Bugün 29 Mart 2017 - Çarşamba
Spor Haberleri
Seri İlanlar
İhale İlanları
Foto Galeri
Video Galeri
Hasan Erden
Hasan Erden
herden1950@hotmail.com
ABD ülkemizin altını işte böyle oymağa çalışıyor!
26 Kasım 2016 20:44

 ABD ülkemizin altını işte böyle oymağa çalışıyor!

ABD’nin soğuk savaş ileri karakolları bugün Vakıflara, derneklere ne kadar yardımda bulunuyor ve bu yardımlar karşılığında bu çevrelere ABD adına nasıl görevler ve roller veriliyor? Kültürel ve bilimsel etkinliklerde CIA’nin parmağı nerelere kadar uzanıyor? Uzun yıllar Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış bulunan İhsan Sabri Çağlayangil, ABD’nin CIA’sinden şöyle şikayet etmiştir: ‘CIA yapar, organik bağlarıyla yapar. (…) Benim istihbarat şefimin kendisi farkında bile olmadan CIA benim altımı oyar. Elinde imkan var yabancı adamın, girmiş benim içimde. Onun için hiç şaşmam, aramam da. Bulamam ki, nasıl yaptı bulamam…”

ABD “haydut” dediği ülkemizi 

nasıl kontrol etmeye çalışıyor?

 

Geçen yazımızda, ABD’nin Türkiye’yi nasıl “haydut” ve “hedef” bir ülke olarak gördüğünü ve nitelendirdiğini belgelerle ortaya koymuştuk ve konunda da bir soru sormuştuk: ABD böyle “Haydut” devletleri kendi stratejilerini ve hedeflerini tehdit edici duruma gelmeden vuracağını açıkladığına göre, acaba şu anda Türkiye’yi nasıl vuruyor veya vurmaya hazırlanıyor?

ABD son Haçlı savaşını, soğuk savaş usulleri ve yöntemleriyle hiç çaktırmadan ve hiç fark ettirmeden bizden ve içimizden gözükerek, maskeli ve kamuflajlı bir şekilde yaptığına göre, bu yazı, söz konusu  soruya cevap olabilir mi? Bu yazıyı o açıdan değerlendirmeye çalışınız ve okuyunuz lütfen! 

Rauf Denktaş kimdirŞimdi önce Rauf Denktaş örneğini verelim:

 ABD, KKTC’DE RAUF DENKTAŞ’IN 

ALTINI NASIL OYMUŞTU?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde son yıllarda meydana gelen büyük operasyonun perde arkasını açıklayan Kıbrıs’lı Gazeteci Yazar İsmail Volkan’ın şu ifadeleri Türkiye’de son yıllarda meydana gelen olaylara ışık tutuyor: 

“ABD Büyükelçisi, Cumhurbaşkanı Denktaş’a, 2000 yılı içinde “şu anda 3 bin kişiyiz, 10 bin kişiye ulaştığımız anda altınızdaki tabanı çekip almış olacağız” diyebilmiştir. Son olarak ABD Elçisi Klosson son 20 yılda bu amaçla 300 milyon dolar harcadıklarını itiraf etmiştir. Son 20 yılda AB de aynı miktarda parayı KKTC’ye yönelik psikolojik savaş için harcamıştır.”[1]

ABD’den ve AB’den güdümlü sivil toplum örgütlerinin adada sinsi ve sessiz savaşıyla Rauf Denktaş’ın yerine KKTC Cumhurbaşkanlığına M. Ali Talat getirildi. Talat’ın başa geçmesiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eğitim ve kültür alanında milli kimliği yok edecek büyük değişimler gerçekleştirildi. En önemli değişiklikler de ders kitaplarında yapıldı.[2]Milli kimliği hatırlatacak unsurlar, özellikle adada milli kimliğin adeta simgesi haline gelen Rauf Denktaş’ın ismi, KKTC’nin ilk cumhurbaşkanı olması sıfatına rağmen kitaplardan kaldırıldı.

