KIŞ GELDİ!
28 Kasım 2016 16:32

 KIŞ GELDİ!

                                                                        Yusuf EROĞLU

              Eski kışlar çok Zaplı geçerdi. Zuvahtaki süyünkler,çortunlar Kılıç gibi buz tutardı.Uzah ola,birisinin başına düşse,Allah korusun karpuz gibi ikiye yarardı.Şimdi nerede o kışlar.Kış denilince aklımıza hep Rahmetli Babam Mehmet Eroğlu gelir.Vallahi kış lafı geçince irkilir,korkardık.Niye mi?Soba kurma meselesinden dolayı.Soba kurulacağı zaman,bizim evde şenlik olurdu.Sanki soba kurmuyoruz da,24 daireli apartman yapıyoruz.Şenlik dediğimize bakmayın.Rahmetli,ağzımıza  sıçar sıvardı.Aslında kimsenin suçu da yoktu.Zira eski borular sacdan yapılmış olup,birbirlerine geçmeleri çok zordu.Oysa, daha sonra çıkan emaye borular,birbirine geçecek şekilde imal edilmişti.Ayrıca,nereden geçeceğini belli etmek için bir de delikleri vardı.Anlayacağınız emaye boru çıkana kadar, soba kurarken çok zahmet çekerdik.Yalnız biz mi?Tabii ki herkes.Ama Allah var.Sobalarımız on numaraydı.Kömürlüydü.O zaman taş kömürü dediğimiz bir kömür vardı.Çekiçle parçalar,yanmaya hazır hale getirirdik.O gün bu gündür,sobanın verdiği sıcaklığı hiç bir şeyde bulamadık.Eskinin tadı bir başkaydı.Odunu kendimiz kardeşlerimizle birlikte kırardık.Televizyonda,”Ben bilmem,eşim bilir” diye bir program var.Orada odun parçalama yarışı yapıyorlar.Katılan adamların hepsi acemi.Zira hayatlarında baltayı ellerine almamışlar.Görünce ,tam bize göre diye içimizden geçiriyoruz.Eskiden çağalar her şeyi öğrenirlerdi.daha doğrusu öğrenmek zorundaydılar.         Hayat, geçim zordu. Odunu kırmayı, duvar örmeyi, kerpiç dökmeyi. Daha, neler, neler. Yine, eskiden baltacılar vardı. Mahalle, mahalle dolaşıp odun kırarlardı. Sonra odun kırma işi makineleşti. Testere icat oldu. Odunlar onunla doğranmaya başlandı. Elazığ’ın en meşhur baltacısı, Piranlı bizim Bölge mahalleli Ahmet-i besikıme idi. Yani Dondurmacı Ahmet dayı. Allah (C.C)rahmet etsin. Çok yakın ahbabımızdı. Yazın Dondurma satar, kışın Baltacılık yapardı. Daha sonra Keban’da Devlet Su işlerine girdi. Mekânı Cennet olsun.

                        Rahmetli babamızla soba kurarken bir türlü boruları uyduramazdık. Tam kurduk derken birden yıkılırdı. O zaman silleyi ensemizde hissederdik. Tellerle bağlar, sağlama almaya çalışırdık. Bir de soba yeni kurulduğunda, yakar, her tarafı, kapı pencereyi açar havalandırırdık. Çünkü Şümra denilen, karbondioksit zehirlenmesine karışı böyle yapılırdı. Sacdan yapılan sobaları. Soba boyası ile boyardık. Tabi ki boruları da. Onlar da ilk yandıklarında kötü bir koku yayarlardı. Şimdi çağalar çok şanslı, Soba filan kurdukları yok. Hazıra konuyorlar. Ancak ne yazık ki, bizim çağalığımızdaki gibi mutlu değiller. Biz yokluklar içinde büyüdük. Keza, aç açık kalmadık, lakin çok sıkıntılar çektik. Ama mutluyduk. Küçük şeylerle mutlu oluyorduk. Şimdi, yeni yetmeler Ayfon bilmem ne marka telefon alınmadığında, çığızıyorlar.Birezim de haklılar mı,ne?Zira,dedeleri de, Ayfon kullanıyordu ya!

                  Ne diyelim kışımız hayırlı olsun. Allah(c.c) fakir fukaraya, garip, gurebaya, evi, odunu, yakacağı olmayanlara yardım etsin. Allah (c.c)yar ve yardımcınız olsun. Allaha (c.c)emanet olunuz

Bu köşe yazısı, Elazığ Haber - Günışığı Gazetesi - http://www.gunisigigazetesi.net sitesinden alınmıştır.