çıkmağa çalışan iş başındaki kadroların isabetli stratejiler ve politikalar takip etmelerine bağlıdır.

Şimdi hep beraber sözkonusu maden savaşını ve bu savaşta oynanan oyunları yakından tanımağa çalışalım:

Birleşmiş Milletler çatısı altında yer alan Dünya Bankası, yine BM’de danışman statüsünde olan Dünya Ekonomik Formu ile iç içe işleyen bir kuruluştur. Dünya Ekonomik Formu’nun üyelerinin tamamı madencilik, enerji, gıda ve benzeri sektörleri paylaşarak ellerinde tutan çokuluslu şirketlerin temsilcilerinden oluşmaktadır. Dünya Bankası’nın asıl görevi çokuluslu şirketlere yeni iş ve sömürü alanları açmaktır.

Eti Holding A.Ş. Eski Başmüfettişi M. Mustafa Çınkı’nın yaptığı araştırmaya göre, çokuluslu şirketlerin madenlerimizi ele geçirme savaşı şöyle gerçekleşmektedir:

“Çokuluslu şirketlerden Rio Tinto, Anatolia Minerals, Rio-tur, Anglo American/Newmont (Bergama altın yataklarını İngiltere’ye aktarmaktadır), Cominco, Odyssey Reseurces, Eldorado Gold, KNAUF, Dardanel, Omya, Geomar…gibi şirketler, Ankara’da, Ordu’da, Sinop’ta, Kayseri’de, Gümüşhane’de Artvin’de, Balıkesir’de, Tunceli’de, Elazığ’da, Diyarbakır’da, Uşak’ta, Çanakkale’de, Hakkari’de, Şırnak’ta, Manisa’da… ulusal kaynaklarımızı kendi mülkleri haline getirmektedir. Bu çokuluslu şirketler siyasetle kurdukları yakın ilişkiler sayesinde önlerindeki her türlü engeli birer birer aşmakta bir anlamda Türkiye’yi işgal etmektedir.”

Türkiye’de Çokuluslu şirketlerin önünü açan yasalar ve kimler tarafından hazırlanıyordu? Bunun cevabını Çınkı şöyle veriyor:

GEÇMİŞTE YABANCILARIN ÖNÜNÜ

AÇAN YASALARI KİMLER HAZIRLADI?

“05.06.2003 tarihinde TBMM’de Çokuluslu Şirketlere hizmet veren ‘Doğrudan Yabancı Sermaye Danışma Servisi’ adlı bir yabancı kuruluş tarafından hazırlanan ‘Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’ kabul edildi. Kanunun ‘Tanımlar’ başlıklı 2. maddesi; yabancı yatırımcıların yurt içinden sağladıkları doğal kaynakların aranması ve çıkarılmasına ilişkin hakları doğrudan yabancı yatırım kapsamına almış, ayrıca takip eden maddelerinde ise; (…)

-Yabancı yatırımcıların Türkiye'deki faaliyet ve işlemlerinden doğan net kâr, temettü, satış, tasfiye ve tazminat bedelleri, lisans, yönetim ve benzeri anlaşmalar karşılığında ödenecek meblağlar ile dış kredi ana para ve faiz ödemeleri, bankalar veya özel finans kurumları aracılığıyla yurt dışına serbestçe transfer edebilecekleri,

-Yabancı yatırımcıların Türkiye'de kurdukları veya iştirak ettikleri tüzel kişiliğe sahip şirketlerin, Türk vatandaşlarının edinimine açık bölgelerde taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı aynî hak edinmelerinin serbest olduğu, (…) hüküm altına alınmıştır. 2003 Haziran ve Temmuz aylarında TBMM’den geçirilen yasal düzenlemeler; madenlerin devletin hüküm ve tasarrufunda olduğunu vaz’eden Anayasamızın 168. maddesi hükümlerini geçersiz kılarak, Ulusal maden kaynaklarımızı Uluslar arası tahkimin insafına bırakmıştır. Ayrıca Yabancı şirketlere sınırsız taşınmaz edinme hakkı verilerek özellikle köy hudutları içinde kalan maden kaynakları üzerinde özel mülkiyet tesis edilmesine olanak sağlanmış (…) Devletin egemenlik hakkı tamamen yok edilmiştir.