M.Ali Talat’ın partisi olan CTP’nin, 18 Mart 2007 günü yapılan kongresi, Kıbrıs Türk kesimindeki değişimin hangi boyutlarda olduğunu ortaya koyuyordu. Kongre salonuna Türk bayrağı ve KKTC  bayrağı asılmamıştı, Rum bayrağı asılmıştı. İstiklal Marşı çalınmamış ve okunmamış, Rumların “Yurdum İşgal Altında” anlamına gelen “Çavbella” adlı marşı çalınmıştı. KKTC haritası yerine, Rumların KKTC’yi yok sayan Kıbrıs haritasına yer verilmişti. Şehitler günü ilan edilmesine rağmen şehitlere saygı duruşu yapılmamıştı.[3]

Yine KKTC’nin, resmi yayın organı BRT (Bayrak Radyo Televizyonu), milli kimlikten soyutlandı. Türkiye’yi ve KKTC’yi hatırlatan tüm izler ve görüntüler yok edildi.[4]

Hatta zaman zaman, kurumun bir Rum yayın organı olduğu izlenimini verecek programlar bile yayınlandı. Örnek verecek olursak 29.03.2007 günü yayınlanan “Duvarımız” adlı belgeselde, Türk Silahlı Kuvvetleri “işgalci/istilacı” olarak nitelendirildi ve Türk askerlerinin, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Rumlara zulmettiği ve işkenceler yaptığı iddiasında ve iftirasında bile bulunuldu.[5]

DENKTAŞ’IN ALTI BÖYLE OYULDU, ŞİMDİ

TÜRKİYE’NİN ALTI NASIL OYULUYOR?

Soğuk Savaş operasyonları çoğunlukla örtülüdür. Kitleler operasyonların gerçek yüzünü, oynanan oyunların perde arkasını açıkça göremezler. Zira düşman, insanların en çok sevdikleri değerlerin, günlük yaşantılarında en çok iç içe yaşadıkları bir etkinliğin, ya da bir hizmet olayının arkasına gizlenmektedir ve bu örtü altında faaliyetlerini sürdürmektedir. 

Reuel Gerecht adlı Eski CIA Ajanı “Know Thine enemy” (Düşmanını Tanı) adlı kitabında psikolojik ve kültürel savaş (Soğuk Savaş) ile ilgili şu değerlendirmelere yer veriliyor: 

“Örtülü operasyon, diplomasiden daha esnektir ve savaştan daha az telefat verdirir. Örtülü operasyon, gazeteler, dergiler, radyolar, uluslararası konferanslar, gazeteciler, akademisyenler ve gerilla örgütlerini finanse etmekten kurtarma operasyonlarına ve darbelere kadar pek çok alanı kapsar.” [6]

Claude Julien, “Amerikan İmparatorluğu” kitabında Amerikan sömürgeciliğinin kültürel boyutunu şöyle anlatmaktadır:

“CIA KADAR ETKİLİ SOĞUK

SAVAŞ ÖRGÜTÜ HANGİSİDİR?”

“ABD, sinemayı, televizyonu ve Dünyayı ağ gibi sarmış ajanlarıyla, her gün, daha da ileri her saat dünyaya, dünya olaylarını, bir ölçüde her ülkenin kendi iç olaylarını ABD gözü ile göstermekte ve emperyalizmin değer yargılarına göre değerlendirerek sunmaktadır. ABD, ayrıca bir kültür imparatorluğu da kurmuştur. Kitlelerin etkilenmesi ve eğitiminde kitabın, gazete ve dergilerin rolü bilinir. Ekonomik ve askeri yönden dünyanın yarısını saran bu imparatorluk, asıl etkinliğini kitaplarla, dünyaya bilimsel ve sosyal gerçekleri bozarak yaydığı kitaplarla da sürdürmektedir. Bu alanda CIA kadar etken bir örgüt de United States Information Ageney (USIA)’dır. Bu örgütün, sadece 1964 yılında bu tür kitaplara yüksek ücretler ödeyerek, profesörüne kadar sahte yazar bulduğu, Jo-san Epstern’in yazdığı gibi, ‘uydurma ve keyfi değerler sistemi’ kurarak, üniversite öğretim üyeleri, bilginler ve yazı işleri müdürlerini kullandığı bilinmektedir.” [7]

“SOĞUK SAVAŞ, SICAK SAVAŞIN 

ASKERİ OLMAYAN DEVAMIDIR”

James Petras isimli Batılı bir yazar, “Küreselleşme ve Direniş” adlı kitabında “Kültürel savaş, yani soğuk savaş askeri savaşın askeri olmayan devamıdır” demiş ve şöyle değerlendirmelere yer vermiştir: 

