ÖNCE ANKARA; ARDINDAN ESKİŞEHİR


Geçen hafta sonu yaptığım iki günlük seyahatimden bahsetmek istiyorum. Güzel başlayıp, güzel giden fakat istemediğimiz bir şekilde biten bir seyahat. Cumartesi ailemizle birlikte Ankara’ya doğru yola çıktığımızda yazdan kalma bir gün gibiydi. Uzun zamandan beri Başkenti ziyaret etmemiştim. Rahat bir yolculuktan sonra başkente ulaşmıştık. İlk işim çok değerli bir arkadaşımı ziyaret etmekti. Günlerden beri bu ziyareti arzu etmeme rağmen nasip bu güne imiş .Kıymetli arkadaşım sağlık yönünden sıkıntılı günler geçiriyordu. Buluştuktan sonra epeyi bir hasret giderdik, biraz siyaset, biraz spor birazda Elazığ’dan konuşunca zaman su gibi akıp gitmişti. Vedalaşıp ayrıldım güzel insandan. Ankara’da daha sonra, değerli işadamı arkadaşım Orhan Yıldırımın kızının nikah törenine katılarak mutluluklarını paylaştık. Geceyi Ankara da geçirdikten sonra, sabah erken saatlerde Elazığ’ın maçını izlemek üzere Eskişehir’e doğru yola çıktık. Son haftalardaki başarılı sonuçlardan sonra bu maçtan da açıkcası bir hayli umutlu olarak gitmiştim Eskişehir’e..

Maç için bütün şartlar olumlu, zemin gayet güzel, hava futbol için ideal, Elazığ’a ayrılan tribünler hemen hemen dolu. Bu atmosfer içinde başlayan maçın hemen üçüncü dakikasında Serdar yakaladığı yüzde yüz golü atabilse, bu kadar güzelliğe bir güzellikte o katacak, ama gol kaçınca içimden bir ses bu maçın kaderi değişti der gibiydi. Bu maçta takımımız kötü oynamadı, bazı futbolcularımız asıl futbollerini ortaya koyamadılar. İşin gerçeği kısaca bu olsa gerek. Neden mi? bir defa Serdar Özkan gününde değildi. Hakemle oynamaktan futbol oynamayı unuttu. Halbuki hakem Hüseyin Göcek öyle iki pozisyonda lehimize faul çaldı ki faul le falan alakası yok. Üstelik bu pozisyonlarda Serdar kritik bölgede topu kaptırmış, rakip takım kalemize tehlikeli gelecekken hakem faul vererek rakibi durdurmuştu. Buna benzer tam üç pozisyonda da Tello aynı hatayı yaptı. Çok kritik bir anda, takım toplu olarak hücuma çıkmışken kaptırılan toplar kalemizde büyük tehlikeler oluşturdu. Tabii bu ataklarda yine Sow yerinde müdahalelerle golü engelliyordu. Yediğimiz golde kalecimizin yapacağı fazla bir şey yoktu. Ani gelişen Eskişehir atağında Bievenu topu kafayla öyle bir yere vurdu ki hepimiz topu ağlarda görebildik.

Golün dakikasına bakılırsa telafisi mümkün olabilirdi. Ama bilinçsiz yapılan ataklar, orta sahada kaybedilen toplar nedeniyle, bir türlü tehlikeli ataklar yapamıyor, bunun aksine kaybettiğimiz toplar dönüp kalemizde tehlike yaratıyordu. İlk yarıyı mağlup kapatan takımımız ikinci yarıda da çok fazla bir varlık gösteremeyince büyük umutlarla gittiğimiz Eskişehir’den elimiz boş döndük. Şimdi şöyle düşünenler olabilir, deplasman da maç kaybetmişiz, çok önemli değil diye. Hayır, bunu birde başka açıdan değerlendirirsek, bu kaybedilen üç puan bize ileride çok şeylere mal olabilir.

Dikkat edilirse hayati maçlar oynuyoruz. Bu ligde sadece kendi oynadığımız maçlara bakmamalıyız, rakiplerimizin aldığı sonuçlarda bizi direk olarak ilgilendirmektedir. Son haftalarda alınan sonuçlara göre durumumuz pek parlak gitmiyor.

Alt sıralardan kurtulmaya çalışan rakiplerimiz beklenmeyen sonuçlar alınca aradaki fark giderek kapanmakta, biz üç puan kaybederken diğer takımların aldıkları puanlar sayesinde üst sıralara tırmanmaktalar. Oyuncularımızın maçlarda daha motive olmasını sağlamak adına ne gerekiyorsa yapılması lazım.

Eskişehir maçında bir kere daha gördük ki maalesef gol yollarında yine etkisiz kalıyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam kaleyi bulan doğru düzgün bir şutumuz yok. Buna da acilen bir çözüm bulmalıyız. Bunun yanı sıra, orta sahada kaptırılan paslar, direk olarak kalemizde tehlikeli olduğundan bu sorun da mutlaka ve mutlaka çözülmelidir. İkinci yarıya başarılı maçlar ve alınan puanlarla başlayan Elazığ spor, bu istikrarını devam ettirmeli ve ne olursa olsun süper ligde kalmalıdır.

NOT: Yazılarımızı takip eden değerli dostlarımızdan, çeşitli vasıtalarla niye siyaset hakkında yazmadığımdan bahisle sitemler alıyorum. Ülkemiz yakında çok önemli bir seçim yaşayacak ,tam siyaset yazılacak, niye suskunsunuz, neden görüşlerinizi dile getirmiyorsunuz babından serzenişler var. Bu değerli dostlar haksız da değiller ama şunu açıklamam da fayda var. Köşe yazarlığı konusunda bizim pirimiz Sayın Murat Kuşçubaşı, biz bazı konularda onu örnek alırız. Eğer takip ediyorsanız, aylardan beri değil siyaset köşesinde yazılarından da mahrumuz. Onun mutlaka bir düşündüğü ve bir bildiği var ki böyle sessiz. E bizde onun yolundan gidelim diye, bu aralar siyasetten uzak duralım dedik, iyide etmişiz ki zaten siyasetin de ne hale düştüğü ayan beyan ortada....

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Oca
11Kas

BU İŞİN ŞAKASI YOK...

04Ağs

MARKA MARKA DEDİKLERİ...

03May

ZOR BİR SEÇİM GEÇİRDİK...

19Mar
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.