Bugün ülkemizin yüzölçümünün 100.000 km2 fazla bir toprak parçası yaklaşık 20 adet Amerikan, Anglo-Amerikan ve Kanadalı şirketlere maden ruhsatı olarak verilmiştir.”  [1]

Mustafa Çınkı bor madeniyle ilgili şu bilgileri veriyor: “Bor’un yüksek teknoloji pazarı yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık bir paya sahiptir. Bu pazarın hammadde altyapısı, madenler, petrol rafine ürünleri ve malzeme mühendisliği  [2] olmak üzere toplam 40 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahiptir.” [3]

8. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Bor Madenleri, Alt Komisyonu Raporu’na göre, “Dünya ham bor ihtiyacının %95’i Türkiye tarafından karşılanmaktadır.”  [4]

BATILILARIN TÜRKİYE’DE

BOR SAVAŞI!

Bugün Bor da diğer madenler gibi özelleştirme kapsamındadır. Özelleştirme ile yapılmak istenen yer altı zenginliklerinin çok uluslu şirketlere takdim edilmesidir. Nitekim özelleştirme ile ilgili çalışmalar ve planlamalar yabancı uzmanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Morgan Bank uzmanları tarafından hazırlanan “Özelleştirme Ana Planının” Etibank safhası yürürlüğe girmiş, yeniden yapılandırma operasyonu esas itibariyle özelleştirme Planı üzerine bina edilmiştir. [5]

Etibank eski Müfettişi Mustafa Çınkı, yabancıların Türkiye’de Kütahya bölgesindeki bor araştırmaları ile ilgili bir gözlemini şöyle dile getiriyor:

“2002’de Kütahya’da bir yabancı profesöre rastladım. Akademik ilişkilerini kullanarak Türkiye’de Bor çıkan yerlerde araştırma yapmaya gelmişti. Ondan öğrendik ki geçen sene (2002) Mart ayında, yurtdışındaki muhtelif üniversitelerden, yaklaşık 60 civarında profesör, özellikle Batı Anadolu’daki maden varlığını ve jeolojik yapıyı incelemek üzere gelmişler. Onlar, “Neden Gediz’in batısında daha çok bulunuyor?” yaklaşımında bulunuyorlar. Demek ki Gediz’in doğusunda da var. Gediz grabelinin batısı için söylenen rakamlar 2,5-5 milyar ton arasında değişiyor.”  [6]

MADEN SAVAŞINDA

TRONA HAREKATI

Yabancı şirketlerin Türkiye’deki maden savaşına bir başka örnek de Trona olayı. Bu olayı da Mustafa Çınkı’dan öğreniyoruz:

“Ülkemizde Beypazarı’nda 1979 yılında MTA Genel Müdürlüğünce yürütülen kömür aramaları sırasında tesadüfen bulunan trona madeni 1983 yılında Etibank’a devredilmiştir. Beypazarı trona yatağında %87 tenörlü 235 milyon ton rezerv bulunuyor.

Ülkemizde trona madenciliği ulusal işletim altında olsaydı, ülkemiz; cam sanayi ve soda külü üretiminde inanılmaz bir rekabet üstünlüğüne sahip olacaktı. Şöyle ki Ankara/Kazan’da üretilen soda külü Avrupa’ya, Avrupa sentetik soda külünden daha ucuz bir şekilde ihraç edilecekti.

Bu şartlar altında Avrupa’da sentetik soda külü üreticileri bu fiyatlarla rekabet edebilme şansına sahip olamayacaklarından piyasaya Türk soda külü hakim olacak ve sanayiler Türk soda külünü kullanmaya başlayacaklardı. Rekabetin ilk sonucu Avrupa’da sentetik soda külü üreticilerinin piyasadan çekilmesi olacaktı. Dolayısıyla Avrupa soda külü piyasası Türkiye tarafından ele geçirilecekti. Bunun anlamı Türkiye Cumhuriyeti’nin her yıl sadece Avrupa’ya bir kaç milyar dolar ihracat yapmasıdır.

