GERÇEK SANATÇI


Daha dün gibi hatırlarım: 1967-68 yıllarında Elazığ Milli Eğitim Müdürü olarak görev yapan rahmetli babam, çoğu kez haftasonlarını da kapsayan olağanüstü bir tempoyla çalışır; sabah ben uyanmadan evden ayrılır, geceleri ise ben uyuduktan çok sonra dönerdi. Biz ana-oğul, Atatürk Heykeli’nin bulunduğu meydandaki aile çay bahçesine bakan evimizin balkonunda çekirdek çıtlatır ve özel locamızdan(!) açıkhava konserleri dinlerdik yaz geceleri.

Enver ve Paşa Demirbağ, Demirci Sıtkı, Abbas Bakır, Nuri Sesigüzel, İzzet Altınmeşe, Müslüm Sümbül gibi kimi ses sanatçıları, sanki bizim için program yaparlardı. Mevlüt Canaydın’ı, Hıdır Sezgin’i doyasıya dinlerdik o zamanlar.

Ki bu sanatçıların hiçbiri, Soroz kuklası medyada “maymun olmak” nedir bilmezlerdi. Hiçbirinin, müstehcen ve müptezel “video-klip” çalışmaları yoktu. “0900...”lü destek hatları da. Eşkıya kılıklı bazı magazin şeflerine “manken pazarlamacılığı” da yapmazlardı. Entel-dantel barların kapısında bekleşen kameralı haydutlara görüntülü cep telefonları; bayramda seyranda ise “Rolex”ler hediye etmezlerdi.
Toplumsal psikolojimiz bu denli bozulmamış; değerler sistemimiz bugünkü kadar çözülmemişti o günlerde... Ne “Televole kültürü”nden haberdardık; ne de “Paparazzi”lerden.

Birtakım holdingler, bankerler, büyük sermaye ağaları, tefeciler ve karaparacılar; dış güçlerin emriyle kurdukları tekno-harami düzeninin yönetimini misyoner ajanlara teslim etmemişlerdi. Kültürel kanserleşme sürecini hızlandıran metastaslar bu denli yaygınlaştırılmamıştı.

Toplumsal bir cinnet döneminden geçen ülkemizde, ulusal hafıza kaybı yaşanmıyordu henüz. Kültürel genlerimizle bu denli oynanmamıştı. Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda İncirlik üsleri kurulmamıştı.

Düşüp kalktığı birtakım ucuz kadınların dedikodusunu dinleyenleriyle paylaşmaktan utanmayan erkek müsveddeleri türememişti henüz. Etek boylarını ahlak ve zeka boyutlarına uygun olarak kısaltan, gramı üç kuruşluk solist bozuntuları ele geçirmemişti “eğlence dünyası”nı.

Ne seyircisine “ulan” diye hitap ederek sahneden çorabını fırlatan hazımsızlar vardı o dönemlerde; ne de kendilerinin “adam” edip pohpohladıklarının boynuna atılıp “tapınma” ölçüsünde sarılanlar.

Koca ülke, “pavyon kültürü”nün seviyesizliğine teslim olmamıştı. Sanata ve sanatçıya duyulan saygı, hem sahnedekilerin, hem de sahnedekileri izleyenlerin ortak çabalarıyla korunmaktaydı.

Aileler, sahnedeki sanatçıları nasıl mutlu edeceklerinin bilinciyle ve pürdikkat dinlerlerdi o konserleri. Yeri geldiğinde eserlere coşkuyla katılır, yeri geldiğinde ise tezahüratla desteklemeyi ihmal etmezlerdi.

Her işte olduğu gibi o alanda da medeniyet, nezaket ve nezahet ölçüleri hakimdi bir zamanlar...

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Kas

BU ADAM BENİM BABAM

31Mar
25Haz

ÖLÜM YOK OLMAK DEĞİLDİR

23Haz

EŞİME MEKTUP 23/06/2009

28Kas

Ortak Kimlik Belgemiz: 28/11/2008

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.