Düşmanın bu Haçlı Savaşında oyun içinde oyunu!


Türk yetkililer dikkat: Düşmanın bu Haçlı Savaşında oyun içinde oyunu!
ABD son Haçlı seferinde niçin  silahı bırakıp Türkiye ile böyle savaşıyor?
"Şimdiye kadar Hıristiyanlar, İslâm'a hücum ettiler kılıç çektiler. Çoktan beri kılıcı kınına koyduk ve Müslümanları, Hıristiyanlığı sevdirmeye yönelmiş bir gayret sergiledik;(…) Müslümanların kalplerine ulaşabilmemiz ancak bununla mümkün olacaktır."  
“Bu mukaddes vaat edilmiş topraklar (Türkiye) tamamen silahsız bir haçlı seferiyle geri alınacaktır…”
Türkiye düşmanlarının ülkemizle ilgili işte en son planı 
İslam düşmanlarının İslam dünyasının en güçlü ülkesi olan Türkiye’ye karşı yıllarca önce başlatmış olduğu Haçlı Savaşı pek çok bilinmezliklerle doludur. Bunlardan en önemlisi, Haçlı Savaşının sıcak harp gibi gözükmesi, ama bin bir çeşit soğuk savaş taktikleriyle dolu olmasıdır. Nitekim hatırlarsınız, bu haçlı savaşı Afganistan’da ve Irak’ta ilk başlarken Müslümanları şaşırtmak için sıcak savaş şeklinde kendini göstermişti. 
Düşmanın kendi askerlerini ve ordularını kullanmayıp İslam askerlerini ve ordularını kullandığı bu soğuk savaş taktikleri üzerinde ne kadar dursak azdır. Ama fırsat buldukça ve Allah izin verdikçe bu düşman taktikleri üzerinde duracağız inşallah!
Şimdi bu haftaki yazımıza başlayalım:
Dün kılıcı bıraktıklarını söyleyenler, bugün topu tüfeği, bombayı ve füzeyi bıraktıklarını söyleyerek İslam’la ve İslam ülkeleriyle böyle silahsız savaştıklarını açıklıyorlar:
İslam’a ve Müslümanlara karşı araştırmalarıyla sessiz ve sinsi savaş açan araştırmacılardan Hermann Stieglecker şöyle demiş: 
"Şimdiye kadar Hıristiyanlar, İslâm'a hücum etmek (…) için kılıç çektiler. Çoktan beri kılıcı kınına koyduk ve Müslümanları, Hıristiyanlığı sevdirmeye yönelmiş bir gayret sergiledik; (…) Müslümanların kalplerine ulaşabilmemiz ancak bununla mümkün olacaktır…"   
Buradaki kılıcı her türlü silahlar olarak anlayabiliriz. Değerlendirmelerimize kaldığı yerden devam edelim.
Stieglecker “kılıçsız” savaşında o kadar ileri gitmiştir ki, İslam akaidini bozmağa yönelik “Die Clau benslenren des İslam” adlı 834 sayfa tutan 4 ciltlik bir eseri bunlardan sadece birisidir. 
 

ABD: “BİR FETİH SAVAŞINA GİRMİŞ
ASKERLER OLDUĞUNUZU UNUTMAYINIZ!”

İslam’la savaşın nasıl bir nitelikte olduğunu anlatan bu sözler, Hıristiyan misyoner merkezlerinden verilen bir talimatı hatırlatıyor. Ünlü ABCFM merkezlerinden Hıristiyan misyonerlere verilen söz konusu talimatta şöyle deniyor: 
“Bir fetih savaşına girmiş askerler olduğunuzu unutmayın.(...) Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar (Türkiye toprakları) silahsız bir haçlı seferiyle geri alınacaktır.”   
İslam’a karşı silahsız Haçlı savaşçıları, öncelikle Müslümanların din ve inanç damarından girerek, kalplerinde ve zihinlerinde İslam’ın esasları ve kaynakları konusunda şüpheler uyandırmak, dolayısıyla dinlerine olan güvenlerini sarsmak yoluna gitmişlerdir.
Amerikalı İşadamı-misyoner Al Dobra’nın sözleri de aynı sessiz ve sinsi savaşı anlatmıştır: 
“Amacım bir Müslüman’ı dininden döndürmek değil.(...) Hedefim (olan attığım tohum) önce çürüyecek, sonra çatlayacak ve (fidan) büyüyecek; (o kişiler) giderek dinlerini sorgulamaya başlayacaklar.”   
 

