Bugün 17 Aralık 2017 - Pazar
Spor Haberleri
Seri İlanlar
İhale İlanları
Foto Galeri
Video Galeri
Dursun Aksoy
Dursun Aksoy
dursunaksoy59@mynet.com
EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN-23 -
30 Kasım 2016 21:37

                                                               GÖNÜL TAHTINDAN

                                                     EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN-23 -

            İnsanlar, zaman zaman hayat hakkında bir şeyler söyler, kendilerince hayat hakkında farklı yorumlarda bulunur ve de hayatı çok katı bir şekilde eleştirir ve yargılarlar. Oysa asıl eleştirilmesi ve katı bir şekilde olmasa da yargılanması gereken insanların kendileridir diye düşünüyorum.

            Hayatın; kitabı, defteri, kalemi ve de yapılan yanlışları ortadan kaldırmak üzere kullanılacak silgisi olmayan bir mektep yani bir okul olduğunu, kişi ve kişilerin akıl ve mantığını sağlıklı kullanıp Allah'ın her insana olduğu gibi kendine de vermiş olduğu yeteneğini kullanabilmesiyle yaşamını sürdürdüğü bir okul ve bir yaşam biçimi olduğunu hemen her fırsatta dillendirir dururum.

            İşte bu nedenle akıl ve mantığını sağlıklı kullanmayan ve kullanamayan insanların kendileri yerine hayatı eleştirip yargılamalarını kabul etmiyorum.

            Hayatın kendine özgü vazgeçilmez ve tartışılmaz bir takım gerçekleri vardır.

            Hayatın gerçekleri içerisinde ki gerçeklerden biri de kişilerin özellerinin olmasıdır Anne, baba, abi, kardeş, abla, bacı, evlat, torun, dar günde insanın yanında bulunan dost ve de kişinin hayatında ki yönünü tayinde büyük etkisi olması hasebiyle ayrı bir yeri olan öğretmeni gibi..

            Malumlarınız olduğu üzere insanların iyi veya kötü, az veya çok eğitim aldığı ilk mektebi, ilk eğitim merkezi tabii ki ailesidir.

            Kişi ve kişilerin, kısaca öyle veya böyle bir şekilde eğitimini aldığı ilk insanların (varsa tabii ki) anne ve babası olduğu tartışılmaz gerçeklerden biridir ve bu husus hemen herkesin malumudur.

            Ailesi dışında eğitimini başka yerde başkalarında almış ve almakta olanların sayısı almamış olanların sayısından çok fazladır elbet. Bunların bir kısmı sadece medreselerde dini eğitim almış, bir kısmı hem medresede ve hem de beşeri mekteplerde yani okullarda eğitim almış, bir kısmı da sadece ve sadece beşeri mekteplerde eğitim almış ve almakta olup hayatta ki yerlerini almış ve almakta bulunanlardır.

            Bu fakirinde birçok insan gibi milli ve manevi değerler çerçevesinde ilk eğitimini aldığı yer ailesidir. Sonrasında varlığını idame ettirmeye çalıştığı (Allah hiç mi hiç zevalini vermesin) devletinin kendisine sunduğu imkanlar çerçevesinde ikinci mektebine başlayıp ilk-Orta ve Lise eğitimini almış, o günkü şartlar gereği oluşan boşluğu değerlendirmek adına kısa bir sürede olsa medrese eğitiminden geçmiş ve yıllar sonrası beşeri okullardan biri olan yüksek okul eğitimini tamamlamış biridir.

            Aile olarak rahmetli anacığımın ve rahmetli dedemin vermiş olduğu eğitimin köklü ve yerinde olması ikinci eğitim yerim olan ilkokulda büyük katkısı olduğu unutulmazlarım arasındadır hele hele anacığımın özenle büyük ölçekte vermiş olduğu eğitim.

            Bugün itibariyle milli ve manevi noktada elde etmiş bulunduğum kazanımlarımın çoğunluğu aileden almış olduğum eğitimin yanında ilkokul 3. sınıfa kadar çok kısa süreli değişen öğretmenlerimin ve de 3, 4 ve 5. sınıf dahil Allah gani gani rahmet eylesin, taksiratını affetsin ve  cennetine girenlerden eylesin Karakoçan ilçemizin eski ismiyle Zelhıder yeni ismiyle Sarıbaşak köyünden olan Şemsettin YALÇIN öğretmenimden, Orta son ve Lise döneminde de Allah selamet versin, hayırlı uzun ömürler ihsan kılsın edebiyat dersimize gelip öğrencileri olarak ayaklı kütüphane lakabını taktığımız hocamızdan  almış bulunmaktayım.

            Edebiyatı,

            Tarihi,

            Din dersini onunla sevdim.

            Edebiyatta; şiiri, yazıyı, tiyatroyu, müziği O, öğretti ve onunla sevdim ve halen sevmekteyim.

            Tarihi onunla sevdim merak edinip araştırdım ve halen daha severek araştırmaktayım.

            Dini noktada ki merakım hocamın sohbetleriyle arttı, yıllar sonrada olsa din eğitimini medresede tamamlamama vesile oldu diyebilirim.

            Şiiri ilk olarak ilkokul 3. sınıfta sevdim. İlk okuduğum şiir DUR YOLCU adlı şiirdi. Şiiri her okuyuşumda daha fazla sevmeye başladım. Sesimin gür ve güzel olması nedeniyle hemen her(Milli)  bayram şiir okuyanlardan biri ben olurdum.

            Ancak tarih, edebiyat ve edebiyatın diğer kol ve sanatlarını Ortaokul son sınıf ile Lise 1. ve 2. sınıflarda sevdim ve kavradım. Bana bugün edebi noktada (Genel olarak) bir yerde olduğumu söyleyenler varsa ki (söylemeyenler var mı bilmiyorum) Allah'a şükür üç beş kişide olsa varlar bunu ilkokul öğretmenlerim ile çoğunlukla Ortaokul ve Lisede Edebiyat Öğretmenim Hüseyin hocama borçluyum.

            Vatan, millet, milli ve manevi değerlerin tümüne karşı beslediğim sevgimin, sevdamın ve  sadakatimin sonsuz oluşu ve perçinleşmesinde de Hüseyin hocamın katkısı unutulmaz.