“Kültür emperyalizmi, hem ‘geleneksel’ hem de modern biçimlere bürünmüştür.(…) çağdaş kurumlarda köklenen yeni modern araçlar, emperyal hakimiyette gittikçe merkezi önem kazanmaktadır. Bugün başrolü, kitle iletişim araçları, halkla ilişkiler kampanyaları, reklam ve laik eğlendiriciler ve entelektüeller oynuyor. Çağdaş dünyada Hollywood, CNN ve Disneyland, Vatikan’dan, İncil’den veya politik şahsiyetlerin halkla ilişkiler retoriklerinden daha etkili oluyor. Kültürel nüfuz, askeri-siyasi hakimiyet ve ekonomik sömürüyle iç içe geçmiştir artık. (…) Evcilleştirilmiş entelektüellerin ve piyasayı tartışmaları için uluslar arası konferanslara sponsor olunmuş; gündelik hayatı unutturan sürükleyici televizyon programları ‘başka bir dünyadan’ hayaller ekmiştir. Kültürel nüfuz, karşı devrimci savaşın, askeri olmayan araçlarla devamıdır.” [8]

ABD’NİN DÜNYAYI

AMERİKANLAŞTIRMA PROJESİ

Doç. Dr. Ümit Sayın, ABD’nin dünyayı Amerikanlaştırmak üzere oluşturduğu gizli bir projesini şöyle anlatıyor: “Amerikan Derin Devletinin gizli bir projesi olan Mockingbird Projesi temelde tüm dünyaya Amerikalılaştırma operasyonunu yaymaktır. Bunun için medya, basın ve diğer olası tüm araçlar kullanılmıştır. Örneğin Hollywood bu konuda sistematik olarak devreye sokulmuş, Amerikalılaştırma operasyonunun bir parçası olarak kovboy filmlerinden, savaş filmlerine kadar pek çok film ideoloji, davranış değiştirme projesinin bir parçası olarak tüm dünyaya sunulmuştur. Ayrıca son zamanlarda moda haline getirilen Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi büyü, satanizm ve parapsikoloji içeren çocuk filmleri bu hedefin bir parçasıdır. Yüzüklerin Efendisi, CFR’nin (Council of Foreign Relations-Dış İlişkiler Konseyi) İngiliz kolu olan Royal Institute of Foreign Affairs tarafından ta 1950’lerde ısmarlanmış, bekletilmiş ve zamanı gelince uygulamaya sokulup, kitap meşhur edilmiştir.”  [9]

ABD Sömürgeciliğinin kültürel savaşında bilim adamlarına büyük roller ve görevler verilir. Bunun için bilim adamlarını kontrol edecek ve yönlendirecek bir sistem oluşturulmuştur. Doç. Dr. Ümit Sayın bu sistemi şöyle anlatıyor: 

“ABD’NİN SÜREKLİ ŞANTAJ VE 

TEHDİT ALTINDA ÇALIŞTIRDIKLARI”

“CIA’nin her üniversitede anlaşmalı öğretim üyeleri vardır. Bunlar, ulaşılması gereken kişiyle önce dostluk kurarlar. Bazı konularda yardım ederler. Amerika’daki üniversitelerde araştırma yapabilmek için, NIH (Amerikan Sağlık Teşkilatı) gibi kurumlardan grantler (araştırma parası) alınması gerekir; yoksa bilim insanları üniversitelerde kalıcı pozisyon bulamazlar. CIA, bu bilim insanlarının grant almasına ve kalıcı pozisyon bulmasına yardımcı olur. 

Bu yolla kazanamadığı bazı kişileri ise tehdit ve şantajla elde etmeye çalışır. Bu konuda Dr. Harvey Weinstein’in yazdığı ‘Psikiyatri ve CIA’ isimli kitap, bu kişilerin CIA’ya nasıl devşirildiklerini ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Ayrıca John Marks, ünlü ‘Mançurya Adayını Arayış’ isimli kitabında OSS’den bu yana, bilim adamlarının hangi yemlerle tavlandıklarını detaylı anlatmaktadır.(…) CIA ile birlikte çalışan bir bilim insanının kolay kolay sırtı yere gelmez. Yani biraz daha fazla refah ve güven için bu bilim adamları tavlanır; çok kritik işlerde çalışanlar ise daha sıkı kontrol edilmek için skandala yol açacak bilgi ve şantaj olguları karşılığında veya durumlarla sürekli tehdit altında tutulurlar. Bu bilim insanları, her zaman CIA’ye çalıştıklarını bilmezler. Devletin güvenliği ile ilgili çalıştıklarını sanırlar.” [10]

Bilim adamlarını kuşatan bu sistem, acaba Türkiye’deki bilim dünyasında ne düzeyde bir kontrol ve denetim sağlıyor?