İSLAM ANLAYIŞINI BOZMAK İÇİN
İSLAM ARAŞTIRMALARI

Batılılar zihin savaşında Müslümanların kafalarında ve kalplerinde fitne tohumları ekmek ve şüpheler uyandırmak için, pek çok Kur’an-ı Kerim tercümesi hazırlamışlardır. İslâm Tarihi, Kelam, Fıkıh, İslâm Felsefesi, İslâm Tasavvufu, Kur’an ve Hadis ile ilgili araştırmalar yapmışlar, sahabe, tabiûn (Sahabenin talebeleri), müctehid imamlar, fıkıhçılar, hadisçiler, hadis ravileri, cerh ve ta‘dîl ilmi, rivayet sahipleri hakkında derin çalışmalar yapmışlardır.   
Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemal Agırman’ın araştırmasında    yer alan örnekler şöyledir: 
 “D.S. Margoriouth (1858-1940), Eaerly Development of İslâm (İslâm’ın İlk Devirlerindeki Gelişimi) adlı eserinde, Hz. Peygamber’in Kur’an’ın dışında geriye hiçbir sünnet ya da hadis bırakmadığını; Hz. Muhammed’den sonra ilk İslâm toplumunun uyguladığı sünnetin Hz. Peygamber’in sünneti olmayıp Kur’an vasıtasıyla tâdile uğrayan İslâm öncesi Arap örfü olduğunu; sonraki nesillerin bu örfe otorite ve normatiflik sağlamak amacıyla “Hz. Peygamber’in sünneti” kavramını geliştirip hadis mekanizmasını uydurduklarını     dolayısıyla hukukun ikinci kaynağının Peygamberle bir araya gelmiş otorite şahısların onay ve adeti olduğunu belirtmektedir.   
William Muir ve Aloys Sprenger, Hadis Edebiyatının Hz. Peygamber’in fiillerini ve sözlerini gerçek manada yansıtıp yansıtmadığını, onun naklinin güvenilir olup olmadığını ve sahih olan hadisleri sahih olmayanlardan ayırt etmeye dair klasik metotların geçerli olup almadığını sorgulayan ilk oryantalistler oldu.   
 

BATI, İSLAM’A ÖZELLİKLE PEYGAMBERİMİZ’E 
NEDEN CEPHEDEN SALDIRMIYOR?

Sprenger, ayrıca, “Das Leben und die Lehre des Mohammad : Muhammed’in Hayatı ve Öğretileri” adlı kitabında Hz. Peygamber’in (SAS) risaletini, yabancı unsurlardan ve özellikle Hıristiyanlıktan nasıl ve ne kadar etkilendiğini ve bunun gibi daha pek çok İslâm’ın temel inanç ve kabullerini şüphe uyandırıcı bir üslûpla tartıştı.  
Misyoner faaliyetlerinin en etkili biçimde gerçekleştirilebileceği yöntem, “‘Muhammedanizm’e cepheden saldırmak değil”di. “Aksine yeni fikirlerin, bu inancın temelini aşındırmasını beklemek yeterli olacaktı. ”   Misyoner oryantalistlerin en büyük amacı, Hz. Muhammed'in peygamberliğini reddetmek ve Kur’an’ın vahiy olduğu konusundaki inancı çürütmekti. Bir başka deyişle oryantalistlerin İslâm konusundaki çalışmaları, onu anlamak için değil, gözden düşürebilmek içindi.  
 

BUGÜNKÜ İSLAM DÜŞMANLARININ (HIRİSTİYAN 
VE YAHUDİ) İTTİFAKI: “İSLAM BİZDEN ÜRETİLDİ!”