            İşte bu hafta bugün varlığımın menbaı olan, tarihi derin ve kültür yelpazesi geniş, milli ve manevi değer noktasında taviz vermemiş, laik olduğu bir sahibe (Sahip çıkana) de sahip olamamış kadim bir şehir, 23 Plaka ile gönüllerde ayrı bir yer etmiş Elazığ'ımızın hayranı, sevdalısı, fahri hemşehrisi kabul ettiğimiz, birçok Elazığlı geçinenden daha çok Elazığlı olan bir şahsiyeti, biz Elazığlıların özeli olan 23 nolu Plakamızla özellerimden biri, çok yönlü bir edebi şahsiyet olan bir öğretmenimi sizlerin bilgisine sunmaya çalışacağım. 

            Özellerimden biri olan bu edebi şahsiyet;

            Ecdadımız Osmanlı'nın zayıflayıp çöküşe doğru gittiği dönemde bizleri yok etmek emeli taşıyan, merhum M. Akif Ersoy'un şiirinde ki ifadesiyle ''Tek Dişi Kalmış Canavar'' lar dan başı çeken İngilizlerin istilaya kalktığı ülkemizi kurtarmak adına büyük bir  mücadele başlatan büyük devlet adamı, büyük komutan, ufkunun genişliği ve zekasının üst seviyelerde olduğu tartışılmaz merhum Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da çıktığı Samsun'un;

            Denize nazır ve geniş bir sahili bulunan,

            Yamaç paraşütünün yapıldığı,

            Tarımın bol işlendiği büyük bir ovaya sahip,

            Fındık ve meyve bahçelerinin bol olduğu,

            Sanayinin de kendini konuşturduğu,

            Kültürel ve sosyal noktada varlık gösteren

            Eğitime ciddi anlamda önem verilen ve okumuş sayısının Türkiye ortalamasının üstünde olan ilçesi Terme'nin yetiştirdiği eğitimci, yazar kimliğiyle edebi şahsiyet olan Hüseyin ÖZBAY Beyefendi dir.  

            Edebi Şahsiyet Hüseyin ÖZBAY;

            Öncelikle insan endeksli bir eğitimci,

            İyi ve fedakar bir aile reisi olmanın yanında iyi ve fedakar bir dost,

            Gözü tok, gönlü deryalarca zengin, varlığını hiç düşünmeden sevdikleriyle paylaşan,

            Dostluğu üç-beş kişiye değil vatana, vatanın sevdalısı her ferdine, özellikle okuyana ve okumak isteyene

            Kendini insanlığa adamış ve insanlık için ezadan ve cefadan kaçmayarak gerektiğinde elini taşın altına koyabilmiş,

            Milli ve manevi değerlerine bağlı ve bakış açısı çok derin, bunu da gösteriş, riya ve istismardan uzak sade bir tarzda yaşayan ve icra eden,

            Tüketici ruhtan uzak, sahibi olduğu üretici ruhla en kıymetli hazinelerden biri konumundaki zamanı yerli yerinde değerlendirip ilim ve bilimde ki kazanımını elde ettiği tecrübesiyle bütünleştirip bilimsel üretime dönüştüren,

            Eğitimciliği sade bir öğretmenlik olarak görmeyip toplumsal düşünerek toplum yararına birden fazla eser üretip yayın hayatına kazandıran,

            Eserler üretmekle kalmayıp eğitim ve bilime dayalı konferanslar veren, verilen konferanslara katılım sağlayarak katkı sunan,

            Bu da yetmezmiş gibi görevinin üstünde görevler üstlenip ülke ve milletinin kültürünü zenginleştirmek adına zaman zaman  Türk Cumhuriyetleri ve topluluklarına giderek kimi zaman kısa, kimi zaman uzun süre kalıp toplumsal görevi ifa etmesiyle birden fazla dil ve lehçe bilgisi bulunan,

            Şahsım ve gibi birçok insanın öğretmeni olarak çok yönlü yetişmemizde büyük rolü bulunan,

            Öğretmenlik dönemlerinde bulunduğu yer ve mekanlarda oluşturmuş olduğu kütüphanesinden birçok öğrencinin olmakla beraber dostlarının istifade ettiği gibi öğretim görevlisi olduğu günden bugüne kadar da odasında ki kitapları öğrencilerinin istifadesine sunan,

            Eğitimciliği sadece edebiyat üzerine olmayıp tasavvuf ve felsefe alanında da yürüten,

            Hayatında yaşadığı zorlukları çok olmasına rağmen bu zorlukları gösteren ve yaşatanlara kızmış olsa da devletine hiç mi hiç kızmamış ve küsmemiş olmakla beraber bir gün olsun şikayette bulunduğu görülmemiş ve duyulmamış,

            Dost oldukları ve dost bildikleri ile öğrencilerinin ifade ettikleri gibi gerçek bir dost, lehçe noktasında dahi, iyi bir rehber, insanların ufkunu kapatan değil açan ve açılmasını sağlayan, edep timsali,

            Fikir ve kültür noktasında insanların hayatını şekillendirmesinde öncülük etmiş ve etmekte olan,

            Bilgi ve birikimini kendinde ketüm kılmayarak toplumsallaştırdığı için toplumun gönlünde ayrı ve farklı bir yeri bulunan,

            Şahsımla beraber birçok öğrencisine kitap okuma alışkanlığı kazandırmış ve kitap kurdu kılmış olmasının yanın da ayaklı kütüphane olmasıyla da bilgi ve birikimini ayak üstüde olsa aktarma yeteneği yüksek,

            Her şeyden önce yukarıda ifadeye çalıştığım üzere yıllar önce öğretmenim olarak edebi noktada şahsıma olmakla beraber birçok insana kattığı güzelliklerden ötürü özeldir, babacan tavrıyla özellerimden biridir Hocam Hüseyin ÖZBAY..

            Öyle inanıyorum ki hocamız sadece bu fakirin özeli değil, birçok öğrencisinin ve dostlarının da özeli olan biridir, çok yönlü bir edebi şahsiyettir.

            Şahsımın özellerinden biri olan hocamızla alakalı sadece biz düşüncemizi ifadeye çalışmadık bugün. Hocamızın dost ve öğrencilerinden bir kaçının da kendisiyle alakalı elimizde bulunan duygu ve düşüncelerini buraya aktarıp sizlerin bilgisine sunmak istedik gerçek dostun, gerçek öğretmenin ve de  gerçek bilim adamının bilinmesi adına.

