A.Tevfik Ozan’ın Şiir Poetikası ve Şiirinin ABC’si


Elaziz’de bir Ozan vardı Ahmet Tevfik
O hiç eskimedi milyon yıl yaşamış gibi bilge
Ve de Hekim
Senin derdini
Alın teri, gözyaşı ve dahi kendi ten kokusuyla yoğurur
Kirlenmemiş suyun gözesinde sana su içirir
Ak pınarların başında dinlendirir
Aklın göremediği şeyler olursa
Gösterir
Dedem Korkut gibidir
Boy boylar, soy soylar
Lakin senin derdinin dermanı odur
O şimdi Hazar’ın kıyısında
Erciyes özlemiyle yaşayan yalnız bir âdem.
Kayserili şair Selim Tunçbilek’in “On Üçüncü Gün” adlı kitabından okuduk bu mısraları size.
İlk kez Dağlar Ardı Şiirleri’nde (s.16), sonra Kâinat Şiiristan sayfalarında (s.72) ve şimdi de Şiirimin ABC’si’nde (s.29) yer alan “Bilmediğin” başlıklı bir şiiri vardır Ahmet Tevfik Ozan’ın. Der ki o şiirinde şair:
Ben çekerim çilesini hep hasta kadınların
Yoksul evlerin çorbaları bende kaynar!
Ağlamaktan gözleri şişmiş çocuklar
Bende uyurlar…
 