Ana hedef; Peygamberin hayatı, Kur’an ve Hadislerdi. Bu nedenle Ondokuzuncu Yüzyılın ikinci yarısında birçok oryantalist, Hz. Peygamber’in hayatı hakkında kitaplar yazdı.  
Kur’an üzerindeki araştırmalarda, oryantalistin asıl meselesi, genellikle ya Kur’an’da, İslâm öncesi Arap adetleri ve geleneklerinden ödünç alınmış veya taklit edilmiş fikirleri bulmaya çalışmak ya da Kur’an’ın Hıristiyanlık ve Musevîlikten türetildiğini ispat etmektir.  
Batı’nın bütün derdi kendini asıl ve merkez kabul edip İslâm'ı kendine uydurmak, kendi değerleriyle özdeşleştirmektir. Kendi bakış açılarının Müslümanlar tarafından içselleştirilmesidir.”   
Müslümanlara karşı silahlarını bırakıp da savaşı zihinlerde ve yüreklerde kazanmağa çalışan Batılı sömürgeci İslam araştırmacıları genç nesillerin kafalarına “İslâm’ın, Hıristiyan ve Musevî geleneklerinin bir türevi olduğu”  “Orijinal olmadığı”    fitne tohumunu ekmeğe çalışmışlardır.
 

ASIL AMAÇ, “MÜSLÜMANLARI İSLAM’LA
HIRİSTİYANLIĞA YAKLAŞTIRMAK” MI?

Bunlardan Gibb ve Von Grunebaum, “Hz. Muhammed’in peygamberliği ve dinini, Hıristiyan ve Yahudî geleneklerinden kaynaklanan yönleri ile tanımlamayı tercih eder. Bu ikisi olmadan İslâm kavranamaz.” demiştir. Grunebaum “Hıristiyan ve Yahudî inanç kalıplarının İslâm Peygamber’inin fikirlerinin oluşumunda büyük önemi olduğunu, Tevrat ve İncil’deki özlerin, Kur’an’ın oluşmasında etkili olduklarını” söylemiş ve  “Kur’an’daki fikirler, Peygamber’in kendi fikirleridir.” Demiştir.    Hatta “Kur’an’ın yazarının, Hz. Peygamber olduğunu” ileri sürmüştür.  
Müslümanların kafalarına fitne tohumu ekenler “İslâm eksik ve hatalı bir Hıristiyanlıktır; yani, “Hıristiyanlığın bozulmaya uğramış biçimidir.” Demişlerdir.    Bu fitnecilerden Dr. Cragg’ın asıl amacı, “Müslümanları İslâm vasıtasıyla Hıristiyanlığa yakınlaştırmaktır.”  
Savaş yöntemini değiştirip kılıçlarını/silahlarını bırakan Batılı sömürgecilerin “Müslümanları İslam vasıtasıyla Hıristiyanlığa yakınlaştırma” yöntemlerini, bugün aynı zamanda Amerikan sömürgeciliğine ve AB sömürgeciliğine yakınlaştırma şeklinde de anlamamız gerekir. 
Nitekim ABD Eski Başkanı Obama’nın Kahire’de El-Ezher İslam Üniversitesi’nde İslam dünyasına hitaben yaptığı konuşmada “Esselamü aleyküm” diye söze başlaması ve Kur’an-ı Kerim’den ayetler sıralaması yöntemin sömürgeci stratejilerinde ne kadar büyük boyutlara vardığını gösteriyor.
 

NE ZAMAN UYANACAĞIZ VE BU SİNSİ 
SAVAŞIN NE ZAMAN FARKINA VARACAĞIZ?

Batılı sömürgecilerin, İslam’a karşı silahsız ve sessiz savaşlarında, Müslüman kitlelerin zihinlerine ve kalplerine atılan, örneklerini verdiğimiz şüphe ve fitne tohumları elbette dinini bilen ve İslam’a derinden inanmış bulunan bilinçli kesimlerde hiç bir etki meydana getirmeyecektir. 
Ancak İslam’ı bilmeyen ve bilinçli olmayan korunmasız ve savunmasız genç kuşaklarda şüphe ve fitne tohumlarının zamanla nasıl yıkımlar meydana getirebileceğini herhalde tahmin etmek güç olmasa gerektir.
Yavrularımızı ve genç kuşaklarımızı böylesine fitne tohumlarına karşı kim savunacak ve kim koruyacaktır?
Peki biz analar ve babalar acaba ciğerpare çocuklarımız için öyle bir sorumluluğa ve hassasiyete sahip miyiz? 
Sevgiler, saygılar…
herden1950@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.