            Hocamızın buna ihtiyacı mı vardı? Hayır kesinlikle. Biz bunu edebi kişiliğinin birçok insan tarafından bilinmesi için yaptık birçok edebi şahsiyet adına yaptığımız ve daha da yapacağımız gibi.

            Bu çalışmamız hizmet ehli edebi şahsiyetlere karşı bir vefa duygusudur.

            Hocamızı hasbelkader anlatmaya çalışırken kelimelerin kifayetsiz kaldığını da belirtmekte yarar var.

            Evet az veya çok, doğru veya yanlış bizden buraya kadar diyoruz. Şimdi hocamızın dost ve öğrencisi olanların kendisi için aktardıkları duygu ve düşünceleriyle siz okurlarımı baş başa bırakıyorum.

                                                       DOST HÜSEYİN ÖZBAY

            Önemseyerek kullandığımız birçok kavram içinde en çok kullanılan kavram dost ve dostluk kavramıdır günümüzde pek bilinmiyor ve yaşanmıyor olsa da.

            Bu kavramın biz insanlar arasında ayrı bir yeri vardır. Dost kavramını günümüzde irdelediğimiz zaman bir gerçek dost vardır, birde dost geçinen vardır. Dost veya dostluk sadece ve sadece insanlara karşı yaşanan olarak bilinse de aslında vatana, millete, kısaca tüm değerlere karşı beslenen ve yaşanan bir duygu, erdemli bir haslettir.

            Şahsım olarak dost derken sadece insanlara karşı değil, tüm değerlere karşı dost olan, gerçek dost olarak yaşayanlar arasında Hüseyin ÖZBAY Beyefendi aklıma ilk gelenlerden biridir..

            1972 yıllarında ilçemiz Karakoçan Lisesine Edebiyat Öğretmeni olarak atanıp Danış Palas Oteli'nin bir odasında oluşturduğu mini kütüphanesini öğrencilerinden öte insanlığın hizmetine sunan Hüseyin hoca, iyi bir eğitimci kimliğini sergileyerek dostluğunu göstermiş olup o gönül dünyasının zenginliğiyle birçok insanın gönlünde olduğu gibi benim gönlümde de ayrı bir yer aldı ve iz bıraktı. Dostluğun ne denli kıymetli olduğunu yaşadığı dostluğuyla hissettirip bizleri kendine dost kıldı ve o gün bugündür sevdiğim dostlarımdan biri oldu.

            Hüseyin hocamızı dost kabul edişimiz, şahsımıza karşı olan dostluğundan öte insanlığa ve tüm değerlere karşı gerçek dost oluşudur

            Gerçek dost ve gerçek bir eğitimci olarak gördüğümüz Hüseyin Hoca'ya insana ve insanlığa yaptığı hizmetlerinden ötürü sonsuz sevgilerimi ve şükranlarımı sunarım. İbrahim ELGİN

                                                       Hocam Hüseyin ÖZBAY

            Değerli hocam Hüseyin ÖZBAY’ ın 1981-1985 yıllarında Gazi Üniversitesi,Gazi Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğrencisi olma bahtiyarlığına eriştim. Eski Türk Lehçeleri alanında bir derya olan hocamızın dersleri, mesela bir Yeni Türk Edebiyatı dersi kadar ilgimizi çekmiyordu ilk başlarda. Onuz yalın ve güzel kişiliğini tanıdıkça dersine olan ilgimiz de zaman içinde artar oldu. Ders dışı zamanlarda ben ve arkadaşlarımı odasında kabul edişini, hayat ve düşünce ufkumuzu açan kısa ve net uyarılarını unutmam mümkün değil.

            Ankara’da bulunduğum zamanlarda aradığım, görüşmeyi arzuladığım ender hocalarımdan olan Hüseyin ÖZBAY’ın, akademik hayata başlamadığı öğretmenlik yıllarında Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde lise öğretmenliği yapmış olması, aramızdaki gönül bağını kuvvetlendiren bir özel sebep olagelmiştir daima. Hüseyin ÖZBAY’ın öğrencisi olmuş olmak, sonradan tanıdığım Elazığlı hemşehrilerimle dahi birbirimizi sevme ve yakınlık duymamıza kuvvetli bir sebep olmuştur.

            Değerli bilim adamı, kadirşinas güzel insanı saygı ve sevgiyle yad ediyorum. Serdar SERTDEMİR

                                                          BEYLİKTE ÖZ OLMAK
            Liseli yıllarımız, hayatımıza yön veren yıllarımız. Sevmeyi, sevilmeyi, sevdayı, aşkı, azla yetinmeyi, çoklukta boğulmamayı öğrendiğimiz yıllar. Düşünmeyi, akıl etmeyi, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmaya başladığımız yıllar.
            Belki de insanın bir rehbere, kılavuza en çok ihtiyaç duyduğu yıllar. Belirlediği menzile varmak için yola koyulan yolcunun en sıkıntılı anı, üç- beş yolun kesiştiği bir kavşakta bulunduğu andır. Yolcu burada onu sapasağlam limana götürecek güvenilir bir rehbere ihtiyaç duyar. Yanılgıya düşmemek için en içten dualarını burada dile getirir. Hayatı boyunca yaşayacağı sıkıntıların veya rahatlığın, huzurun mutluluğun başlangıç noktasıdır bu kavşak.

            İşte liseli yıllarımız, üç- beş yolun birleştiği kavşak. Bu kavşakta aranan rehberle tanışan yolculardan biri de bendim. Çünkü beylikte öz olanla tanışmayı Yüce Rabbim bana da nasip etmişti. Değerli hocam Hüseyin ÖZBAY' la (ÖZBEY)le tanıştım. Kibarlığı, nezaketi, hoşgörüyü, her şeyden önemlisi, vatan sevgisini millet olma şuurunu, şiiri, edebiyatı, güzel konuşmayı, ona benzemeye çalışmanın bana kazandırdıklarıdır.
            Güneşin insanları, tabiatı ısıttığı bir hafta sonuydu. Köyümüzün ileri gelen ailelerinden çelikler ailesine mensup Resul ÇELİK; Karakoçan Belediye Başkanı Abdülselam ÇİÇEK
' i Karakoçan' da görev yapan birçok daire amirlerini, yörenin kanaat ve dini önderlerinden molla Ubeydullah' ı köye davet etmişti. Yenilip içildikten sonra sıra muhabbete gelmişti. Köy odası hınca hınç dolu gelenler pür dikkat mola Ubeydullah ve Hüseyin ÖZBAY' ı dinliyorlardı. Konu dönüp dolaşıp tasavuffa geldiğinde Hüseyin ÖZBAY hocamızın bu konudaki derin bilgisi herkesi hayrete düşürmüş hatta mola Ubeydullah bile hocamızın bu konudaki görüş ve düşüncesi karşısında aciz kalmıştı. O gün gerçekten Sayın Hüseyin Özbay için söylenen ayaklı kütüphane tabirinin ne kadar yerinde olduğunu gördüm.