Ülkemizde Trona madeni 1994 yılına kadar bor madeni gibi 2840 sayılı yasa kapsamında devletin işletebileceği madenler arasında yer alıyordu. 1994 yılında Dünya Bankasının bir alt kuruluşu olan IFC’nin önerileri doğrultusunda 3971 sayılı yasayla yapılan bir değişiklik sonucu trona devletçe işletilecek maden kapsamından çıkarıldı. Ve dünyanın en çok ticareti yapılan maden kaynakları arasında 3. sırada sayılan trona ve bu madene dayalı ulusal kaynaklarımız çokuluslu şirket (Rio Tinto) tarafından ele geçirildi.”  [7]

RİO TİNTO’NUN

PSİKOLOJİK SAVAŞI

Çınkı yabancı şirketin yöre halkına yönelik psikolojik yaklaşımını da şöyle anlatıyor:

“…İngiliz şirketi Fethiye, İncirlik ve diğer köylerde kendisini şirin göstermek ve ne kadar yardım sever olduğunu kanıtlamak istercesine köylüleri etkileme ve bu suretle köylülerin arazilerini almaya çalıştığı görülmektedir. Bu amaçla Rio Tinto/Riotur İncirli, Kınık, Fethiye, Bayat, İlyakut, Mülk köylerinde Ramazan ayında sözde iftarlık, vb adlarla ayni yardımlar yapmıştır.

İngiliz şirketi “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” sözünü doğru çıkarırcasına yaptığı bu yardımlarla köylülerimizin gönlünü fethetmeye çalışmaktadır. Dış destekli misyoner faaliyetlerinin çok yoğunlaştığı ülkemizde İngiliz şirketin (Rio Tinto/Riotur) İncirlik köyünde Camiye yardım yapmasını hangi çerçevede değerlendirmek gerekir? Bu şirket daha işin başında köylümüzün samimi din duygularını para kazanma, sömürme amaçları doğrultusunda kullanmaya başlamıştır. Rio Tinto, aynı zamanda köylere doktor getirip pasta, börek ve kola’lı doğum kontrol ve cinsellik üzerine konferanslar tertiplemektedir.”  [8]

ABD ŞİRKETLERİNİN

ALTIN OYUNLARI

Keban Barajı yapıldığında toprakları sular altına kalan Elazığlı Şafak aşiretinin mensuplarının, 1968 yılında yerleştirildikleri, Erzincan'ın İliç İlçesi'ne bağlı Çöpler Köyü'nde, ABD-Kanada ortaklı Anatolia Minerals adlı şirket altın madeni buldu. Bölgede 600 sondaj kuyusu açan Anatolia Minerals, Türkiye'deki faaliyetleri Çukurdere Madencilik aracılığıyla sürdürüyor.

Bergama’da Euro-Gold şirketinin altın çıkarmasına karşı ortaya çıkan tepkilerin farkında olan şirket, aynı durumla karşılaşmamak için yoğun bir çalışma yapıyor. Bu çalışmalardan ilki, Erzincan ve İliç'in yöneticileri için düzenlenen bir haftalık Amerika Birleşik Devletleri gezisi. Anatolia Minerals, milletvekilleri, belediye başkanları, muhtarları üç ayrı ekip halinde birer haftalık ABD gezisine götürdü. ABD'nin Nevada eyaletine giden heyete, bu bölgedeki iki altın madeni ve bir siyanür fabrikası gezdirildi.  [9]

Gazeteci Yazar Serdar Kuru altın madenlerimizle ilgili yabancı girişimleri şöyle anlatıyor:

“Çayeli’ndeki kocaman bakır ve çinko madenlerimiz 2004 senesinde haraç mezat Kanadalı Inmet şirketine satıldı. Gene Kanadalı Eldorado şirketi de altın yataklarımıza saldırdı. Yağmaladıkları altın madenlerimiz arasında Uşak Kışladağ’da son yıllarda dünyada keşfedilen el değmemiş en büyük altın yatağımız da bulunmakta. 105 ton altın olduğu varsayılan bu maden hiç sevinmeyin artık Kanadalıların…”  [10]

BOL MİKTARDA ALTIN

MADENLERİ OLAN BÖLGE

Diğer taraftan Uşak’ın Banaz ve Kütahya’nın Gediz ilçelerini sınırlayan Murat Dağı’nda da, 2006 yılının yaz mevsiminde ABD’li bir firma tarafından Türk Hükümeti’nin izni alınarak başlatılan sondaj çalışmaları sonucu, yeni bir altın madeni rezervi bulundu. Ormanlık alanda yer alan rezervin olduğu bölgelerde ağaçların numaralandırılarak tespit çalışmalarının yapıldığı gözlendi. Banaz Belediye Başkanı Tahsin Erdem, “Murat Dağı’nda bol miktarda altın rezervinin olduğu söyleniyor. MTA’nın vermiş olduğu arama izniyle burada bir takım çalışmalar yapıldı.” dedi.   [11]

