RÜYAMDA GÖRDÜM


  RÜYAMDA GÖRDÜM

 Kanuni Sultan Süleyman devrinden itibaren başlayan idaredeki bozulmalar ve iç karışıklıklar 16. yüzyılın sonlarına doğru iyice su yüzüne çıkmaya başlamış, 17. yüzyılın başlarından itibaren, devletin niçin kötüye gittiği ve bu kötü gidişin nasıl sonlandırılabileceği ile ilgili devrin ilim erbabı tarafından ıslahat risalesi denilen birtakım raporlar kaleme alınmış ve padişahlara sunulmuştur.

Bilinen ıslahat risalelerinden bazıları, bizatihi yönetim tarafından bir kısım ilim erbabına havale edilen ve onlar tarafından kaleme alınanlardır. Mesela Ayn Ali Efendi, Koçi Bey, Hezarfen Hüseyin Efendi ve Sofyalı Ali Çavuş devletin bilgisi ve teklifi ile raporlarını hazırlamışlar ve ilgililere sunmuşlardır. Bir kısım ilim erbabı da, adeta durumdan vazife çıkararak kendince raporlar hazırlamışlardır. Veysî ve Kâtip Çelebi gibi ıslahat risalesi yazarları, kendilerine böyle bir görev verilmemesine rağmen, inisiyatifleri ile risaleler hazırlamışlardır. Bundan dolayıdır ki, Kâtip Çelebi’nin hazırladığı Düsturu’l- Amel li Islahi’l-Halel ile Miznü’l-Hakk adlı eserler döneminde yeteri kadar bilinmemiştir. Zaten Kâtip Çelebi de bilgi birikimini devletin ve halkın istifadesine sunmamasının, Ahiret’te kendisini sorumlu kılacağını düşünerek bu eserleri kaleme aldığını ifade etmiştir.

Veysî’nin yazdığı Hâbnâme adlı eserin hikâyesi ise çok daha ibret vericidir. Veysî kendisine böylesi bir ıslahat risalesi talimatı verilmediği için devleti eleştirecek bir rapor yazmaktan yönetimin gazabına uğramamak için çekinmiş ancak bir yolunu bularak gördüğü aksaklıkları da padişaha duyurmak istemiştir. İlmiye mensubu olan ve Ordu Kadılığı’na kadar yükselen Veysî, 1608 yılında devrin padişahı I. Ahmet ile İskender-i Zulkarneyn’i (Kuran-ı Kerim’de Zülkarneyn adı ile bildirilen mübarek zat)  rüyasında gördüğünü, dönemindeki bozukluklardan şikayetçi olan padişaha İskender’in , Hz. Adem’den bu yana dünyanın aynı dünya olduğu ve kötülüklerin; iyi, ahlaklı, liyakat sahibi ve tecrübeli kişilerin devlet görevlerine getirilmeleri ile mümkün olabileceğini söylediğini Habnâme adlı eserinde anlatmıştır. Veysî, devrin ilim erbâbı bir şahsiyeti olmasına rağmen, bu önerilerini maalesef doğrudan yazmaktan korkmuş, büyük bir ihtimalle hayal rüyasında yarattığı bir “rüya kandırmacası” ile anlatma yolunu bulmuştur. Osmanlı Devleti’nin ilk resmi tarih yazıcısı Naima da, 18. yüzyılın başlarında devletin kötüye gidiş sebeplerini, eleştirilerini ve çözüm önerilerini Şarihü’l-Menarzâde Ahmed Efendi’nin müsveddeler halindeki tarih notlarını devrin sadrazamı Amcazâde Hüseyin Paşa’nın isteği ile düzenlediği eserin sonuna eklemek gibi bir yol bulmuştur. O da Veysî gibi; devlet görevlerinin, ehil ve liyakat sahibi kimselere verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Halka ağır vergiler yüklenmemesini, israfa son verilmesini, devlete ait gelir kaynaklarının kayd-ı hayat kaydıyla malikâne denilen bir sistem ile satılmamasını (yarı özelleştirme denilebilir), denk bütçe yapılmasını, merkez ve taşra askeri teşkilatının yeniden düzenlenmesini, askerlerin siyasete müdahale etmeden sadece savaşla meşgul olmasını ve görevlerin rüşvetle alınıp verilmemesini bir anlamda Şarihü’l-Menarzâde’ye mal ederek yazmıştır. Ancak hamisi Amcazade Hüseyin Paşa’nın 1702 yılında ölmesi üzerine tenkit edici bu yaklaşımından dolayı görevleri elinden alınarak 1706 yılında Girit adasındaki Hanya’ya sürgün edilmekten de kurtulamamıştı.