            Bu günlere gelmemizde büyük emeği olan kıymetli hocama sağlıklı uzun ömürler dileklerimle. Sevda anlatılmaz yaşanır. M. Faik GÜNGÖR

                                                   Hocam Hüseyin ÖZBAY

            Fikir ve Kültür hayatımızın şekillenmesinde emeği olan, Yunus Dilli, Mevlana gönüllü birikimi ve yaşamıyla herkesin saygı ile yad ettiği Kamil insan, Kadir Şinas Hocam Hüseyin ÖZBAY’ ın öğrencisi olmaktan son derece mutluyum. 1973-1975’li yıllarda Karakoçan’da Toprakla buluşturduğu fidanlar bugün meyvesini vermişse, milli şuur, birlik, beraberlik ve dayanışma ülküsü ile gelecek nesillere ve ülkemize bir katkımız oluyorsa bunu değerli hocamıza borçluyuz. ‘’ Dostun evi gönüllerdir’’ Gönüller yapmaya gelen değerli hocama gönül dolusu selamlarımı iletir, hizmetlerinin devamını dilerken, hayırlı bir ömür geçirmesini Yüce Allah’tan niyaz ederim .

            Hocam hakkında ki duygu ve düşüncelerimi sayfasında değerlendirmek adına yazmama vesile olan değerli dostum, M. Dursun AKSOY’ a da teşekkür eder, başarılar dilerim . Habip YAŞAR

                                                                 Hüseyin ABİ

            Hüseyin Abi ile tanışmam hayatımın dönüm noktalarından biridir. Naçizane, edebiyata, felsefeye, psikolojiye, genel olarak düşünmeye ve tahliller yapmaya yönelmemin en büyük müsebbiplerinden biri odur. İyi ki de öyledir. Hocamdan hayatım boyunca işime yarayan çok şey öğrendim.

     Ben üniversiteye girdikten galiba bir iki sene sonra ilçemizdeki liseye tayın olmuştu. Tatil dolayısıyla memlekete geldiğimde tanışmış, dost olmuştuk. Gençler, ”profesör gibi bir edebiyat hocamız var,” dediklerinde yanına yaklaştım, sohbetinin müdavimi oldum. O gündür bu gündür kendisini bırakmadım.

     Değerli Abimizin özelliği sadece çok bilgili olmak ve mükemmel konuşmak değildi. Aynı zamanda alçak gönüllü, fedakar, mert olmak ve örnek bir insan teşkil etmekle de gönülleri fethetmişti. Karşılıksız olarak, bütün benliği ve içtenliğiyle memleketi ve insanları sevdiğini, yanında birkaç dakika bulunmakla hemen anlardınız. “Yaratılanı severim yaratandan ötürü,” sözü, bence tam olarak ona uyuyordu.    

    Yaşça benden büyüktü ama ağabeyliği sadece buradan gelmiyordu.  Davranışları, yol göstermeleri ve kişiliğiyle bunu fazlasıyla hak ediyordu. Sakin, mütevekkil, mütevazı hallerini ve doyurucu sohbetlerini unutmam mümkün değil aziz büyüğüm. Zaten ortaya koyduğun kıymetli eserlerle de bunu gösterdin, Karakoçanlıları yanıltmadın.  

    Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin, sevgili Abim. Dr. İhsan YAŞA  

            Yıllar önce öğretmenliğimi yaparken hayatıma yön verip şekillenmeme katkı sunmasıyla özellerim arasına koyduğum öğretmenim ve ağabeyimi hasbelkader kendimce anlatıp bilginize sunmaya çalıştım. Ancak şahsımdan öte birçoklarının yanında da ayrı bir yeri ve değeri olduğuna inandığım hocamı, edebi şahsiyeti birde kendi lisanı haliyle tanıyalım istedim.

            İşte siz değerli okurlarım, işte eğitimci yazar, ilim ve bilim adamı, edebi şahsiyet  Hüseyin ÖZBAY Beyefendi..

                               EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN HÜSEYİN ÖZBAY KİMDİR?

            1951 yılında Samsun ili Terme ilçesinde doğdum. Sonraları ve her zaman “İyi ki Terme”de doğdum.” dedim ve şükrettim. Çocukluğumu olduran toprak, su, yeşillik, çiçek, dağ, bayır, düz, ırmak, deniz, göl, pirinç tarlaları, mısır çapalamaları, panayır, güreş/ at yarışları, ilk çimmelerimiz, bilhassa yazlık Turan sineması filmlerinde dökülen göz yaşları ;atlar, öküzler, kömüşler, palazlar, kurbağa ve ağustos böcekleri senfonileri tabii ki benim için sarıcı, sarsıcı ve yönlendirici toplumsal aura oldu.

            İlk büyük heyecanım olan Atatürk İlkokulu ile ikinci sınıftan itibaren devam edip mezun olduğum Yahya Kemal İlkokulunu ve merhum Osman Şentürk öğretmenimi hiç unutmadım. Sonra 1965 yılında o zaman Terme’nin en güzel yerinde bulunan Terme Ortaokulunu ve aziz öğretmenlerimi de daima hatırladım. Bana ve arkadaşlarıma aşılanan ilk bilgiler nasıldı ve ne düzeydeydi şimdi bunu tam çözümleyemiyorum ama onları kaderimin deniz feneri olarak bilinçaltımda sakladım hep.

            Sonra Karadeniz”in minyatür güzelliğinde bir şehri olan Perşembe’de Öğretmen Okuluna başladım. Burası; ilk ayrılışın, sosyal yaşamanın, yatılılığın ve her sabah çarşaf gibi serili duran denizin ve onun kokusunun unutulmaz sinerjisiyle geçti. İkinci sınıfın sonunda İstanbul Yüksek Öğretmen Okuluna seçildiğimi öğrenmem ise hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu lise hazırlık son sınıfını bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine girdim. Aziz Hocalarım Mehmet Kaplan, Ahmet Caferoğlu, Ali Fehmi Karamanlıoğlu, Muharrem Ergin, Faruk Kadri Timurtaş, Necmettin Hacıeminoğlu, Ahmet Kabaklı, Nihat Sami Banarlı, İbrahim Kafesoğlu’nu rahmetle anıyor, Ömer Faruk Akün, Kemal Eraslan Hocalarıma da uzun ömürler diliyorum.

