Reis bilmezse ‘varis’ bilir


24 Haziranda yapılacak olan 27. dönem milletvekilliği aday listeleri YSK’ya verildi. Her ilde olduğu gibi Elazığ’da da en çok Ak Parti’nin listesi merak edildi.
Bir önceki vekillerimizin isimleri olacak mı?
Aday adayları dışında genel merkezin teveccühü ile bir isim eklenecek mi?
Güçlü bir iki isim, belki bakanlığa aday bir iki isim listede olacak mı?
Belki, olabilir… Oldu… Şu isim, bu isim, ağızdan ağza dolaştı. Sosyal medyada zaman zaman paylaşıldı.
21 Mayısta saat 17.00’da diğer partilerin aday listeleriyle birlikte Ak Parti’nin de aday listesi elimize ulaştı.
Şöyle bir baktık yalnızca… Biz baktık da aynı dakikalarda isyan edenler, olmaz canım diyenler, bir taraftan (iç dünyasında) başını duvara vurup bir taraftan da (görüntüde) biz bu partinin hizmetkârıyız, Reis ne derse o diyenleri görür gibi, iç seslerini duyar gibi olduk.
Biz ne yazalım?
Eleştirelim mi? Kimi eleştirelim. Yazılı isimleri mi? Onların ne suçu var? Yukarıyı mı? Ne haddimize canım!
24 Haziranda sandık önüne gelecek olan vatandaş gerekeni yapsın… Tamamsa tamam… Devamsa devam… Diyelim mi?
“Hiç mi senin söz hakkın olmaz Ey Elazığlı!” desek, Elazığlı da, bize dönüp dese; sana ne, Reis seçmiş onları… Bizde seçeriz, olur deriz elbette…
Ne yapabiliriz ki.
Tamam desek, belki Reis’in haberi yoktur bu listeden,81 vilayeti kontrol edip her birine aynı itinayla bakacak zamanı yok ki Reisin desek… Hani Reis’de zaman zaman birileri tarafından yönlendiriliyor deniliyor, bu yönlendirmeler de bazen yanlış oluyor ya… Desek…
En azından hiç mi Elazığ’ın hatırı yok, hiç mi bizim çoğunluğumuzun düşüncesine saygı yok, desek…
En azından Elazığ’ı bir bütün olarak, bölmeden bölgelere ayırmadan bir tutacak, Elazığ’da varlığı-işi, olan bu memlekette yatırım yapan, bu memleketin insanıyla dertleşen, dertlenen iki üç isim olsaydı, daha demokratik olmaz mıydı? Desek…
Hatta liste dışından, (o istemese de) Yasemin Açık ismi, liste içinden yıllardır bu memlekette var olan, aynı siyasi çizgide size hizmet eden İbrahim Gök… Yine siyasi bilgisi, tecrübesi ve Elazığ sevgisiyle tanıdığımız Aziz Dinç olsaydı… Ya da diğer birkaç isim olsaydı... Desek.
Listenin birinci sırasında (benim de çok sevdiğim bir isim ) Metin Bulut var, eyvallah… Listenin sonunda yer alan,(tecrübesiz görünse de) genç,-dinamik ve hizmet güdümlü Şahin Şerifoğulları listede ikinci sıraya koyulsaydı olmaz mıydı?
Desek…
Desek, desek de,o zamanda bize derler ki,sen listede ikinci sıraya mı laf dedin,üçü mü beğenmedin,dördü mü istemedin…
Yok, yok… Demedim…
Siz ne demişseniz o…Ama bunu Elazığlı desin, diyorum. Dediğinin de arkasında dursun diyorum…
Reis bilir diyecekseniz yine de, bizde bir cümle kuralım bu söze cevaben. Diyelim ki;”Reis bilmezse El-Varis bilir (El-Varis, Allah’ın güzel isimlerindendir. Manası; her şeyin asıl sahibi olan) Gayrı sözünüz var mı?
Şimdilik sözümüz bu kadar olsun Ak Parti Elazığ milletvekili listesi için. Daha MHP var aslında birkaç kelam edeceğimiz. İYİ Parti ve Yavuz Temizer ismi var. CHP’den Gürsel Erol ismi var tahmin yürüteceğimiz… Ve Saadet Partisi var elbette…
24 Haziran tarihine kadar bir iki yazı ile tabandan tavana bir değerlendirme yapmaya çalışırız inşallah.