ABD: “GÖNÜLLERİ 

BİR GECEDE FETHEDEMEYİZ!”

Amerikan stratejilerinde en çok sesi duyulanlardan Francis Fukuyama, “ABD’nin askeri güç kullanımının sonuç vermeyeceğini, bunun yerine Müslümanların, “kalbini ve zihnini” kazanacak bir politika izlenmesi gerektiğini” savunmuştur.[11] ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da “Müslüman toplumlarda özellikle genç nüfusa ulaşmanın önemli olduğunu ve bunun için öğrenci değişim programlarının ideal olduğunu ifade ile “Gönülleri bir gecede fethedemeyiz. Uzun süredir bir kötüleme vardı ve tamamen düzeltilmesi biraz zaman alacak…” demiştir.[12]

2005 yılı Şubat’ında ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un üçüncü adamı, Bakan Yardımcısı Douglas Feith de “Türkiye siyasi liderlerinin Türk halkına Amerika’yı sevdirmesini” istemiştir.[13]

TÜRKİYE’DE PSİKOLOJİK SAVAŞ

HAREKATIYLA İLGİLİ GEÇMİŞ ÖRNEKLER

Savaşın bu psikolojik boyutunda, son yıllarda ABD’den heyetlerin, TBMM ile yakın diyalogda bulunun Amerikan kökenli vakıflar sayesinde nasıl yoğun kulis faaliyetleri yaptıkları, parlamenterlerin gruplar halinde yemeğe götürülerek, Irak sonrasında yapılacak operasyonlarla ilgili nasıl psikolojik telkinlerde bulunulduğu konusunda kamuoyuna çok haberlerin yansıdığı görüldü. 

Aynı şekilde Türkiye’nin üst düzey aydın kesimlerinde Amerikan aleyhtarlığını yok etmek ve Amerikan nüfuzunu güçlendirmek üzere, milletvekillerinden, Siyasetçi kesimlerden, sanatçı, bilim ve iş çevrelerinden seçilmiş kişilerin ABD’ye götürüldüğü ve oralarda özel programlarla ağırlandığı açığa çıktı. 2006’nın Eylül ayında, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği yetkililerinden yapılan bir açıklamada 66 yıldır ABD’ye gezilerin düzenlendiği ve Türkiye’nin değişik kesimlerinden insanların Amerika’ya götürülüp orada değişik ortamlarda konuk edildiği ve ağırlandığı açıklandı. Seçilen insanların gazetecilerden, milletvekillerinden ve toplumun diğer elit kesimlerinden olabildiği belirtildi..[14] ABD’nin sivil halk kesimleriyle ilişkisi 66 yıldır sürdüğüne göre, demek ki, Amerika, böylesine psikolojik savaş girişimlerine ancak Mustafa Kemal’den sonra fırsat bulabilmiş, Türkiye’de. Sözkonusu gezi programlarının en son gerçekleştirilenlerinden birkaç örnek verelim:

●  ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde 2006’da, Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'ne (EMŞAD) burs yardımı olarak 10 bin dolarlık çek verdi. Basında yer aldığına göre, EMŞAD Genel Başkanı Nursen Dönmez’in, 2006’nın temmuz ayında ABD'de 21 gün ağırlandığı ortaya çıktı.[15]

● 2006’nın Ekim sonunda ABD Büyükelçisi Wilson, bir grup Türk siyasetçi, işadamı ve sanatçıyı Suriye açıklarında demirli Amerikan uçak gemisi Eisenhower’da ağırladı. Ortadoğu’daki savaş dolayısıyla Doğu Akdeniz’de Suriye açıklarına gelen ABD uçak gemisine, milletvekillerinden sanatçılardan, siyasetçilerden ve iş çevrelerinden seçilmiş kişiler gizli bir davet ve gizli bir gezi programıyla götürüldü ve ağırlandı. 