            Yüksek Öğretmen Okulunu ve Edebiyat Fakültesini bitirdikten sonra iki buçuk yıl görev yapmak üzere Elazığ'ın Karakoçan Lisesi edebiyat öğretmenliğine tayin oldum. Burada geçen mutlu ve kederli yıllarımı, ilk öğrencilerimi, aziz şehir Elazığ”ı, Gakgoş kültürünü öyle benimsedim ki hiçbir zaman unutamadım. İlk öğretmenliğin zorluğu kadar heyecanını, mutluluğunu yaşadım bu şehirde. Sonra da nazar değdi ve mayamızı bozmaya çalıştılar.Hakk’ın tuttuğunu kimse bozamazdı tabii.

            Ben orayı Karakoçan’ı, aziz öğrencilerimi, Harput’u, Elazığ’ı, orada yaşananları, acıları, tatlıları, dostlukları, içtenlikleri hep andım, hep anıyorum. Beni iki yıl mesleğimden edenler şimdi neredeler acaba? Oysa ben kendi var oluşumu Hakk’ın ve dostlarımın yardımlarıyla kanıtlamaya çalışarak geldim. Kısa dönem askerliğimi müteakip 1975 yılında Terme Lisesi edebiyat öğretmenliğine atanınca inanılmaz duygular ve heyecanlar yaşadım. Mazime avdet edecektim ve büyük bir sorumluluk altına girecektim. Burada da yaklaşık üç yıl görev yaptım. Termeli öğrencilerim bana unutulmaz bir rehabilitasyon dönemi yaşattılar. Sevgili, saygılı, duygulu, heyecanlı, edebiyat ve sanat âşığı Termeli gençlerin varlığı bana yeniden ve iman edercesine “ İyi ki öğretmen olmuşum.” dedirtti. Bu öğrencilerimin çoğu okudular ve önemli görevler yaptılar. Hatta içlerinde rahmetliler de oldu. Büyük tiyatro ve sanat kabiliyeti Fatih Pekmez bunlardan biriydi . Onun İzmir”de vefat ettiğini öğrenince o gün benim için kapkaranlık geçti.

            1978 yılında sevgili öğrencilerimden ve hepsini hayırla andığım meslektaşlarımdan ayrılarak Ankara”daki Gazi Eğitim Enstitüsünde göreve başladım. Şaşırdım burada ve hemen geri kaçmak istedim ama olmadı. O zaman kendi kendime bir söz verdim.” Ben ne olursa olsun Ankaralaşmayacağım.” Ankara bürokratik soğuk yüzlü insanlarla tanıştırdı beni de ondan yaptım bu akti. Milli Eğitim Bakanlığında taşradan bir derdi ve isteği ile gelmiş yaşlı başlı öğretmenlerin memurlar tarafından azarlandıklarına şahit olmam da bu kararımda etkili oldu. İnsan bir ortama girince bir zaman sonra sevmediği bir kokuyu bile hissetmez ya Ankaralılaşmak beni öyle bir psikolojik korku ile baş başa bıraktı. Ya ben de taşradan yanıma gelenlerle dilimin ucundan konuşursam, ya ben de onları bürokratik boyalar bulaşmış bir yüzle karşılarsam ne olurum diye korktum ve ondan sonra sürekli kendi kendimi sorgulayarak bu duyguyu ve duyumu unutmamaya çalıştım.Ama zompiler yine yakama yapıştılar ve iki yıl daha öğrencilerimden uzakta “ müstafi” yaşadım. Barış ve özgürlük kavramlarını pis bir sakız gibi çiğneyenlerin ekmeğimle oynamaları beni elbette ekmeksiz ve nimetsiz bırakamadı. Rızkın kimden geldiğini biliyordum ben. Amenna ve saddakna öyle oldu.Arkamda pislik ve vicdansızlık bırakmadım hiç.

            1982/83 yılında Gazi Üniversitesinin kurulmasıyla birlikte Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim görevliliğini sürdürürken bu üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde Çağdaş Türk Lehçeleri alanında yüksek lisansımı ve doktoramı tamamladım. Doktoramı 1938 Stalin kırımında katledilen büyük ceditçi ve edebiyatçı Abdulhamid Süleymanoğlu ÇOLPAN hakkında yaptım. Hâlen bölümde Çağdaş Türk Lehçeleri( Azeri, Özbek, Kazak, Kırgız, Uygur vb Lehçeler) dersi ile yüksek lisansta Türk Gramerine Yaklaşım Sorunları dersini okutuyorum. Sentaks, Leksikoloji, Türkçenin anlam bilimi, dil ve kültür dersleri de ilgim ve uygulama alanıma girmektedir.         Üniversitem dışında uzun yıllar Milli Eğitim Bakanlığının Yaz Okulu Seminerlerinde Türkçe, Türkçe ve edebiyatın öğretimi, yeni teknik ve metodoloji konularında ders verdim. Hitit Üniversitesinin kuruluş aşamasındaki Fen Edebiyat Fakültesi ile Bolu'daki İzzet Baysal Üniversitelerine de ders vermek için gittim. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi ile Tobb Üniversitesinde de birer ikişer yarı yıllık dersler verdim. Üniversitemden izinli olarak Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla 1996-99 yıllarında Makedonya’nın Başkenti Üsküp şehrindeki Aziz Kiril ve Metodi Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türkoloji Bölümünde yurt dışı görevde bulundum. Ortasından Vardar nehrinin aktığı ve Osmanlı atalarımızın bakiyelerinin muhafaza edildiği, büyük Türk şairi Yahya Kemal Beyatlı”nın doğduğu ve ilk on altı yılını geçirdiği bu aziz şehirde unutulmaz dostlara ve anılara sahip oldum. İkinci yurt dışı görevimi ise Tanrı Dağlarının eteklerinde kurulmuş, Manas'ın, Yusuf Has Hacib' in, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Cengiz Aytmatov' un ülkesi Kırgızistan'da yaptım.