GARİPTİR

Türkiye’de demokrasi gariptir, demokrasinin uygulanışı gariptir. Siyaset gariptir, politika gariptir.
Politikacı evirir çevirir dediğini yapar, millet ne derse o olmaz, politikacı “millet ne derse o” der ama aslında kendisi ne derse onun yolunu çizer.
Siz ak dersiniz, onun anlı karadır, gönlü karadan yanadır. Akı, size gösterir de karayı mutlaka yaşatır. Siz olmadı dersiniz, o oldu der…
Anlatsak anlaşılmaz mı acaba politika ve politikacı… Anlaşılır da idrak noktasında sıkıntı yaşanabilir.
Bir fıkrayla kıssa edip hissesini size sunalım, buyurun:
Bir politikacı yoksul bir adamı ziyarete gitmiş demiş ki: "senin oğlana bir eş bulalım, zamanı geldi artık." 
Adam: "ben hayatımda oğlumun işine karışmadım." demiş. İster evlensin, ister bekar kalsın. 
Politikacı: ama demiş “bu kız Rahmi Koç'un kızı" 
Adam: "a aaa tamam o zaman" demiş ve durumu kabul etmiş.
Sonra bizim politikacı Rahmi Koç'un evine gitmiş: " kızınız için harika bir
koca adayı buldum" demiş. 
Rahmi Koç şaşırarak: "ama benim kızım daha çok küçük" diye itiraz etmiş. 
Politikacı. "ama bu genç adam Dünya Bankası’nda başkan yardımcısı" deyince. 
Rahmi Koç: " a aaa... tamam o zaman" diyerek duruma hemen razı
oluvermiş. 
Sonunda bizim politikacı, Dünya Bankası başkanını ziyarete gitmiş ve demiş ki:
"başkanım, size harika bir başkan yardımcısı adayı buldum" 
Başkan: " iyi ama benim zaten ihtiyacımdan fazla yardımcım var" deyince, politikacı: “ama bu Rahmi Koç'un damadı" demiş. 
Başkan da " a aaaa... tamam o zaman" demiş. İş bitmiş.
Politika bu organizasyon içinde yönetiliyor ve politikacı da bu işin neferi.
Garip değil mi?

O NE DERSE DOĞRUDUR

Biz hep bu noktada kaybediyoruz. Siyasi parti taraftarı oluyoruz, takım tutar gibi parti tutuyoruz…
O ne derse doğrudur diyerek siyasi parti liderlerini hatasız ilan ediyoruz.
Onun dediği milletin değerleriyle örtüşmese bile… Onun yaptığı milletin fikirlerine ters düşse bile, o ki o, odur, o ne dese doğrudur ilkesini ilahi bir emiri kabul eder gibi kabul edip, onun yolunda yürüyoruz.
Ölçmüyoruz, biçmiyoruz, tartmıyoruz…
Okumuyor, idrak etmiyor, kulaktan duyduğumuza inanıyor, bazen hislerimize bile gem vurup, illaki o diyoruz…
O ne derse doğrudur bizi öyle bir hale getiriyor ki, şakşakçı oluyoruz… Yalaka oluyoruz… Sonra, pişman olacak zaman bile bulamıyoruz.
İktidar veya muhalefet fark etmiyor, sözümüz olayı partizanlığa döküp, diğerleri diyerek kendinden olmayanı ötekileştiren, doğruyu kendi bilen ve ötekilerini eğri görmeye alışkın herkese.
Biraz da dik durabilsek, birazda bizi yönetenlere veya gönül verdiğimiz partilere sesimizi demokratik tonda yükseltip, kendi inandığımızı ve onların yanlışını söyleyebilsek, çok şey değişir değil mi?
Ama özellikle siyasilerin en yakınları, sağ ve sol kolları öyle yapmıyor.
Nasıl mı yapıyor?
Şu fıkrada anlatılandır sorunun cevabı:
Kralın biri ördek avındadır.
Av uşakları, çevredeki ördekleri ürkütüp, kralın önünden geçirtiyorlar. Sonunda kral, önünden geçen bir ördeği nişan alıp ateş ediyor.
Tabi vuramıyor, heyecanla yalakasına soruyor:
-Vurdum mu? 
Yalaka:
-Majesteleri, siz ne mübarek insansınız ki, tüfeğinizin namlusu ucundan geçen zavallı ördeği vurmayıp,onun hayatını bağışlamak alicenaplığında bulundunuz.


HAKKI SORULACAK!