Veysî, Kâtip Çelebi ve Naima gibi yazarların eserleri, kendi dönemlerinde sadece birkaç nüsha olarak raflarda kalmış, ölümlerinden çok sonra fark edilmişlerdir. Mesela, Naima Tarihi, İbrahim Müteferrika’nın 1725’ten sonra bastığı ilk eserlerden birisi olmasına rağmen maalesef birkaç yüz tane ancak satılabilmişti. Naima ise eserin basımından on yıl önce ölmüştü. Bir anlamda kendi dönemleri için anlattıkları bilinmemiş, sadece tarihe not düşmekle kalmışlardır.

Peki ne olmuş sonunda?

İlim adamını dinlemeyen, istediği gibi konuşulması ve yazılmasını isteyen, eleştiriye tahammülü olmayan devlet, her geçen gün daha da zayıflamış, erimiş ve alınan tedbirler ise gerçekçi ve çağın gereklerine uygun olmadığı için neticede ömrünü tamamlamıştır. Osmanlı Devleti yıkılmakla kalmamış, neredeyse bütün Türk Milleti bir müstemleke olmanın eşiğinden, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türk Milleti’nin yekvücut olarak mücadele verdiği Kurtuluş Savaşı ile dönmüştür.

Bir ülkenin okumuşu, ilim erbabı, aydını, entelektüeli velhasıl herhangi bir konu hakkındaki uzmanları konuşamıyorsa veya yazamıyorsa, o ülkede ciddi sorun var demektir. Devlet, kendisini eleştireni susturmak yerine dinlemeli, fikirlerinden istifade etmelidir. Aykırı fikirler, her yapılanı kayıtsız şartsız alkışlayan ve savunanların söylediklerinden çok daha değerli ve faydalı görülmelidir. “Bizden değil” diyerek, çok kıymetli fikir insanları bir köşeye atılmamalı, bilgi birikimlerinden istifade edilmelidir. Ülkenin “kral çıplak” diyebilecek beyinlere de ihtiyacı vardır. Bundan korkmamak lazımdır. Eleştireni bir yolunu bulup pasifize etmek ve sadece öveni dinlemek veya dinletmek; tek yönlü bir bakış açısı ile devleti yönetmek ve kamuoyu oluşturmak anlamına gelir ki, böylesi bir durumun sonuçları tarihte her zaman vahim olmuştur.

Devrinin şartları içinde misyonunu tamamlayan Osmanlı yönetim sistemi değil, onun iyi ve kötü tecrübeleri rehber edinilmelidir. Ülkenin aydınları da edebince, halkı kin ve nefrete sevk etmeden, bölücü ve yıkıcı faaliyetlerde bulunmadan, terörü ve teröristi övmeden,; korkusuzca ve özgürce fikirlerini devletle ve kamuoyuyla paylaşmalıdırlar. Özgür düşünme ve özgür ifade etme iklimini etkin kılamazsak, bana göre yönetim sisteminin nasıl olacağının çok ta önemi yoktur.

Fikri olan herkes, özellikle de akademya; Veysî gibi, “rüyamda gördüm” gibi garip ve komik kandırmacalara başvurmadan, net olarak, korkusuzca ve zorlanmadan, istediği şekilde fikirlerini sözlü veya yazılı paylaşabilmelidir.

Demokrasinin temel gereklerinden biri de bu  değil mi?!!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.