            Kırgızistan Türkiye ortak üniversitesi olan Manas Üniversitesinde geçen 2004-2007 yılları da benim için unutulmaz oldu. Atlar, göller, nehirler, çılgın vadiler ve yüzlerce altı bin metrenin üstünde dağları ve kabiliyetli ve saygılı öğrencileriyle geçirdiğim üç yıl için Tanrı”ma şükrediyorum. Bilimsel çalışmalarıma bu dönemde de ( 2014 ve 2015) iki yurt dışı görevle devam ettim. Makedonya”nın İştip şehrinde Goçe Delçev Üniversitesi Türkoloji Bölümünde yoğunlaştırılmış olarak sentaks, leksikoloji, frazyoloji dersleri verip döndüm.

            Halen Gazi Üniversitesindeki görevime devam ediyorum. Bilimsel çalışmalarım dışında deneme, inceleme, eleştiri, dil ve düşünce, dil bilimi alanlarında da yazmaya çalışıyorum. Ankara”da etkinliklerini sürdüren Avrasya Yazarlar Birliği Yönetim kurulu üyesiyim. Türk Ocakları Genel Merkezinde dört yıldır faaliyetlerini sürdüren “ Kuşlukta Yazarlar Topluluğu” üyeliğini ve başkanlığını da sürdürüyorum.

            AYB bünyesindeki Edebiyat Akademisinin yedi yıldır sürdürdüğü Yazarlık Okulunun “ Deneme Atölyesi “ hocalığı ile Kurgan Edebiyat Dergisi sanat yönetmenliği ve yazarlığına da devam ediyorum. Ayrıca, Kardeş Kalemler, Türk Yurdu, Köln”de yayımlanan Yeni Dergi, Türkiye Dergisi, Elazığ”da yayın hayatını başarıyla sürdüren Külliye dergisi ile Devlet ve Yeni Düşünce dergilerinde de mümkün oranda yazıyorum. TRT Ankara radyo bir”de iki yıl boyunca Dünden Bugünden edebiyat programı yazarlığı yaptım. İçinde bulunduğumuz yılda da Trt radyo Kent Ankara”da AYB Başkanı Yakup Ömeroğluyla birlikte haftada bir saat( Salı: 20.00-21.00 arası) Söze Dair sohbet programını canlı olarak yürütüyoruz.

            Yüksek Lisans ve akademik toplantı, sempozyum bildirileri, paneller dışında basılmış ve baskıda olan çalışmalarım şunlardır:

            Şiir Burcunda Çocuk( Mustafa Tatçı ve Bahattin Karakoç”la ortak çalışma. Mil. Eğ. Y. 1993)        Yunus Emre ile İlgili makalelerden Seçmeler(M.Tatçı ile ortak çalışma. Kült Bak Yay. 1990)        Hacı Bektaş-ı Veli- Makalat(Sadeleştirilmiş yayın. Kült. Bak. Yay.1990)

            Çağdaş Özbek Şairleri Antolojisi(Türkiye Türkçesi için hazırlandı ve aktarıldı. Kült. Bak. Yay.2000)

            Vatandan Güzel Yar Olmaz(Nurali Kabul”ün Özbekçesinden Türkiye Türkçesine uyarlama ve yayın.1995)

            Çolpan”ın Şiirleri(Türk Kült.Araşt. Ens. Yay.1994 Özbekistan Yazarlar Birliği Uluslararası Çolpan Ödülü)

            Aldanışların Penceresinden(Deneme; ikinci üçüncü bas.Kurgan Yay.)

            Hüznün Dili (Deneme; birinci baskı Berikan , ikinci baskı Kurgan Yay.)

            Kelimeler Kuşatması(Deneme; birinci baskı Berikan ,ikinci baskı kurgan Yay.)

            Dokunmalar( Deneme, eleştiri, baskıda)

            Dünden( Edebiyat sohbetleri, baskıda)

            Bugünden( Edebiyat sohbetleri, baskıda)

            Bişkek Günlüğü ( Günlük -Anı, baskıda)

            Son olarak şunu demek isterim. Bana sübjektif ve duygusal da olsa aziz Karakoçanlı, Termeli ve Gazi’li öğrencilerim, arkadaşlarım, dostlarım, küçük ve büyüklerimle bu heyecanımı ve düşüncelerimi paylaşma imkanı verdiği için sevgili Mehmet Dursun Aksoy’a çok teşekkür ederim.   ”Bu gök kubbe altında söylenmedik hiçbir söz kalmadı.”yargısına asla katılmıyor bugün söylenecek daha çok ve yeni şeylerin olduğuna yürekten inanıyorum. Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle…

            Evet değerli okurlarım kendilerini hasbelkader tanıtmaya çalıştığım, kendileri de öz geçmişleriyle kendini sizlere anlatmaya çalışan çok ama çok değerli, yukarıda ifade ettiğim gibi özellerimden birisi olan Karakoçan Lisesinden Edebiyat öğretmenim Sn. Hüseyin ÖZBAY hocama, ağabeyime hayatıma katıp kazandırdıklarından dolayı minnettar olduğumu ifade eder, sonsuz şükranlarımı sunar ellerinden öperim.

 

                                                                        AYETLER

*Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet, onların heveslerine uyma. Allah'ın sana indirdiklerinden bazısından seni çevirmemeleri için onlardan kaçın. Eğer onlar yüz çevirirler ise bil ki Allah, bazı günahlarından dolayı onları cezaya uğratmak ister. İnsanlardan bir çoğu fasıktır. Maide:49

*Onlar hala cahiliyenin (Devrinin) hükmünü mü arıyorlar? Yakinen bilen bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır? Maide:50

                                                                  GÜZEL SÖZLER

*Pedagoji bilim öğretmenlik sanattır. Bilim hayretten sanat hayranlıktan doğar. Bilimle sanatın bu derecede birbirine yakın olduğu hatta birbirine evirildiği başka bir alan var mıdır, bilmiyorum.
Bir öğretmende hayret ve hayranlık yoksa orada problem var demektir. Bu iki kaynak, öğretmende iki kanattır. Tek kanatla uçulamayacağını biliriz.
*Bilimin kökü olan hayret olup bitenleri anlamaya, bunun için de soğukkanlı bir duruşa ve nesnelliğe ihtiyaç gösterir. Tam bu noktada salt bir nesnellik ve gözlemde kalınırsa püritan bir anlayış egemen olur.