Serilir sofralara parça parça yüreğim
Bir Ramazan gecesi kenar mahallelerde…
Ve ağlar nice dullar, sarsılarak derinden
Kim bilir nerelerde?..
Gördüğünüz üzere, dertlilerin hekimi, gurebanın sığınağı bir gönül adamı vardır karşımızda.
İşte Tunçbilek, bu gönül ehli şairi tanıdığı kadar; onun bu izlekte şiirlerinden de istifade ederek oluşturmuş olmalı yukarıdaki şiirini.
***
Bu kadarlık girizgâhtan sonra, gelin artık şairimizin şiir dünyasına, şiirinin poetikasına –bir anlamda felsefesine– götüren yola duhul eyleyelim. Onun, şiir hakkında dediklerine ve onun şiiri hakkında denilenlere göz atalım, kulak kabartalım:
Ahmet Tevfik Ozan’ın elimizde şimdiye kadar Dağlar Ardı Şiirleri ve Kâinat Şiiristan isimli iki kitabı vardı. Bunların da farklı iki baskısını sayarsak dört kitap eder. Bu yılın Şubat ayında Ozan, bütün şiirlerini bir araya getirdiği “Şiirimin ABC’si” ile çıktı okurlarının karşısına. Göl Kitap Yayıncılık, 384 sayfa, 2018-İstanbul.
Yıl 1985’te şairin Dağlar Ardı Şiirleri hakkında Töre dergisinde kaleme aldığı yazısında Yağmur Tunalı bakın ne diyor; “Bu şiirler, daha çok gelenekli şiirin vadisinde söylenmiş. Son derece rahat, özentisiz ve kalın fırça darbeleri gibi mısralardan örülmüş. Bu şiirlerde kuyumculuk yapılmamış; söylediği gibi bırakılmış.” Yani “geldiği gibi” demek istiyor Tunalı. İlham perisinin getirdiği gibi…
Ozan şiiri, Yağmur Tunalı’nın da belirttiği üzere “gelenekli şiirin vadisinde söylenmiş” bir şiirdir. Şairin her ne kadar serbest tarz şiirleri varsa da onun ekseri şiiri hece vezninin muhtelif kalıplarıyla yazılmıştır.
Yine Töre dergisinde Tahir Özakkaş’a verdiği mülakatında da Ozan’ı poetikasına kapı aralarken görürüz:
“Bugün Türk şiirinde divan ve hece tarzının dışında boy atmış bir serbest şiir hadisesi mevcut. Klasik şiirde bir yerlere gelmiş ustaların bu sahada çok güzel eserleri var ve fakat ‘kaide tanımaz, anlaşılmaz sözler söylemek şairliktir’ mantık hatası içinde bir sürü zevat da…” var, diyor.
Kahramanmaraş’ın yakın geçmişte yitirdiğimiz şairi Sıddık Elbistanlı’nın ironisiyle bu nevi “Türk Hafif Batı Şiiri” garabetine bakışı menfidir Ozan’ımızın.
Söz, eski kayıtlardan açılmışken gelin, 1999 yılı başlarında ilimiz Günışığı gazetesinde Etem Yalın’ın röportajında“sizce şiir nedir” sualine verdiği cevaba da bir göz atalım isterseniz:
“Şiir bence” diye başlıyor A. Tevfik Ozan“kâinattaki güzellikleri; ama insanın fark edemediği; bu yüzden şükredemediği güzellikleri fevkalâde güzel bir üslupla insanlara takdim etmek; bu takdimde insanların ruh ve hayal dünyalarının güzelliklerle çalkalanmasını temin etmek, ama hiçbir zaman muhatabını sıkmamaktır.”
Bu süreçte, Osman Aytekin’in, bir vefa örneği, bir değerbilirlik göstererek 2002 yılında hazırlayıp bastırdığı, “Ozan’ın Şairliği” kitabına da yol düşürelim isterseniz. A. Tevfik Ozan, bu kitabın 89. sayfasında, “ne şiirdir; ne şiir değildir” mevzuuna açıklık getiriyor. Diyor ki:
 “….. bahçeyi gezdirirsiniz, fiyatını söylersiniz, anlatır durursunuz. Bu şiir değil! / Bahçenizin en güzel göründüğü yerlere su kanalları açarsınız, bir güzel kayık bulursunuz; küreği siz çekersiniz, misafirinizi ağırlar, gezdirirsiniz. Misafir, hiç yorulmadan seyahatin sonunda hayalleri, gördüğü güzelliklerin lezzeti ile başbaşa kalır. Gerçek şiir bu!..”
İşte, bir tıp doktoru olduğu kadar, sanırsınız bir “şiir doktoru” da olan A. Tevfik Ozan’ın elimizdeki “Şiirimin ABC’si” adını verdiği kitabı bütün bu şiir görüşlerinin, bu poetikanın muhassalası şiirlerden oluşmaktadır. Şu şiir tarifi de Ozan’ın bir başka metninden alınmıştır:
“Şiir, kesinlikle ihlas ve ilhamla gelen bir esrarlı meşgale… Şiir, bu noktada Allah’ın yarattığı güzellikleri, seçilmiş kelimeler, iç mimari ve iç musiki ile teşhir ve tarif arzusunun bir ifadesidir.”
Böyle olunca da yine gelmedik mi Necip Fazıl’ın o meşhur;
“Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;
 Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış.” veciz/muciz beytine?..
Ahmet Tevfik Ozan, anadan doğma/maderzat bir şairdir. Çünkü Harput’un Buzluk’unda/Ozan Gölü muhitinde “Ozan” soyadıyla dünyaya gelmiştir. Şair bir amcanın yeğeni, şair bir babanın oğludur. Yani çekinmeden diyebilirsiniz, şairlik/ozanlık irsidir Ahmet Tevfik Ozan’da