BİR BAŞKA ARAŞTIRMAYA GÖRE

ZENGİNLİĞİMİZİ İŞGAL EDENLER

Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı maden şirketlerle ilgili bir başka araştırmaya göre ülkemiz şöyle işgal altında bulunmaktadır:

 “Türkiye doğal kaynakları açısından önemli bir potansiyele sahip. Üretilen madensel kaynak çeşitliliği açısından, Türkiye 152 ülke arasında, 29 maden türünde yapılan üretim baz alındığında 10. sırada yer alıyor. Ancak üretici ülkelerin dünya pazarı içi payları sıralamasında yüzde 0.16 oranı ile 52.sırada. Uygulanan yanlış politikaların, sonucunda yatırımı değil rantı teşvik ettiği görülüyor. Madencilik milli servet olmasına rağmen ülkemizde bulunan madenler yabancı şirketler tarafından ne yazık ki talan ediliyor. Dünya bor rezervlerinin yüzde 72'sine sahip olan Türkiye, bor üretiminden yüzde 7 oranında ve sadece ham madde olarak yararlanıyor. Bu oranda bazı yabancı şirketlere verilen imtiyazlarla elde edilmiş durumda.

Türkiye'de madencilik alanında öne çıkan şirketlerden biri de Rio Tinto. Rockefeller ailesine ait olan  Rio Tinto'nun işlettiği bor, borax ve bor tuz yatakları, Balıkesir, Susurluk, Bandırma, Balya, Sultançayırı civarında bulunuyor. Rio Tinto aynı zamanda, Ankara Eryaman, Sincan, Güdül, Kazan, Beypazarı ve Eskişehir Sivrihisar yöresinde dünyada çok nadir bulunan Trona (doğal soda) ve bor maden sahalarına da sahip. Rio Tinto Avustralya merkezli bir şirket.

TÜRKİYE’DEKİ ALTIN

MADENİNE EL KOYANLAR

Maden Teknik Ve Arama Genel Müdürlüğü'nün (MTA) raporlarına göre ülkemizde 328 ton altın rezervi, 5.740 ton gümüş, 1.462.580 ton bakır rezervine sahip. MTA'nın raporları Türkiye'nin azımsanmayacak derecede altın rezervine sahip olduğunu gözler önüne seriyor. Türkiye'nin altın, gümüş ve bakır rezervi bakımından oldukça iyi olmasına rağmen madenlerin işletilmesinin yabancı şirketlere bırakması dikkat çekiyor. Türkiye'de bulunan altın, gümüş ve bakır madenlerini yabancı bir kuruluş olan Anatolia Minerals Development Şirketi işletiyor. Şirket Sivas, Malatya ve Tunceli ile ovacık bölgesindeki altın, gümüş ve bakır yataklarını işletiyor. Bu alanlar Gümüşhane, Artvin ve Kayseri'ye kadar uzanıyor.

Anatolia Minerals Development şirketi Kanada kökenli olmasına rağmen, Avusturalyalı  Rio Tinto şirketi ile de ortaklığı bulunuyor. Anatolia Minerals'in Türkiye'de toplam 111 adet maden arama, ön işletme ve işletme ruhsatı var. Ayrıca Uşak-Eşme, Banaz Katrancılar köyü ile Kütahya-Gediz ilçesi Murat Dağı eteklerinde bulunan altın rezervini ise Kanadalı Eldorado Gold şirketi işletiyor. İzmir Efem Çukuru bölgesindeki altın madeni yataklarının işletmesini de yine Eldorado Gold Şirketi almış durumda.[12]

BATILI: “TÜRKİYE TÜRKLERE

BIRAKILMAYACAK KADAR DEĞERLİDİR!”

Bütün bu belgeler, Batılı sömürgeci güçlerin Türkiye hakkında daha önce söyledikleri meşhur bir sözü hatırlatıyor. Ülkemiz üzerinde gözü olan düşmanlarımız vatanımızın zenginliklerini işgal etmek ve ele geçirmek için birleştikleri ve beraber oldukları bir söz vardır:

“Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar çok değerli bir ülkedir.”

Bu değerli ülkemize sahip çıkabilmek için, bugünkü yöneticiler ve bütün Müslüman Türk milleti olarak nereden başlamalı ve ne yapmalıyız?

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

 



[1] M. Mustafa Çınkı, Ülkemiz Parsel Parsel Satılıyor Uyanın, Müdafaa-i Hukuk Dergisi,

       6 (68), Nisan 2004, 49-. 51.

