Bugün 23 Haziran 2017 - Cuma
Spor Haberleri
Seri İlanlar
İhale İlanları
Foto Galeri
Video Galeri
R. Mithat Yılmaz
R. Mithat Yılmaz
bilgi@gunisigigazetesi.net
ŞİİRİMİZDE ŞEHİTLİK
27 Aralık 2016 14:59
            İslam inancına göre, dini ve vatanı uğruna canını verenlere “şehit” denir. Şehitler defnedileceği zaman yıkanmazlar, kefenlenmezler; kanlı elbiseleri ile gömülürler. Merhum Akif, İstiklal Marşı’ndaki şu mısralarda bunu ima etmektedir:
                        Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı
                        Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
            Ali Ekrem Bolayır’ın, bir şiirinde, “Şehid oğlum kefenine büründü” demesinden murat, şehidin kanlı elbiselerine bürünmesidir; yıkanıp-yunup kefenlenmesi değil.
            Bakara suresinin 154. ayeti şehitler hakkındadır; “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölü’ demeyiniz. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz bunu bilemezsiniz.”
            Keza Âli İmran suresinin 169. ayeti de şehitlere dairdir; “Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölü’ sanmayın. Onlar, Rableri katında diridirler ve rızıklandırılmaktadırlar.”
            Mevzu, yüce kitabımız Kur’an’dan açılmışken gelin isterseniz Nisa suresinin 74. ayetine de bir göz atalım;“Her kim Allah yolunda öldürülür veya galip gelirse her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükâfat vereceğiz.”
            Bir Müslüman kişi savaşta yaralanmışsa “gazi”, ölmüşse “şehit” olmuştur. Bir de var ki önce yaralanıp “gazi”, sonra da vuruşup/vurulup “şehit” olabilir. Bâkî’nin KanuniMersiyesi’nde geçer:
                        Minnet Hudâ’ya iki cihanda kılupsaîd
                        Nâm-ı şerifin eyleye hem gazi, hem şehîd
            Benzer bir ifadeyi de yine divan şairlerimizden Ahmedî’nin, I. Murat Hudavendigâr’ın şehadetine dair şiirinde görürüz:
                        Ol ârâd ol demde sultan-ı saîd
                        Gazî idi mutlaka oldışehîd
            Kahramanlık türküleri şairi Kul Mustafa’nın bir türkü-şiirinde ise savaşa giden erlerin, ya gazi ya da şehit olmak için Allah’a duada bulunduklarından bahis vardır:
                        Daima dilinde Hakk’ı zikreder
                        Din-i İslam uğruna gazâlar eder.
                        Gazilik, şehitlik isteyu gider
                        Hüneri yürekte olan yiğidin.
            Söz gazilikten, şehitlikten açılanda Mehmet Emin Yurdakul’un mısralarını anmamak olmaz. Görün ki analar, evlatlarını nasıl cenge gönderirmiş:
                        Git evlâdım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
                        Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım!
                                   Haydi oğlum, haydi git;
                                   Ya gazi ol, ya şehit!..
            Ziya Gökalp’ınBalkanlar Destanışiirindeki şu iki dörtlüğü de okuyup tefekkür etmeden geçmeyelim:
                        Gazilik, şehitlik idi muradım,
                        Bu iki şerefle süslendi adım.
                        Toplandı yanıma bütün ecdadım
                        Hepsi gökten indi bir an içinde.
 
                        Baktım vakit tamam, dedim: “Ey millet,
                        Anam, bacım kaldı sana emanet!”
                        Bir tekbir getirdim, bir de şehadet
                        Uçtum Hakk’a doğru îman içinde…
            Vatan şairimiz Namık Kemal’i, ünlü Vatan Türküsü şiirinde, bir yandan yiğitleri vatan imdadına çağırırken bir yandan da onlara gaziliğin ve şehitliğin yüce mertebelerini izaha çalışırken görürüz:
                        Yâre nişandır tenine erlerin
                        Mevt ise son rütbesidir askerin.
                        Altı da bir, üstü de birdir yerin:
                        Arş yiğitler vatan imdadına!
            Aynı Namık Kemal, bu defa Vatan Şarkısı şiirinde bakın ki nasıl adeta bir kasırga gibi esip savurmaktadır:
                        Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın,
                        Gavgadaşehâdetle bütün kâm alırız biz
                        Osmanlılarız can veririz, nâm alırız biz.
            Namık Kemal’in Vatan Türküsü ve Vatan Şarkısı’nın ardından şimdi de bir başka Kemal’in; Yahya Kemal’in Mohaç Türküsü şiirine bir göz atalım gelin. Yahya Kemal’in şehitleri ile Namık Kemal’in şehitleri sanırsınız aynı cennet bahçesinde buluşmuşlardır da kâm almaktadırlar:
                        Geçtik hepimiz dörtnala cennet kapısından;
                        Gördük ebedî cedleri bir anda yakından!
                       
