Şair, Selam Sonsuz Sabaha Dedi


Kahramanmaraş’tan iki ayda bir adresime gelen Alkış dergisinin 97. (Ocak-Şubat / 2018) sayısıyla birlikte bir de kitap geldi geçen ay. Derginin yazar ve şairlerinden, danışma kurulu üyesi Sıddık Elbistanlı’nın şiir kitabı; “Ve Çeliğe Su Verilsin Bir Daha.”
Ben henüz kitabı okumadan bu kez Aydın-Söke’den Abdülkadir Güler’in Söke-Ekspres gazetesi düştü posta kutuma. Elbistanlı’nın kitabıyla ilgili uzunca tanıtım yazısı ve Güler’in kendine özgü çivi yazısını andıran elyazısıyla bir pusula çıktı gazetenin arasından:
“Merhaba Aziz Dostum / Ne yazık ki ekli gazetede yazdığım şiir kitabının sahibi Sıddık Elbistanlı’yı kaybettik. Çok çok üzüldüm. Bu yazıyı okuyamadı. Hayat böyle aziz dostum. Allah ailesine sabırlar versin. Allah rahmet eylesin. Selamlar.”
Muvazenemi toplayıp kendime gelince, derginin sahibi Dr. Oğuz Paköz’ü aradım. Evet, maalesef doğruydu. 21 Ocak günü anjiyo olmak üzere gittiği hastaneden sağ çıkamamış. “Üstü kalsın” diyerek elveda etmiş.
Sıddık Elbistanlı, 1945-Kahramanmaraş doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji Bölümü mezunu. Yurdun muhtelif yerlerinde öğretmenlik ve idarecilik yapmış. Türk Yurdu, Hisar, Varlık, Defne, Hareket, Soyut, Papirüs, Güneysu, Aykırısanat, Alkış gibi birçok saygın dergide şiirleri, yazıları çıkmış. Ayrıca kendisi Sentez ve Altın Külah adında iki dergi çıkarmış. Basılı şiir kitaplarıDoğrulup Yeniden (1990), Kırmızı Papatyalar (1999), Bir Pancur Aç (2003), Ve Çeliğe Su Verilsin Bir Daha (2017).
Elbistanlı ile ru-be-ru görüşmüş, el sıkışmış değiliz. Ben onun yazı ve şiirlerini Alkış’ın sayfalarında okuyordum. Alkış’a yazı, şiir göndermediğim için o beni ihtimal ki ismen, gıyaben dahi tanımazdı. Ama doğrusu, ölümüne çok üzüldüm. Açıp son Alkış’taki “Sözel Kültürü Aşmak” yazısını bir kere daha okudum.
Bu yazısında Elbistanlı, bir açık yüreklilikle, fert ve toplum olarak sözel kültürü aşıp yazılı kültüre önem vermemizi, yazılı edebiyat düzleminde eserler vermemizi önermiş kısaca. Yazılı kültür ve sanat ögelerini öne çıkaralım demiş.
Lakin şunu da teslim etmekten geri durmuyor yazar aynı yazısının bir yerinde;
 “Sözel kültür birikimlerini elbette çok önemsiyoruz ve değer veriyoruz. Onun tarihi önemini ve işlevini tartışmak abesle iştigaldir. Eğer sözel kültür olmasaydı, gelişmeseydi, onun sentezi olan yazılı kültür de sonunda ortaya çıkmazdı.”
Biraz da kitabı ve şiiri üzerinde duralım gelin Sıddık Elbistanlı’nın.
Fakat daha önce, yazı ve şiirlerinden anladığımız kadarıyla sosyal demokrat bir dünya görüşünde olduğunu kaydedelim onun. Rus yazar Nikolay Otrovski (1904-1936)’nin bir anlamda otobiyografik romanı diyebileceğimiz “Ve Çeliğe Su Verildi”yi kitabına isim, ilk şiirine epigraf yapmasından da anlıyoruz bunu. O Otrovski ki iç savaş cephelerinde aldığı yaraların etkisiyle henüz yirmi yaşınayken kör ve kötürüm kalmıştır. Şu mısralar, Elbistanlı’nın kitabındaki sözü geçen o ilk şiirin son bölümüdür:
Morarsın deniz, kararsın öfkesinden
Koyların kararma vaktinden önce
Yetişeyim güneşe
Bulutlardan, püsküllerden geçeyim
Gencelsin kadavram, kaburga kemiklerim
VE ÇELİĞE SU VERİLSİN BİR DAHA
Kitaptaki tüm şiirler serbest tarzda yazılmış. Bir yerde“Şiir yazmak o kadar kolay değil” diyor Elbistanlı. Bir başka yerde ise, “Hiçbir amacım yok / Sırf şiir yazmak için şiir yazacağım.”
Ama yine de bu dediklerine bakmayın siz onun; şu dediklerine bakın:
Başımı esrara vurur gibi
Vurmuşum kendimi şiire
Feleğim şaşmış
deyişine. Veya;
Şiir havalarda uçuşuyor
Çiçek tozları gibi
deyişine değil de; “Sabahın en güzel şiiri uyanmak” deyişine.
Fakat bu vadide onun kişiliğine en yakışan mısralar bence“Bilmez misin” şiirinin şu ilk mısraları;
Şiir, meydanlarda okunur, bilmez misin
Halkın içinde
Şapkaları devrik, seni dinleyen
Başka bir şiirde geçen şu üç dize de bunların anlam ikizidir sanki. Eylemli, etkin, vurucu…
Şiir sözcüklerle yazılır amma
Nasıl sözcükler
Yıkan, yakan, yapan sözcükler
Onun, “Türk Hafif Batı Şiiri” tamlamasının ise biz altını çizmekle kalmamış; çerçeve içine alarak bir nevi ödüllendirmişiz. Doğrusu, günümüz şairlerinin bir kısmı bu mealde yazıyor şiirini; “Türk Hafif Batı Şiiri” modelinde.
Sayfa 36’da yer alan, “Ölüm Dirim Üstüne Felsefe” şiiri, gerçek anlamıyla da öyle; ölüm dirim üstüne felsefe yani. Ne de olsa felsefe düşkünü ya şairimiz. Hayat ve ölüm üzerine felsefe yapmış şiir boyunca. Kierkegard’ın, “Yaşamaya sabrım yok” deyişini hatırlatan şu mısralar o şiirden:
Sonra ölmeyip de ne yapacaksın
Yaşa… yaşa… yaşa
Bu ne olağan, ne de anlamlı
Ondandır inanmam, sonsuz dirim masalına
…………..
Ölüm olmasaydı, dirim olmazdı
Ölüm üzerine çok düşünür felsefe yapmış; birçok şair de şiir yazmıştır. Bize kalırsa Sıddık Elbistanlı, “Ölüm Yok ki” şiirinde ikisini bir arada yürütmüş;
Ölüm yok ki
Ölüm diye bir şey yok
Onu göze alanlar
Ondan korkmayanlar
Bilir bunu
Bu şiirin son mısraı hem ölüme dairdir, hem ölümsüzlüğe. Felsefenin tam yeri; ölümden ötesi ölümsüzlük; “Selam, sonsuz sabaha.”
Sonsuz sabaha kanat çırpan Sıddık Elbistanlı’ya rahmet dileklerimizle…

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25May

Elazığ Şiirinde Ramazan

18May

Geldi Ramazan

11May

Şair, Selam Sonsuz Sabaha Dedi

04May

Bir Manas Etkinliği Daha

27Nis
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.