● Yine 2006’nın Eylül ayında gerçekleşen bir başka ABD gezisi de Anatolia Minerals adlı çokuluslu bir Amerikan şirketi tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’deki yeraltı zenginlikleriyle ilgilenen ABD şirketi, Erzincan köylerinde bulunan altın madenleriyle ilgili tasarruf haklarını elde ederken, bölgeden sorumlu olan yönetim temsilcilerini, milletvekillerinden, belediye başkanlarından oluşan ilgilileri, ABD’nin Nevada eyaletine geziye götürdü.[16]

FARKINDA OLMADAN 

CIA’YE ÇALIŞANLAR

Frances Stonor Saunders tarafından kaleme alınan “Kültürel Soğuk Savaş: CIA” adlı kitapta verilen bilgilere göre, Soğuk Savaş döneminde kültürel savaşa büyük önem veren CIA, Amerikan yemek kültürünün, giyiminin, şarkılarının ve sanatının teşviki için kültür merkezlerini, sinema filmlerini, tiyatroyu, müziği ve komünistlerden ayrılan bir çok grubu destekledi. Bunun için CIA, “Congress for Cultural Freedom” (Kültürel Özgürlük Kongresi) organizasyonunu kurdu. Bu kuruluş, 35 ülkede teşkilatlandı ve 20’den fazla dergi çıkardı.[17]

“1963-66 arası 164 vakıf tarafından yapılmış 10 bin doların üzerindeki 700 bağışın 108’i kısmen ya da bütünüyle CIA’nin kasasından gitti.” [18]

Bu vakıflar aracılığıyla CIA Avrupa’da Hauser gibi pek çok enstitü kurdu ve bu enstitülerde film gösterileri yapıldı, sergiler açıldı, konferanslar düzenlendi, festivaller yapıldı, kitaplar yayınlandı. Örneğin 50’li yıllarda George Orwell, Henry Miller gibi yazarların kitapları bu yolla basıldı ve dağıtıldı. Tüm bunlarla amaçlanan; Amerikan kültürüne ısındırmaktı. Kitap’ta CIA’nın film yapımcılarını, artistleri ve tiyatrocuları da yönlendirdiği belirtiliyor. CIA’nın devletler aracılığıyla 87 ülkede sinemaya büyük yatırım yaptığı kaydediliyor. 

Yönlendirilen sanatçılardan birçoğunun bunun farkında olmadıkları belirtilen kitapta, birçok filmin senaryosunun casuslar tarafından ortaya konulduğu ifade ediliyor. Kültürel mücadelede gazete, dergi, kitap ve radyoları da kullanan istihbarat birimleri okuyucuları yoğun bir propaganda altında tutuyorlardı. Çocuk kitapları içinde büyük bir meblağın harcandığı belirtiliyor. İstihbarat birimlerinin bu alanda yığınlarca kitabı, dergiyi ve gazeteyi finanse ettiği vurgulanıyor. CIA’in en etkili dergisinin 1953 ve 1990 yılları arasında yayımlanan “Encounter” dergisi olduğu belirtiliyor. Bu dergide tanınmış felsefecilerden Bertrand Russell ve tarihçilerden Arnold Toynbee gibi şahsiyetler yazılar yazıyordu. Yazar Saunders, bu dergide yazan yazarların farkında olmadan CIA’ye çalıştıklarını kaydediyor. [19]

Bu soğuk Savaş yöntemleri, bugün İslam’a ve Türkiye’ye karşı kültürel ve psikolojik savaşın nasıl gerçekleştirilmekte olduğu konusunda ışık tutuyor. Ve tabii ki, bu ışıkta şu sorular belirginleşiyor: 

TÜRK DIŞ İŞLERİNDE YILLARCA BAKAN

OLAN ÇAĞLAYANGİL’İN MÜTHİŞ İTİRAFI

/_np/6006/11356006.jpgABD’nin soğuk Savaş ileri karakolları bugün Türkiye’de gazetecilere-yazarlara, bilim adamlarına, sanat çevrelerine ne kadar para dağıtıyor ve bu çevrelere nasıl çalışmalar yaptırıyor? 

Vakıflara, derneklere ne kadar yardımda bulunuyor ve bu yardımlar karşılığında bu çevrelere ABD adına nasıl görevler ve roller veriliyor? Kültürel ve bilimsel etkinliklerde CIA’nin parmağı nerelere kadar uzanıyor? 