[2] Bor’un kullanıldığı yerler: ”Fiberglass, cam, ileri teknoloji donanımı, ileri ve kompozit malzeme; yapısal elemanlar, kaplama elemanları, boya yapışkanlar, ısıl dayanımlı elemanlar, yalıtım, devre kartları, kondansatörler, fiber optik, mercekler, konut inşaat ve inşaat malzemeleri, deniz inşaat, sıvı kristal ekranlar, uzay havacılık ekipmanları, titreşime dayanıklı malzemeler, gaz türbinleri, süper iletkenler, elektrik motorları, motorlar, kesici takımlar, katı yağlayıcılar, sentetik yağlar, yalıtkanlar, nötron absorbanlar, nükleer reaktörler, devre elemanları, yarı iletkenler, bilyalar, mekanik sızdırmazlık elemanları, aşındırıcılar, termal plastikler, elektrik, elektronik parçalar, transistörler, katalizörler, güneş pilleri, teller, fiberoptik kablolar...” (M. Mustafa Çınkı, 21. Yüzyılın Petrolü, Bor Madeni, http://www.yesevi.edu.tr/ayhaber/old_issues/020_mart2003/13.htm)

[4] M. Mustafa Çınkı, Ulusal Maden Varlığımız ve Bor Gerçeği, s:151

[5] A.g.e., s: 107

[7] Trona cevherinin yoğunluğu 2,17 gr/cm3'dür Dolayısıyla 1m3 tronanın ağırlığı 2 ton 170 kg dır. Kaba bir hesapla 30 km2’lik alanın her metre karesinin altında (100 x 2,17 ton) 217 ton trona bulunmaktadır. 2 ton trona’dan 1 ton soda külü üretildiğini ve ayırım gözetmeksizin 1 ton soda külü fiyatını 100$ olarak varsaydığımızda, 1m2 toprağın altında bulunan trona cevherinden yaklaşık (217ton / 2 = 108 ton) soda külü üretilebilir. Bunun ise asgari piyasa değeri (108 ton x 100) 10.800 $ eder. Bu şartlarda 1000m2 toprağın altında bulunan 10.800.000$ lık soda külü üretilebilir. (Mustafa Çınkı)

[8] Afrika’da, Güney Amerika’da HIV/AIDS virüsü ve hastalığının ilk görüldüğü yerlerin İngilizlerin işlettiği madenler ve civarı olması. Ve bu gün Afrika’da AIDS hastalığının en yaygın olduğu yerler İngiltere merkezli sömürgeci madenci şirketlerin çalıştığı yerler. İngiliz madenci şirketler madenlerde %20-%40 arasında AIDS’li zenci çalıştırıyor. Bu şirketler İngiliz ilaç şirketleriyle yakın ilişki içerisinde, AIDS’li işçiler şirketten maaş yerine uyduruk HIV ilaçları alıyor. Sonuçta, İngiliz maden kartelleri ve ilaç kartelleri kazanıyor. (M. Mustafa Çınkı)

[9] Akşam Gazetesi, 21.09.2006

[10] http://www.antiemperyalizm.org/gercek/gazete/article_27.shtml

[11] http://www.haber37.net/?sayfa=haberoku&haberno=103

[12] Mustafa Kılıç, Milli Gazete, 19 MART 2012

BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz
Yorumu Doğrula

Yorumlar
Günışığı Android Uygulaması
ELAZIGELAZIG
Ulu Cami’nin eğriliği tescillendi
3199 kez görüntülendi
Elazığ'da bisiklet yarışı
19481 kez görüntülendi
Sivasspor Maçı
46209 kez görüntülendi
Fenerbahçe Maçı
58398 kez görüntülendi
Sıra
Takım
O
G
M
P
1
YENİ MALATYASPOR
25
15
5
50
2
SİVASSPOR
25
12
6
43
3
ESKİŞEHİRSPOR
25
12
4
42
4
GİRESUNSPOR
25
11
7
40
5
GÖZTEPE A.Ş
25
11
7
40
6
ÜMRANİYESPOR
24
10
7
37
7
BOLUSPOR
25
10
10
35
8
BALIKESİRSPOR
24
8
6
34
9
DENİZLİSPOR
25
9
9
31
10
ADANA DEMİRSPOR
25
7
6
30
Günışığı Gazetesi - Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2013