Geçenlerde bir ilin, bir okulunun bahçesindeki ağaçlar çocuklara alerji yapma sebebiyle kesildi.
Sebep ve sonuç…
Büyük illerimizde de buna benzer haberler okuruz bazen. Yol yapılırken şu kadar ağaç kesildi, köprü yapılırken bu kadar ağaç kesildi… Bizim şehrimizde de oldu ya… Kesildi ya da taşındı…(taşınanlar yaşadı mı belli değil)
Veya sokak hayvanları bazen saldırganlığından dolayı katledilir. Toplanır, toplama kampı gibi yerlerde zor şartlarda yaşatılır. Bizim şehrimiz böyle değil şükür, bu konuyu aştık biz.
Sebep gösterilir sonuç facia olur yani.
Sebepleri de haklı gösterme gayreti mutlaka olur.
Bir kıssaya bağlayalım işi:
Kanuni Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülmesi için Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den şu beyitle fetva istemiş:
“Dırahta ger ziyan etse karınca
Zararı var mıdır ânı kırınca
(Yani ürünlere zarar veren karıncaları öldürmekte şer’an zarar var mıdır?)
Ebussuud Efendi, bir beyitle cevap vermiş:
“Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca”
Yani sizin sebep göstererek yapacağınız her katliamın sorgusu mutlaka yapılacaktır. Dilsiz olsa da ağaç, derdini anlatamazsa da kedi köpek… Ya da Kanuni’nin dertlendiği gibi karıncanın Allah’ı var unutmayın. Onların hakkı sorulacak sizden… 

YAZMA!

Yaz yaz diyorsunuz da… Anlatamıyoruz. yazsak bir türlü, sussak bin türlü sıkıntı oluyor işte. Neyi yazacağız? 
Niye yazacağız?
Kime yazacağız?
Ya yazınca başımıza testi düşerse!
Fıkraya bağlayalım işi, anlayın gayrı:
Zamanın birinde dönemin Başbakanı, Karadeniz gezisinde bir üniversiteyi ziyaret etmiş.
Sınıfın birinde öğrencilerle tanışmış. O karizmatik duruşuyla beden dilini de kullanarak bir konuşma yapmış. Etkili konuştuğunu düşünerek:
 "Sorusu olan var mı?" demiş.
Temel söz istemiş; "Ben size iki soru soracağım." Demiş. Söz almış başlamış sorularını sormaya:
Birincisi; bu kadar yıpranmış olmanız gerekirken oylarınız nasıl oldu da artıyor? Bunun sırrı ne?
İkincisi, özelleştirme adı altında bütün önemli kurumları çok ucuza oraya buraya sattınız, bunlardan ne kadar para kazanıldı? Bu paralar ne oldu?
Tam bu sırada zil çalmış. Başbakan, "2.derste devam ederiz" deyip çıkmış.
Derse yeniden girince "nerede kalmıştık" diye sormuş.
Bu sefer Dursun ayağa kalkmış; "Bizim sorularımızı cevaplayacaktınız" deyince,
Başbakan "iyi tekrar sorun bakalım" demiş.
Dursun "Size dört sorum olacak" :
Birincisi, iktidarda yıpranmış olmanıza rağmen oylarınızı nasıl artırdınız?
İkincisi, bütün önemli kurumlarımızı sattınız? Ne kadar para kazanıldı? Paralarla ne yapıldı?
Üçüncüsü, teneffüs zili neden yarım saat erken çaldı?
Dördüncüsü, arkadaşım Temel nerede?"


SÖZÜN ÖZÜ

Konfüçyüs,”Çok kişiyle konuş. Az kişiyle düşün. Tek başına karar ver” demiş. Biz ne diyelim ki, bu kadar yazdığımızın ardından, biz değil Mevlana desin diyeceğini: “Farz et ki yazdıklarımı anlayabildin. Ya anlayamadıkların. Ya yazıp da sildiklerim. Ya yazamadıklarım?”

BİR DAMLA

Ne desek boş aslında, hamam aynı tas aynı
Meydan kime kalmışsa, düğün aynı, yas aynı
Aynı demir aynı su, közde yansa ne ola
Ele değen is, yürekte ki pas aynı…

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Haz
06Haz

Gönüllerin Vekili Olmak

22May

Reis bilmezse ‘varis’ bilir

16Nis

Oku… İdrak et…

04Nis

'Megri Megri' Şahit Tengri!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.