Uzun yıllar Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış bulunan İhsan Sabri Çağlayangil, ABD’nin CIA’sinden şöyle şikayet etmiştir: 

‘CIA yapar, organik bağlarıyla yapar. (…) Benim istihbarat şefimin kendisi farkında bile olmadan CIA benim altımı oyar. Elinde imkan var yabancı adamın, girmiş benim içimde. Onun için hiç şaşmam, aramam da. Bulamam ki, nasıl yaptı bulamam…” [20]

Yılların Dış İşleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in dediklerine bakarsanız ABD, ülkelerin altını oyduğu usul ve yöntemlerle, aynı şekilde onları kontrol ve denetim altında tutuyor demektir.

Bu kontrol ve denetimden ülkemizi kurtarmanın yolu nedir. Ne yapmamız ve nereden başlamamız gerekir?

Sevgiler, saygılar…

herden1950@notmail.com

 

 



[2] Cumhuriyet. 23 Mart 2007, Yeniçağ, 27.03.2007

[4] BRT'nin yeni internet sitesinde ve haber bülteni jeneriğinde, KKTC'yi bir devlet olarak tanımlayan ifade, bilgi ve semboller  kaldırılmıştır. Yeni web sayfası ile ilgili internette arama yapıldığında, KKTC'nin değil “Kuzey Kıbrıs'ın resmî yayın organı” ifadesi ile karşılaşılmaktadır. Yeni sitenin hiçbir bölümünde de “KKTC” ifadesine ve bayrağına yer verilmemektedir. Ana sayfanın sol üst köşesinde dönüşümlü olarak yer alan KKTC ve Türkiye bayraklarının yanı sıra, altında “KKTC” ifadesi ile girilen sayfada sağ üst köşedeki bayraklar ve üzerindeki “TC ve KKTC Sonsuza Dek Varolacak” ibaresi de kaldırılmıştır. Ayrıca, eski sitede KKTC'yi tanıtan, Kıbrıs Sorunu'nu ve tarihçesini, milli bayramların tarihlerini içeren bölümler ve Atatürk köşesi de yeni sitede yer almamaktadır. (http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6486 - 05.04.2007)

[5] Vatan Gazetesi, 4.04.2007

[6] Taha Kıvanç, Kulis, Yeni Şafak, 14.6.2000

[7] M. Emin Değer, a.g.e., s: 194; A.K.: Claude Julien, Amerikan İmparatorluğu, s: 300- 310

[8] Suat Parlar, Barbarlığın en yüksek aşaması ABD, s: 418-419. A.K.:Küreselleşme ve 

       Direniş, James Petras, çev.: Ali Ekber-Cevdet Aşkın-Çağlar Arın, Cosmopolitik   

       Kitaplığı, İst., 2002, s.85-86.

[9] Doç. Dr. Ümit Sayın, Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler, s: 311

[10] Doç. Dr. Ümit Sayın, Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler, s: 166

[11] Uluç Gürkan, Star, 25/02/2006

[12] Milliyet, 11.03.2006

[13] Yeniçağ Gazetesi, 20 Şubat 2005.

[14] Akşam, 15.09.2006

[15] Akşam, 12 Eylül 2006

[16] Akşam Gazetesi, 21.09.2006

[17] Frances Stonor Saunders, Parayı Verdi Düdüğü Çaldı-CIA ve Kültürel Soğuk Savaş, Çeviren: Ülker İnce, s: 13

[18] A.g.e.: s: 149.

[19] A.g.e., s: 179, 320-321-322

[20] M. Abdullah Kolak, CIA ve Ahtapotun Kolları-2, Zaman Gazetesi, 31 Ocak 1993, AK: Politika, 23 Ekim 1977

BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz
Yorumu Doğrula

Yorumlar
Günışığı Android Uygulaması
ELAZIGELAZIG
Ulu Cami’nin eğriliği tescillendi
3358 kez görüntülendi
Elazığ'da bisiklet yarışı
19694 kez görüntülendi
Sivasspor Maçı
46428 kez görüntülendi
Fenerbahçe Maçı
58612 kez görüntülendi
Sıra
Takım
O
G
M
P
1
YENİ MALATYASPOR
25
15
5
50
2
SİVASSPOR
25
12
6
43
3
ESKİŞEHİRSPOR
25
12
4
42
4
GİRESUNSPOR
25
11
7
40
5
GÖZTEPE A.Ş
25
11
7
40
6
ÜMRANİYESPOR
24
10
7
37
7
BOLUSPOR
25
10
10
35
8
BALIKESİRSPOR
24
8
6
34
9
DENİZLİSPOR
25
9
9
31
10
ADANA DEMİRSPOR
25
7
6
30
Günışığı Gazetesi - Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2013