Kudüs yanıyor


Dünyanın iki şeytanı ele ele vermiş, Ortadoğu’yu yakıyor. Dur demeye ne bizim gücümüz yetiyor ne İslam Dünyasının… Onlar da bildiklerini okuyor.
Hatırlanacağı üzre 2017 Aralık ayında Kudüs’le ilgili bir hamle yapılmıştı. Birleşmiş Milletler; “ Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçının” çağrısında bulunmuş ve talep, genel kurulda 128 oyla kabul edilmişti. ABD ve İsrail ile birlikte dokuz ülke ret vermişti.
“Hak, güçlünün” mantığıyla hareket eden iki şeytan, kimseyi dinlemedi. Kimsenin isteğine saygı göstermedi. Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan eden Amerika, elçiliğini oraya taşımaya karar verdi. Son noktayı koyacağı sırada Filistin’de protestolar patlayıverdi.  
Netenyahu’nun “cesurca” dediği ve ABD’nin desteklediği korsanlık, çığırından çıkıp savaşa dönüştü. Toplarla, uçaklarla tam bir katliam gerçekleştirildi. Yetmedi, Gazze sınırını “kapalı askeri bölge” ilan eden Yahudiler, buradaki her faaliyeti, ordunun iznine bağladı. İsrail Başbakanı; “meşru savunma” adı altında ramazan ayına girerken Müslüman öldürmeyi kendince meşrulaştırdı. Katledilen 63 insanı, yaralanan binlerce kişiyi görmezden geldi.
Buraya kadarına; “gavur, gavurluğunu yaptı” demek mümkün ama ya bundan sonrası? Kudüs’teki elçilik açılış törenine katılan 32 ülkenin içinde Müslümanların bulunması. Arap Birliği örgütünün cılız ve sözde tepkisi. Mısır’ın ambülans uçaklarımıza izin vermemesi…
Dikkat edilirse yük, gene Türkiye’nin omuzlarında. Daha önce konuyu Birleşmiş Milletlere taşıyıp Amerika’yı yalnız koymuştu. Şimdi de yeni hamleler yapıyor ama… Tel Aviv, Washington büyükelçilerini geri çağırması büyük tepki. Bekir Bozdağ’ın; “bu günkü katliam ABD ve İsrail’in ortak eseridir.” Çavuşoğlu’nun olayı, devlet terörü olarak vasıflandırması, üç günlük yas ilan edip bayrakları yarıya indirmesi gerçekten anlamlı jest. Ancak söylemlerin ve eylemlerin neye yarayacağı, ne sonuçlar doğuracağı şimdilik meçhul.
Şu kadarını söylemek gerekir ki ramazan ayını kanla karşılayan iki şeytan, hiç değilse Müslümanların vicdanında mahkûm edilmeliydi. Hadiste; “Bir kötülük görürseniz elinizle düzeltiniz, düzeltemiyorsanız dilinizle, onu da yapamıyorsanız buğzedin. Bu da imanın en zayıfıdır” deniyor ya… İşte zayıf da olsak zulmü kınayarak imanımızı gösterilmeliydik.  
Ben İslam dünyasının içine düştüğü durumdan ümitsizim. Çünkü en sert tepkiyi gösteren Türkiye’nin yaptıkları bile kuru kalabalığın ötesine geçemiyor, Amerika durdurulamıyor. Bu kadar infiale rağmen arsa alımları, ev kiralamaları dahi dolarla yapılıyor. Yetkililerin çocukları ABD’de okuyor, ABD’de iş yapıyor, ABD’liyle evleniyor…
Ekonomimiz, sanayimiz tamamen AB ve ABD’ye bağlı, kullandığımız bütün imkânlar Batı patentli. Gösterilen tepkilerin çoğu, iç politikaya endeksli. Fiyat artışlarına, doların yükselişine kılıf bulunmuş gibi. Yani bütün menfi gelişmeler, Kudüs infialinin gölgesi altında kalmış durumda. Hani Türkiye, dünyada en hızlı büyüyen ülkeydi? Hani kişi başına milli gelir 10 bin doların üzerindeydi? Hani İMF’den borç almıyor, borç veriyorduk?..
Şu bir gerçek ki oruç ayına girerken Müslümanlar kan ağlıyor. Osmanlının beldesi, miracın hatırası Kudüs yanıyor. Herkes durmuş bakıyor. Dolayısıyla oluşan tablo, hem bizi üzüyor hem psikolojik yıkıma sürüklüyor. Sürüklüyor ama çare üretmek, gene bize düşüyor.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Haz

İran’ın Sinsiliği

01Haz

Abdullahpaşa hizmet bekliyor

19May

Kudüs yanıyor

12May

Yüz Bin İmza

28Nis

Baskın Seçim

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.