Bugün 22 Ekim 2017 - Pazar
Spor Haberleri
Seri İlanlar
İhale İlanları
Foto Galeri
Video Galeri
Fatih Kısaparmak
Fatih Kısaparmak
bilgi@gunisigigazetesi.net
"GÖZ YAŞARIR, KALB HÜZÜNLENİR"...
31 Mart 2017 11:51

 "GÖZ YAŞARIR, KALB HÜZÜNLENİR"...

 

2017'nin 23 Ocak günü, sakin bir tebessümle bu Dünya'dan uçtu annem.

 

Yaşarken ölebilenlerin, vicdan mutluluğuyla ve ışıktan kanatlarla yükseldikleri yere. 

 

Yepyeni bir yaratılışla sonsuz hayata göçtü. Gerçeğe uyandıran huzur uykusunda şimdi. 

 

Huzuru inanç dünyasında bulanlardandı çünkü. Gerçeği saf sevgi ile görenlerden; hakikat sırrına erenlerdendi. "Sevgi huzur getirir ve huzur Allah’tan gelir." sözü hâlâ çınlar kulaklarımda.

 

Hayatı huzurla, sevgiyle ve "güzel ahlâk"la yaşadı. Sürekli Allah'ı anarak ve yalnızca O'na sığınarak. Sadece O'ndan ümit ederek ve hep O'na yönelerek.

 

Pîr Sultan Abdal, "Şu yalan Dünya'nın sonu hiç imiş / Akşam gelip konan, sabah göç imiş." diye özetler ya insanın Dünya serüvenini; Yunus Emre, "Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil." dizesiyle cümleyi tamamlar ya; Yahya Kemal de "Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan." diye yolcular ya gideni; annem de işte öyle vazgeçti buradan. Sonunda, gitmek istedi ve gitti. Beni benden çok seven şefkatini de alıp götürerek.

 

O'nsuzluğun karanlığında üşüyorum şimdi. Sessiz sedasız o veda ve bu sakin kabulleniş, çetin bir kış gibi çöktü kalbimin dağlarına.

 

Dua pınarımdı O benim. Yüreğime büyük bir boşluk saplayıp veda etti; silinmez izler bırakarak ardında, gitti.

 

Ölüm konusunda da derin bir tefekkür sahibiydi. Ruhunda ve zihninde billurlaşmış yüksek bilinç enerjisiyle tekâmül etti, ettirdi. Dünya hayatından ayrılışın kapısında bile yokluk endişesinden o denli uzaktı ki, büyük sırra vâkıf olduğunu hissedebiliyorduk. 

 

Çünkü, yaratılış sebebini biliyordu. Allah'ın sonsuz kudret ve bilgisine sığınan bir sabır, şükür ve şefkat örneğiydi. Kalb aynasını parlatma ve taşıdığı geçici emanetin hedefini gerçekleştirme çabasından hiç vazgeçmemişti. Bir "garib" ve bir "yolcu" gibi yaşamış; Dünya'daki seyahatinin gerçek amacını bir an olsun unutmamıştı.

 

Ölüm hep hatırındaydı. Nefsini sürekli sorguluyor ve ölüm sonrasına hazırlanıyordu yaşarken. "Kabir ahalisi"nden biri görüyordu kendini. Mezarını hayattayken yaptırmıştı. Taşını diktirmiş, adını yazdırmıştı; babamın kabrinin yanıbaşında.

 

Dünya şartlarında geçici süreyle kullandığımız zayıf, muhtaç ve âciz bedenlerimizin, çürümeye mahkûm birer kalıptan ibaret olduğunu söylerdi hep. Ve "Bir ruhlar âleminin bulunduğunu."

 

İlâhi irade ve takdire tam bir güven ve tevekkülle teslim oldu bu yüzden. "Ölümü tadan biz; takdir eden Rab'bimiz. O'ndan geldik, yine O’na döneceğiz." sözü, son nefesine kadar düşmedi dilinden. 

