Edebiyatta Nükte sanatı


HUZUR

Aslında çok şey istemiyoruz… 
Sadece ruhumuzla, bedenimizle ara sıra birazcık huzurla yaşamak istiyoruz.
Öyle hayat boyu değil, arada bir… 
Bazı insanlar huzurla mutluluğu aynı kefeye koyar ama hiç de öyle değil. 
Bana Mutluluk geçici, huzur kalıcı gibi geliyor. 
Huzur ruhumuza sonsuzluğu tattırır.
Huzur ve mutluluk birbirine komşu olabilir. 
Ama asla aynı şey değildir!
Huzur ruhun derin bir nefes almasıdır bence… 
Gözlere kalıcı güzel bakışlar hediye eder…
Huzur; bizi hayatın labirentlerinden kurtarıp, endişesiz, korkusuz bir sahile bırakır.
Huzurun rengi berraktır, durudur, tadı doğaldır.
Huzur, bizden para pul istemez, hırs yoktur. Sadece elimizdekilerle yetinmek yeterlidir.
Mutluluk öyle değil! Her insana göre renk değiştirir, tıpkı bukalemun gibi.
Biraz kalmasını istersiniz, bir kelimeyle, ufak bir sarsıntıyla yok olur. Gelmesi ile yok olması bir olur.
Huzuru yakalamak bunun için zordur. 
Zor olduğu için yeşil ışığı yakalayamıyoruz. 
Cemil Meriç’e göre huzur ancak meçhul dostun avuçlarındadır. 
Peki meçhul dost nerde? 
Alnımızı avuçlarına koyup huzuru yakalayacağımız meçhul dost kim?
Kimine göre YARATAN, kimine göre hayatımızda ilme ilme ördüğümüz İYİLİKLER…
Yine bir başka ünlü düşünüre göre huzur; çocuklukta yakalanır ve orada unutulur.
Düşünürün bu sözüne katılmıyorum. Bebekken huzurlu muyduk acaba?
O dönem insanın en bahtsız dönemi!...
Acıkırsın yemek isteyemezsin, susuzluktan kavrulursun su isteyemezsin! 
Bütün ihtiyaçlarını ağlayarak söylemeye çalışırsın! Bir de tersine anlayan anneye rastlarsan, yandı keten helvam!... 
Yemek vereceğine gazını kontrol eder, su vereceğine ağzına emziği dayayıverir.
Bahtsız bedevi gibi bir türlü mesajlarınız doğru okunmaz. Hep tersinden…
Bir de çocuklukta MERAK denen şey yok mu, bütün huzuru alır götürür!
Şu nedir, bu nedir, kim kimdir, kim dost, kim düşman… 
Hayatın milyonlarca soruları aklımızdayken ve cevapları merak ederken huzuru nasıl bulabiliriz ki? 
Mamamızı kusana kadar ağzımıza dayayan anneye laf anlatmak başka bir huzursuzluk, stres... 
Gel de huzurlu ol!
Büyüyünce işler daha da çetrefilleşiyor;
Para hırsı, mal hırsı… Ev alayım… Ev tamam ama bir de araba olsa… 
Kısacası insanoğlu huzuru ararken hırs gemisine biner huzuru yanlış adreslerde arar durur.
Bence insan doğmadan huzurluydu. Doğduktan sonra onu kaybetti. 
Galiba onu tekrar ölünce yakalayacak. 
Düşünsenize; doğmadan önce ne kredi kartları, aybaşında borçları nasıl ödeneceği derdi, okul, iş bulma, eş bulma, evlenme, çocuklar, onların sorunları, akşam hangi yemeği yapayım gibi bin bir tasa yoktu. Zaten saydıklarımız olmadığı için huzurluyduk. 
Huzur, belki de zamanın dışına çıkmaktır.
Eğer öyleyse onu aramak zaman kaybından başka bir şey değildir. 
Zamandan münezzeh olunca huzurun içine düşeceğiz gibime geliyor.
İçinizi fazlaca kararttık, biraz beyaz renk katalım; 
Aslında huzur nefes almaktır, nefes vermektir. 
Bir de sağlımız yerindeyse dünyada bulunabilecek en kaliteli huzura sahibiz demektir.
“Yok, bu cümle beni ikna etmedi, ben huzur arayacağım!” diyorsanız; 
Sizi ikna edecek bir sözümüz yedekte saklamıştık, onu kullanalım;
Ah HUZUR, HIZIR gibisin!
Bir varsın, bir yoksun!
Varım diyorsun ama….
Ne gören var, ne duyan!...

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Nis

Edebiyatta Nükte sanatı

19Mar
24Şub

ÖZEL EĞİTİM VE KALİTE

04Ara

EĞİTİMDE SİSTEM MALİYETİ

12Eyl

NİHAYET ELAZIĞ KİTAP FUARI

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.