*Sanat odaklanmayı ve adanmayı gerektirir. Zekânın ve bilginin sadece taşa, tabiata, eşyaya değil daha fazla olarak insana uygulanması içtenliği ve adanmayı elbette şart kılar.
*Özdeşleşme modeli olmalıdır öğretmen. Özdeşleşme barışın da huzurun da mutlu sürecidir.
Öğretmen yüksek ideallere kendini adamalıdır. Adamanın getirdiği mutluluk hiçbir değerle ölçülmez. Yaptığı işi bordrosu ile özdeşleştirip sunan tatsız tuzsuz bir eyyamcılığın mutlu sonuçları olamaz.

*Bilgi, duygu, akıl, heyecan yüksek bir isteklendirme ve odaklanma, ülke ve millet sevgisi ve bilinci her öğretmende olması gerekenlerdir. Güzellik, iyilik ve doğruluk temsil edilirse özdeşleşme modeli olur. Hüseyin ÖZBAY

                                                                        SANDIK

                                                                                                                   Hüseyin ÖZBAY
    
Havuz koy adını bu dağınık notlara, dedi bir arkadaş. Bu havuz kelimesini kültürel kavram olarak da ekonomi terimi olarak da kumbara niyetiyle de kullananlar var, biliyorum. Oysa bu kelimenin kültürel birikim kavramı bağlamında kullanılması da beni o kadar ilgilendirmiyor.

     Anlamları bir yana dursun kimi kelimeler ses olarak etkilemiyor beni. Beni kendine çeken ve derinden duyuran bazı kelimeler sanki notalandırılmış mini bir beste gibi geliyor bana.
Kimi zaman beste prozodik olmasa da kelime sarar beni. Çünkü kelimelerin bir de çağrışımları ve psikolojik etkileri vardır. Bunun içindir ki Tanpınar Önce kelimeleri öğreniyoruz sonra anlamlarını,der.

     Gördüğümüz güzel bir yeri onun adıyla hatırlarız. İkide bir gereksizce köy adlarımızı değiştirenler bunun hiç şuurunda olmasalar da doğduğumuz yere ait mensubiyetimizi sağlayan ve güçlendiren de onun adıdır. İsmiyle müsemma denilen budur Bir sevinç hâli yaşadığımız zamanlar ya da başımıza bir musallatın geldiği yerler çağrışımın bereketli mekânları olur bizim için.
     Çocukluğu havuzlarda arkadaşlarıyla yüzerek geçen birisine havuz kelimesi de güzel gelir, tabii ki.         Bu bağlamda söylemem gerekirse beni erik kelimesi de çok sarar. İki katlı ahşap evimizin penceresinden elimi uzatır, yeşil, sulu, kokulu İstanbul eriklerini koparıp yerdim. Büyüklerimizin olmadığı günlerde pencereyi açarak oradan erik ağacının dalına asılır, yere kadar inerdik.
Kışın karda bile meyvesini tattığım ve nedense uzun zaman anı dünyamdan çıkmış olan üvez de böyle kelimelerden biridir.

      Evin yanında pınara inerken göğe uzayıp giden bir ağaçtı üvez. Nedense bana yalnız kalmış ve geç zamanlarda üzerindeki başak kabilinden az miktardaki üvezi bedeninde taşımakla son görevini yapıyormuş gibi bir gariplik hüznü verirdi. Geç zamanda küçük, kahverengimsi meyvesi daha da ballanırdı bu uzun ve garip ağacın. Şimdi yok, nerede kaldı bilmiyorum. Yitirdiklerimin sayısı çoğaldıkça onlar için hasretimin artması bir kıymetiharbiye ifade eder mi, bilmiyorum.
Bizimen başka zamanlara götüren ve geniş çağrışımı olan kelimeler, hoşumuza gider. Onun için dil aynı zamanda bir insanın “ yaşayan kültürü”dür, kendisidir, belleğidir, anılarının sandığıdır.    