 

Mevlânâ, “Bizim mezarımızı toprakta arama. Bizim türbemiz âşıkların gönlünde.” dememiş miydi? Annem de bir iyiniyet, merhamet, şefkat ve hidayet âbidesi olarak, ismiyle müsemma, "Yıldız"laştı gönül uzayımızda. 

 

Sevmek ve sevindirmek, mutluluk nedeniydi O'nun. Kendine ve yaşadığı hayata yakışan bir sevgi ve saygı seliyle uğurlandı omuzlar üzerinde. Omuzlar onurlandı. 

 

Çünkü, sevmeyi sevmişti O. Başta insanlar olmak üzere tüm canlıları. Renkleri, gökkuşağını, günışığını, şiiri, müziği ve resimi. En çok da çocukları. 

 

Tertemiz bir yüreğe ve kararlı bir ruha sahipti çünkü. En yüce maksatlar için, iffetli ve haysiyetli bir ömür yaşadı; örnek oldu hepimize.

 

Yaratıcı Kudret'in lütfettiği bilgilerden anlayabildiğimiz kadarıyla O, farklı bir idrak ve şuur boyutunda şimdi. Fiziksel bedenini terk etti yalnızca ve sadece maddeten ayrıldı aramızdan. 

 

Ötelerden haberdar olanlar, ruhun aslına dönmesi ve âşık ile mâşukun kavuşması olarak tanımlamadılar mı ölümü? Bir "vuslat kapısı" olarak görmediler mi?

 

Bu nedenledir ki, ölümden sonra da şuurun sürdüğüne ve biz anlayamasak da O'nun bizi hâlâ algıladığına inanıyorum. Hepimizi, Bir'lik idraki ve birlik bilinciyle hâlâ sarıp sarmalamakta ve sevgi tutkalıyla yapıştırmakta olduğuna da.

 

Ailesi en değerlisiydi çünkü. Annesi, babası, ataları, kardeşleri, onların aileleri. Ve elbette eşi; ruhdaşı. Kızı bildiği ve çok sevdiği gelini, annesi olmakla şereflendirdiği oğlu, kıymetlileriydi.

 

"Canımın cânı" dediği torunlarına düşkünlüğü ise destandı dillere. Ozan'ı ve Kaan'ı, anlam dünyasının odak noktalarıydı. Yaşama sevincini ve hastalıklara direnme gücünü, öncelikle onlara sevgisinden alıyordu. Onlar da, Dünya hayatındaki son ânına dek yanındaydılar babaannelerinin. Hak ettiği sevgiyi ve saygıyı sunmada âdeta yarıştılar.

 

Arkadaşlarını, dostlarını ve komşularını da hiç incitmedi O. İyi dost aramadı, iyi dost oldu hep. Önyargısız baktı herkese; "önce insan" diyerek.

 

Fedakâr, duygusal ve hassas biriydi. Şiirleri, edebi mektupları ve "Anılarım" adlı bir kitapçığı vardı. Müzik tutkunuydu. Ve de Türkiye sevdalısı.

 

Evet, acılarla olgunlaşıyoruz bu evrende. Fakat her zorlukla beraber bir kolaylık da var elbette. Tefekküre yönelten keder ve üzüntü, ruhsal gelişimimize katkı sağlayan çok insani duygular kuşkusuz. Biz de bu süreçte sarsıla sarsıla yaşadık yasımızı kendi duygu dünyamızda. 

 

Hazreti Peygamber bile, oğlu İbrahim'i can çekişir hâlde görünce gözleri yaşarır. Bir sahabî "Ey Allah'ın Resûlü, siz de mi?" diye sorunca da şöyle cevap verir: "Bu gördüğün gözyaşları rahmet, şefkat ve merhamet eseridir. Göz yaşarır, kalb hüzünlenir; fakat biz yine de Rab'bimizin hoşnut olacağı şeyi söyleriz."