                        Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle berâber;
                        Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle berâber.
            Hani, Akif, İstiklal Marşı’mızın bir yerinde ne demişti;
                        Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
                        Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!
demişti. Ötelerden bunu işiten Abrurrahim Karakoç’un gümbür gümbür sesini işitirsiniz:
                        Beş yüz itten kaçan kurda
                        Kurt diyenler halteylemiş.
                        Şehit verilmeyen yurda
                        Yurt diyenler halteylemiş.
            Karakoç’un bu mısraları insana ister istemez Mithat Cemal Kuntay’ın o ünlü şahbeyitini hatırlatıyor. Ne güzel söylemiş ama şair;
                        Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
                        Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
            Gerek bayrağa kan vermek için, gerekse vatana can vermek için kahramanlar gerekir.“Kahramanlar gider ölüme karşı / Bir sevgili gibi onu basar bağrına”diyen Nihal Atsız’ın asıl birKahramanlık” şiiri vardır ki biz bu şiirden de size illa bir dörtlük okumak niyetindeyiz:
                        Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
                        Koşaradım gitmeli onların arkasından.
                        Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
                        İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.
            Kahramanlar, ucunda şan, şöhret, para, menfaat olduğu için ölüme atılmazlar; din, devlet, millet, vatan, bayrak için kucaklarlar ölümü. Olaya bu açıdan bakıldığı zaman, bir Batılının söylediği, ironisi içinde, “Sonunda ölüm olmasaydı ben de kahraman olurdum” sözü ne kadar komik kalıyor. Çok şey için, “Ucunda ölüm mü var?” diyebilirsiniz de şehitlik için bunu diyemezsiniz. Evet, şehitliğin de kahramanlığın da ucunda aslanlar gibi ölmek vardır. Ve bu da yeryüzünde en çok Mehmetçiğe yakışan bir ölümdür.
            O Mehmetçik ki; Cahit Sıtkı’ya sorarsanız;
                        Ne çift, ne çubuk, ne de ev düşünür,
                        Mehmet’im bu toprağın düşkünüdür.
                        En temiz, koyu kahramanlık onda,
                        Tarihler boyu kahramanlık onda,
                        Mehmetçik ölür, “Meçhul Asker” olur.
            “Bayrak”şairi Arif Nihat Asya, “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyorşiirinde adeta Tarancı’ya cevap vermekte ve demekte ki:
                        Yattığı toprak belli
                        Tuttuğu bayrak belli
                        Kim demiş “Meçhul Asker” diye?
            Şu mısralar da Arif Nihat’ın aynı şiirinden:
                        Şehitler Tepesi boş değil,
                        Toprağını kahramanlar bekliyor…
                        Ve bir bayrak dalgalanmak için
                        Rüzgâr bekliyor.
            Bu rüzgâr, içi boş balonları uçuran sarhoş bir rüzgâr değildir. Bu rüzgâr, ruhları Tanrıdağları’ndan indirip Adn cennetlerinde Tanrı katına yücelten şehadet kasırgasıdır. Atsız’ın selamı da işte böylesi bir kasırganın ortasından bize gülümseyen o kahraman cengâverleredir:
                        Selâm şanlı mazimize! Selâm yarına!
                        Selâm zafer ordusunun silâhlarına!
                        Ey geçmişin yiğitleri! Selâm sizlere!
                        Ey yarının şehitleri! Selâm sizlere!
                                               ***
            Ey yarının şehitleri!
            Ey dünün ve bugünün şehitleri!
            İşitin ve bilin ki güzel şair Mehmet Akif,Çanakkale Şehitlerine” şiirinde, gelip geçmiş bütün aziz şehitlerimize hitap etmektedir.
            Dinleyin ki ne demektedir:
                        “Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
                        Sana âgûşunu açmış duruyor peygamber.”
            Bundan öte söylenecek her söz, lâf-ı güzaftır,
            Şimdi sükûtun ve saygının zamanıdır.      
BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz
Yorumu Doğrula

Yorumlar
22 Haziran 2017 14:16
74 kez okundu
19 Haziran 2017 16:17
117 kez okundu
12 Haziran 2017 14:42
500 kez okundu
01 Haziran 2017 13:47
469 kez okundu
30 Mayıs 2017 17:17
255 kez okundu
18 Mayıs 2017 17:43
521 kez okundu
11 Mayıs 2017 18:31
427 kez okundu
04 Mayıs 2017 15:13
520 kez okundu
27 Nisan 2017 15:04
447 kez okundu
20 Nisan 2017 15:45
492 kez okundu
13 Nisan 2017 14:52
617 kez okundu
06 Nisan 2017 11:43
601 kez okundu
Günışığı Android Uygulaması
ELAZIGELAZIG
Ulu Cami’nin eğriliği tescillendi
6055 kez görüntülendi
Elazığ'da bisiklet yarışı
23981 kez görüntülendi
Sivasspor Maçı
50703 kez görüntülendi
Fenerbahçe Maçı
62645 kez görüntülendi
Sıra
Takım
O
G
M
P
1
SİVASSPOR
34
17
6
62
2
YENİ MALATYASPOR
34
18
9
61
3
ESKİŞEHİRSPOR
34
16
7
56
4
BOLUSPOR
34
16
12
54
5
GÖZTEPE A.Ş
34
15
11
53
6
GİRESUNSPOR
34
15
11
53
7
ALTINORDU
34
14
9
53
8
ÜMRANİYESPOR
34
12
10
48
9
BALIKESİRSPOR
34
10
12
42
10
ELAZIĞSPOR
34
12
11
41
Günışığı Gazetesi - Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2013