Ozan şiirinde tema taraması yapacak biri, gayet geniş bir konu yelpazesi ile karşılaşacaktır. Türkçesi sarih, şiir dili kemale ermiş, üslubu oturmuş bir şairdir o. Şiirinden yola çıkarak kişiliğini tahlil edecek olursanız, bu defa da; dünya siyasasına ve ülke meselelerine vakıf, şehrinin sorunlarını bilen ve çözüm üretebilen bir Türk aydın tipi çıkacaktır karşınıza. Ozan’ın bu kimliğine yakinen şahit olmak isteyenler, bir yerel televizyon kanalında haftada bir sunduğu “Ardıç Dalı” programını izlemelidirler. Herhalde onlar da o vakit, bizim gibi; “bu derece fikir donanımlı dünya görüşü olan birinin, o derece de duygu donanımlı şiir dünyası olacaktır” diyeceklerdir.
Bilmem hatırlar mısınız, Değerli Arkadaşlar?
15 Aralık 2012 tarihinde, yine bu Manas çatısı altında, bu salonda ve bu kürsüde, “Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri” başlıklı bir konuşmamız daha olmuştu. O yıllarda, “Tıbbiyeden arada bir doktor da çıkar” esprisiyle dört şair doktoru ardı ardına kürsüye getirmiştik; merhum ağabeyimiz Dr. Ali Öztürk’ü, sevgili yeğenim Dr. Nejat Yılmaz’ı, mütevazı insan Dr. S. Erhan Deveci’yi ve bugünkü misafirimiz Dr. Ahmet Tevfik Ozan’ı.
Lakin açıkkalplilikle teslim etmek gerekirse, bu dört şair doktor (veya doktor şair) arasında, en çok şiirle ilgileneni, kültür ve sanatla en çok hemhâl olanı şeksiz şüphesiz Ahmet Tevfik Ozan’dır, diyebiliriz. Onun, bir kitabına verdiği “Kâinat Şiiristan” ismi dahi bu tezimizi ispata kâfidir sanırız. Allah’ın arzını şiir bahçesi gibi görüyor ve her fırsat buldukça o bahçeden şiir gülleri derip devşirerek bizlere sunuyor Ozan’ımız.  
Tekrar geriye dönüp, A. Tevfik Ozan’ın şiirine avdet edecek olursak; şurası bir gerçektir ki, Ozan şiirinde sanat ağırlıklı şiirler de çoktur; sanattan/tasannudan çok bir fikri irdeleyen, önceleyen şiirler de. Özellikle, Yusufiye de dediğimiz Taş Medrese ile tanışmasından sonraki şiirleri bu yönde manevî bir arayışın, ilahî aşkın tezahürleridir. Şiirimin ABC’si’nin 112. sayfasındaki son kıta, zannederiz, arayışlar şairi Ahmet Tevfik Ozan’ın, “buldum!”dediği yerdir:
Çölleri bir vahaya çeviren sırrı buldum:
Bismillah!.. kanadı yok kuşlara iki kanat!
Çırpınmaktan, kanatsız; senelerdir yoruldum
Huzur, çık artık diyor;  göklere, kanat kanat!..
Ozan şiirinde bir gelenek olmuş; şiirin ilk dörtlüğü aynı zamanda son dörtlük olarak çiçek açıyor sayfanın bitiminde. Bu, kimi şiirde ilk dörtlüğün yarısı olabileceği gibi ikinci dörtlük veya onun yarısı da olabiliyor. Anlamı kuvvetlendirmek, mesajı pekiştirmek için yapıyor şair bunu.
Toparlayacak olursak, Ahmet Tevfik Ozan’ın Şiirimin ABC’si 384 sayfa, irili ufaklı 338 şiir. Bir şiir kitabı için battal. Şair, kitabını bölümlere ayıracağı veya en uygunu, önceki kitaplarını bölüm başlıkları halinde muhafaza edeceği yerde tüm şiirlerini toptan alfabetik sıralamaya tabi tutmuş. Böyle olunca da şiirlerin yazım sırası ve hangisinin daha önce şairin hangi kitabında yer aldığı karışmış/ka’le alınmamış oluyor. Bize kalırsa, keşke böyle olmasaydı; önceki kitaplarına bu vefasızlık yapılmasaydı, deriz. Ayrıca deriz ki, şair, şiirlerini yayınevine vermeden, bir kez daha gözden geçirseydi; hatta kimi şiirleri veya mısraları (mesela s.10, 62, 85, 369) kitaptan çıkarsaydı yahut bir tashihle yeniden yazsaydı. 
Kitabın kâğıdı ve sayfa tertibi güzel; ancak yayınevinin kusuru diyebileceğimiz, kapak kartonu ince ve kapak resmi de hem silik/soluk, hem de kitaba göre değil. Arka kapağa konulan şairin fotoğrafı deforme olmuş. Yine yayınevinin ve editörünün kusuru sayabileceğimiz; kitapta haddinden fazla yazım ve noktalama hatası var. Keşke şiir, bu derece hassas; hataya tahammülsüz bir sanat olmasaydı;  biz de bu hata ve kusurları burada dile getirme gereği duymasaydık.
Şehrimizin bilge şairi –Batılı tabirle entelektüeli– Ahmet Tevfik Ozan’ın şiirini, takdir edersiniz ki öyle 10-15 dakikalık bir konuşma metnine sığdırmak mümkün değildir. En iyisi, kitabını alıp günün/gecenin eşref saatlerini kollayarak –tefekkür edip künhüne vara vara– bir güzelce okumaktır. 
Değerli tarihî romancımız Mehmet Niyazi de; “Ne yazık ki şiir kitabı tanıtılamıyor; ancak okunarak tadına varılıyor” dememiş miydi?
Şiirle kalın, şiirsiz kalmayın.
ABC’niz şiirle başlasın, şiirle bitsin, efendim.
……………………….
*Manas Yayıncılık'ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yaptığım konuşma metnidir. RMY

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
10Ağs

Seçmece Mısralar

03Ağs

Gönül Çıramız Söndü

27Tem
20Tem

Mustafa Ceylan’ın Ardından

13Tem
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.