 

Biz de kirpikleri mevsimlerce yorgun o anneye ağlamasaydık, bulutsuz kalırdı gökyüzü. Ve toprak susuz. Kururdu ağaçlar. Kuşlar kanatsız kalırdı. Dağlar rüzgârsız. Kalmadılar. Ağladık çünkü. Kana kana ağladık. Kanaya kanaya. Yarımdık, noksandık artık. Âdeta kaybolmuştuk bilmediğimiz bir şehrin orta yerinde; yapayalnızdık.

 

Evet, Harput kökenli bir ailenin evladıydı O. Elazığ’da Dünya'ya gelmişti 1938 yılında. Elazığ Kız İlköğretmen Okulu’ndan mezun olmuş; ilk görev yeri olan Bakır Maden ilçesinden sonra Elazığ merkezinde, ardından da Keban, Pertek, Tunceli, Amasya, Edirne, Ankara, Bursa ve İstanbul’da binlerce aydın insan yetiştirmişti bu ülkeye. İnançlı ve idealist bir Cumhuriyet öğretmeniydi.

 

Bilgili ve deneyimli bir pedagogtu ayrıca. "İyi bir öğretmen olmanın ilk şartı çocukları sevmektir." derdi. Öğrencilerine anne şefkatiyle davranırdı. Bu yüzden olsa gerek, uzun yıllar sonra doğan kızlarına O'nun adını vermiş öğrencileriyle tanıştım defalarca.

 

Ailemizden ve dost çevremizden okula başlayacak çocuklara ilk çantalarını almak, O'nun âdeta gelenekselleşen alışkanlıklarından sadece biriydi. İnsanları mutlu ettikçe mutlu oluyordu. Kararmış kalblerin anlayamayacağı şekilde, mutlu etmeyi sanatlaştırmıştı çünkü. 

 

İhtiyaç sahiplerine, kimseye hissettirmeden kol kanat germenin yanısıra, gıda ve giyecek yardımı yaptı yaşadığı sürece. Darda, zorda olanın yanındaydı hep. Apartman görevlisi komşularımızın çocuklarına, kendi elleriyle hazırladığı kekler ve börekler eşliğinde ücretsiz dersler verdi; birçoğunun okuma yazma öğrenmesini sağladı. Başarılı bir karne getirdiklerinde de kitaplar, giysiler ve oyuncaklar ile sevindirdi onları.

 

Her ay emekli maaşının belli bir bölümünü sahipsiz sokak hayvanlarına, özellikle de kedilere mama almak için ayırdı. Sevip okşadı onları. Sıcak yaz günlerinde su bıraktı kapılara. Karakışta ise pencere önlerine ekmek ufaladı kuşlar için.

 

İsimlerimizi verdiği ve öperek bakımını yaptığı rengârenk çiçekleriyle konuştu, sohbet etti. Bebek koklar gibi kokladı; sevgi dolu sözlerle ve gözlerle yaşattı onları.

 

2002'de, "Yılın Öğretmeni Ve Annesi" ünvanıyla onurlandırıldığı günkü mutluluğu bugün gibi hatırımda.

 

2003'te, “Gönüllerde Unutulmayanlar Ödülü”ne layık görülen babamın adına düzenlenen törendeki gurur gözyaşlarını da unutamam.

 

Yine 2008'in 24 Kasım'ında, babamın adını taşıyan Elazığ Necip Güngör Kısaparmak Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi'ndeki Öğretmenler Günü etkinliğinde duyduğu sevinç ve heyecan ise hâlâ gözlerimin önünde.

 

"Hayat bir hikaye gibidir." demiş Seneca ve eklemiş: "Ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar güzel olduğu önemlidir." Evet, insanlar doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. Hiç kimse önüne geçemiyor ecelin. Belirli bir süreden ibaret ömrümüz tükenince, mukadder olan ölümümüz gerçekleşiyor. Görevimiz tamamlanınca bu Dünya'yı, bedenimizi ve kimliğimizi bırakıp boyut değiştiriyoruz. 