      Kelimenin sahih anlamı, dostluğu; öğrendiğimiz köken, ses ve biçim bilgisiyle değil onun yaşantımızdaki etkisiyle oluşur. Ana dilimizin bizim için tayin ettiği sınırlar dünyamızdır, Witgenstein’ın dediği gibi.
      Beni çocukluğumdan beri en çok etkileyen kelime ve kavram nedir diye kendi kendime sorduğumda havuz yerine anlamı, sesi ve çağrışımıyla beni en çok saran ve bırakmayan sandık kelimesini kullanmak istedim bu sayfa için. Belki yazdıklarım benim mor sandığımdır.
        Sandık beni en eskilere götüren çağrışım göstergelerimden biridir. Hep iki katlı ahşap evimizdeki sandıkları hatırlarım. Orhan Pamuk’un Nobel ödünü aldığı salonda yaptığı konuşmanın adı Babamın Bavulu yerine Annemin Sandığı olsaydı çok da etkileyici olurdu. Ama onun için o bavul annesinin sandığından daha etkili oldu ki orada, babasının bavulunu biraz da metaforik unsur olarak kullandı Orhan Pamuk. Bana göre o konuşması birkaç romanına değerdi.
         Sandığın ilk sinestezisi, içindeki kat kat çorap, solmuş mektup(lar), oyalı mendil ve yazmalara sinmiş olan kendine has parfüm kokusudur. En çok da burnumu şimdi de sızlatan lavanta olmuştur. Kenarları harika işlenmiş yazmaların kokusu sanki kendiliğindenmiş gibi gelirdi bana. Annem buzdolabının olmadığı günlerde sandığın dibine misafirlik bazı yiyecekleri de koyar saklardı. Bir keresinde elimi gizlice sandığın dibine sokmuş da iri, sert bir kışlık elma çıkarmıştım. Elma dedim de Cengiz Aytmatov’un küçük ama harika bir aşk hikâyesi olan “Alma” sını hatırladım. Güzün geç bir zamanında öğrenciler tecrit edilmiş büyük bir bahçeye girerler. Güle oynaya eğlenirler. Dizlerine kadar yaprağın içine gömülürler. Öğrencilerden biri elini yaprakların içine daldırarak iri, kırmızı, harika bir elma(alma) bulur. Aslında o mevsimde elma yoktur. Öğrenci, elmayı götürür toplulukta sevdiği kıza hediye eder. Elma, kiraz ya da fındık bahçelerinde ilkbaharda uyanan toprak gibi ilk aşkların uyandığını kim unutabilir ki?
         Sandıkla birlikte bavul ve kuyu kelimeleri de beni sarar. Bavulu gurbetten eve gelen abimin veya askerden dönen bir tanıdığımın elinde hatırlarım. Sandık ve mektup gibi bavul da benim için “ merak kutusu”ydu. İçinden çıkan her şey sevindirirdi beni. Yıllar sonra Almanya’ya, Avustralya’ya gitmiş ve ellerindeki bavullarla dönen gurbetçilerin hâllerini de bu minvalde hiç unutmam. Gurbetçi, eve gelip yerleştikten sonra her ne kadar hâl hatır konuşmaları yapılsa da herkesin gözü bavullarda olurdu. Nihayet bir zaman geçtikten sonra bavul sahibi tarafından açılır ve içindeki hediyeler yavaş yavaş ve isim belirtilerek çıkarılıp verilirdi. Avustralya’dan gelen Nurhayat abla bu işin merasimini en iyi bilen ve uygulayan tanıdığımdı. Ali’ye, Canan’a, Cevahir’e hediyelerini birer birer tanımlayarak ve araya zaman koyarak verirdi. Ablamın hediyesi en sona kalır ve merasimi daha çok olurdu. Mahcup ablam daima “ Niye zahmet ettin, sen yeterdin.” derdi. Buradan anlardım ki gurbet zamanının uzaması ile hasret ve bavul arasında anlamlı bir simgesel değer oluşuyordu.
        Arif Nihat Asya adresini bulamayan ya da postacısını kaybeden mektuplar için şöyle demişti: Yazısı silinmiş kâğıdı sarı/ Mektupları geri getirdi/ Dünya postaları.
        Arif Nihat Asya’nın bu sözü beni çok etkileyince kalemimden şunlar dökülüvermişti: Dünya Postalarının hatırı için içimde kuvvetli bir mektup yazma dileği uyandı. Böylelikle kısmen zorunlu da olsa yitirdiğimiz bir değere karşı kendimce erkin bir eleştirel duruş sergilemiş ve avunmuş olacağım. Çocukluk ve gençliğimde çekiciliğinden ve sırlarından çekindiğim “ örtülü bir haberleşme aracı”nın bugün önüme yitirilmeye/ terk edilmeye yüz tutulmuş bir masumiyet anısı ve belgesi olarak çıkması güçlü bir telafi kaygısıyla birlikte içimdeki kristalleri paramparça eden bir duygu darbesine soktu beni. Postacısını bulamayacak olan mektubumu bana kim geri getirecek ki?
         Neleri yitirdik de farkında olmadık biz. Benim bütün hayatımı değiştiren o sarı mektup zarfını açtığım zamanki hâlimi şimdi hatırlayınca kendi kendime utanca ve nedamete boğuluyorum. Şimdi dünya postaları sentetik mektuplarımızı dijital âlemde ya yutuyor ya da elâleme ifşa ediyor. Geçenlerde hiç tanımadığım birinin öğretmenler günümü böyle bir mail/mektupla kutladığını görünce bugünkü yazışmaların ne denli içtenliksiz ve çıkar avcılarının malzemesi olduğunu bir kere daha iyice anladım. Çünkü o şahıs beni tanımıyordu ama en güzel günümü kullanarak yakında yapılacak bilmem ne seçiminde “ Bana oy ver ha!” demek istiyordu.
         Mektup, bavul ve sandık, hikâyeleri hatta romanları olan kavram dünyalarıydı. Dünya edebiyatının çok önemli bazı romanları mektup tarzında yazılmıştı. Ünlü romancımız rahmetli Cengiz Dağcı’nın “ Anneme Mektuplar” en güzel anı ve aşk romanlarımızdan biridir. 
Yukarıda belirttiğim gibi -bu sebeplerim ya da “nostaljik duyarlılıklar”ım yeter mi bilmiyorum ama- ben bu dağınık biraz da perişan notlarıma, mektupların da içinde saklanabildiği “Sandık” koymayı düşündüm. Bazı dostlar özellikle de büyük ve güzel şairimiz Ali Akbaş bitmemiş yazılar için “havuza atmak” veya “ havuzda biriktirmek” tabirini kullanıyor. Bunun yerine “ sandığa atmak” ne kadar güzel olurdu değil mi?
         Ben de günün birinde çıkarıp bir dosta veririm diye değil sadece, bunun yanında asla içine atıp çıkar(a)mayacaklarımı saklayan bir özel kutu olarak görüyorum sandığı. 
Belki de benim sandığım, başkalarının sandıklarından çok daha başka şeyler saklamış olacaktır.
            Kim bilir(?)

 

 

 

 

 

BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz
Yorumu Doğrula

Yorumlar
13 Aralık 2017 18:14
494 kez okundu
06 Aralık 2017 19:34
976 kez okundu
29 Kasım 2017 13:44
1080 kez okundu
22 Kasım 2017 18:04
1244 kez okundu
16 Kasım 2017 10:04
857 kez okundu
08 Kasım 2017 18:33
1396 kez okundu
02 Kasım 2017 16:59
1341 kez okundu
26 Ekim 2017 09:14
1089 kez okundu
18 Ekim 2017 14:39
1130 kez okundu
11 Ekim 2017 15:20
1016 kez okundu
28 Eylül 2017 17:18
1590 kez okundu
20 Eylül 2017 15:24
1124 kez okundu
Günışığı Android Uygulaması
ELAZIGELAZIG
Ulu Cami’nin eğriliği tescillendi
8705 kez görüntülendi
Elazığ'da bisiklet yarışı
29255 kez görüntülendi
Sivasspor Maçı
55954 kez görüntülendi
Fenerbahçe Maçı
67719 kez görüntülendi
Sıra
Takım
O
G
M
P
1
MKE ANKARAGÜCÜ
15
9
2
31
2
ÜMRANİYESPOR
15
8
2
29
3
GİRESUNSPOR
15
7
2
27
4
ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş
15
7
4
25
5
İSTANBULSPOR A.Ş
15
6
5
22
6
ADANASPOR
15
6
5
22
7
GAZİŞEHİR G.ANTEP
15
4
3
20
8
BALIKESİRSPOR BALTOK
15
6
4
20
9
ELAZIĞSPOR
15
5
5
20
10
BOLUSPOR
15
6
7
20
Günışığı Gazetesi - Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2013