 

Bu vazgeçiş, kolay değilse de kaçınılmaz bir son. O sona yaklaştıkça, maddi ve dünyevi kimliğimizin asıl kimliğimiz olmadığını daha derinden fark etmeye başlıyoruz. 

 

Ben de bu duygularla, aramızdan maddeten ayrılışının ilk günlerinde, 9 Şubat 2017'de şöyle seslenmişim anneme:

 

Zamanüstü evrenlerde can idin;

Gelecekten gelenlerle var oldun. 

Dört kapıdan girenlerde ten idin; 

Yaşıyorken ölenlerle nûr oldun.  

 

Gönüller yakarken gül meş'alesi;

Boyutlar üstünün aşk şelâlesi;

Tükenmek bilmezken çokluk çilesi; 

Tek olmayı bilenlerle bir oldun.

  

Bilmem ki kaç kere öldün, dirildin;

Bilmem ki kaç kabre girdi bedenin;

Oysaki aynıydı özün, cevherin; 

Son nefeste gülenlerle sır oldun.  

 

Hacce annem, Kâbe-i Muazzama'da da, Mescid-i Nebevî'de de, evinin namaz odasında da, günde beş vakit firar ediyordu en sevdiğine. "Rab'bim bizi çok seviyor ve himaye buyuruyor. Layık olabilmeliyiz." diyordu gözleri nemlenerek. İyi insanların, üstün iyi varlıkların yardımı ve Allah'ın lûtfu ile himaye gördüklerine inanıyordu.

 

Biz de, yardım ve lütuf ile korunduğuna defalarca tanık olduğumuz o saygıdeğer varlığı hürmet, minnet, hasret ve rahmetle anıyoruz bugün. Gözümüz yaşarsa da, kalbimiz hüzünlense de, Rab'bimizin hoşnut olacağı şeyi söylemeye çalışıyor ve dualar sunuyoruz.

 

Tanrı, yolunu kolaylaştırsın; hayır kapılarını açsın; koruyup gözetsin ve melekleriyle kuşatsın diye. 

 

Yolun açık olsun melek annem. En Sevdiğin'e emanet ol ve rahat uyu. 

 

Ama bil ki, seni şimdiden çok özledim.

 

En çok da "Annem" diyebilmeyi sana.

BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz
Yorumu Doğrula

Yorumlar
31 Mart 2017 11:51
3320 kez okundu
25 Haziran 2009 16:16
45691 kez okundu
23 Haziran 2009 13:01
12133 kez okundu
28 Kasım 2008 18:40
8682 kez okundu
03 Ağustos 2007 18:25
6382 kez okundu
13 Ağustos 2007 18:11
6150 kez okundu
20 Ağustos 2007 18:09
5897 kez okundu
27 Ağustos 2007 18:04
5707 kez okundu
27 Kasım 2008 19:43
4955 kez okundu
04 Eylül 2007 03:06
10515 kez okundu
Günışığı Android Uygulaması
ELAZIGELAZIG
Ulu Cami’nin eğriliği tescillendi
7861 kez görüntülendi
Elazığ'da bisiklet yarışı
27865 kez görüntülendi
Sivasspor Maçı
54487 kez görüntülendi
Fenerbahçe Maçı
66220 kez görüntülendi
Sıra
Takım
O
G
M
P
1
ÜMRANİYESPOR
8
5
1
17
2
GİRESUNSPOR
8
4
0
16
3
ALTINORDU
8
4
2
14
4
MKE ANKARAGÜCÜ
8
4
2
14
5
ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş
8
4
2
14
6
ELAZIĞSPOR
8
4
2
14
7
ADANA DEMİRSPOR
8
4
2
14
8
ADANASPOR
8
4
3
13
9
BALIKESİRSPOR BALTOK
8
3
2
12
10
İSTANBULSPOR A.Ş
8
3
3
11
Günışığı Gazetesi - Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2013