AKADEMİSYENLİKTE ETİK


Üniversitelerde akademisyenlerin korkulu rüyası haline gelen etik ihlalleri son yıllarda artış göstermektedir. Hemen akla gelen ilk soru, önceleri etik ihlalleri yok muydu? Ya da neden son yıllarda etik ihlallerinde artış yaşanıyor? Bu tür soruları çoğaltmak mümkündür. Ama kısaca cevap vermek gerekirse, Internet teknolojileri sayesinde artık akademik etik suçların tespiti çok daha kolaylaştı. “Delikli icat oldu, mertlik bozuldu” deyimini şimdilerde de “İnternet icat oldu, mertlik bozuldu” şeklinde değiştirebiliriz.

2000-2009 yılları arasında YÖK’te doçentlik temel alan danışma komisyon üyesi olarak görev yaptığım dönemlerde, birçok etik ihlal dosyaları ile de uğraşmak zorunda kaldım. Bazen etik ihlallerin olup olmadığının tespiti konularında hakem olarak tayin edildim.  Ama şu kadarını söyleyebilirim ki bugüne kadar incelediğim etiklik dosyalarında benim verdiğim hiçbir karar bozulamadı. Çünkü incelemelerimi yaparken asla duygusallığı ön planda tutmamışımdır. Önümdeki dosyada gerçekler neyi gösteriyorsa, o doğrultuda çekinmeden kararlar verdim. Bu tecrübelerimi de 2008 yılında “Öğretim Elemanlarının Etik İhlalleri” başlığı ile yayınladım (Varol&Şeker).

Çok eskiden bir başka ülkede yapılan doktora çalışmalarını tercüme edip doktor unvanı alan akademisyenler oldu. Bir dönemler doçentlik sınavı için ön koşul olan dil sınavlarında sahtekârlık yapıp yüksek puanlarla dil sınavını geçenler oldu. Bazı üniversitelerimizde bu öğretim üyelerin sayısı iki haneli rakamlarla ifade edildi. Bazılarının unvanları geri alındı, bazıları üniversitelerden ayrılmak zorunda kaldı. Ama bu guruba giren bazı insanlar her türlü hilekâr yolu çok iyi bildikleri için bir kılıfını bulup etik ihlalinden yakayı sıyırdılar. Bazılarının dil puanı o kadar yüksek idi ki bu insanların o puanı elde etmelerinin asla mümkün olmayacağı gün gibi açıktaydı. Üstelik bazıları bir dil değil, aynı anda iki dilden KPDS veya ÜDS’den 80 puanın üzerinde notlar almışlardı.

Uzun yıllar Almanca dilinden noter ve mahkemelerin yeminli tercümanlığını yapmıştım. Almanca dilinde hukuk terimlerine de çok hâkim dönemlerim oldu. Türkçesi dahi anlaşılmayan kanun maddelerini Almanca’ ya tercüme etmek çok zor bir olaydı. Dile bu kadar hâkim olmama karşın, dil sınavlarına 90-95 puanın üzerinde bir sonuç almak çok zordu. Ağzını açamayan, adını dahi yabancı dilde söyleyemeyecek düzeyde olan birileri nasıl olur da 80 puanın üzerinde not alıyorlar diye merak ederdim. Bazıları da dil tazminatından yararlanmak için üstelik tek dil değil, iki yabancı dilden belge sunduklarına şahit olmuştum. Sonraki yıllarda pislikler ortaya çıktı ve 5-10 bin dolar verenlerin ya da politik görüşler doğrultusunda sınavı yapan kurum içerisinde kurulan çeteler vasıtasıyla, istedikleri dil puanlarını elde ettikleri açığa çıkmıştı. Şimdi bu sahtekârlığı yaparak, bazı kişilerin üniversitelerde yöneticilik yaptıklarını, başkalarının eserleri hakkında etik incelemelerde bulunduklarını, doçentlik sınavlarında genç akademisyenlerin etik ihlali yapıp yapmadıklarına ait komisyonlarda görev aldıklarını görebiliyoruz.

2011 Aralık Ayında Fırat Üniversitesi bünyesinde Akademik Etik Kurulu oluşturmak üzere dönemin Rektörüne teklif götürdüğümde, hemen bu konuda çalışma yapmamızın önünün açmıştı. Komisyon oluşturmuş ve hazırladığımız yönergeyi Senatodan geçirerek kurula işlerlik kazandırmıştık. Akademik Etik Kurulu oluşturduktan sonra, Fırat Üniversitesi Akademik Etik Kurulu Yönergesini Yükseköğretim Kuruluna da göndermiştik. Bir web sayfası oluşturarak bu kurulu Internet kullanıcılarının istifadesine sunmuştuk. Bu olayı niçin yazıyorum?Biz etik kurul oluşturmak için herhangi bir yerden talimat almadan, sadece Fırat Üniversitesindeki akademik çalışmalara bir düzen getirmek, öneriler türetmek için böyle bir kurul kurmak için yola çıkmıştık. Fırat Üniversitesinin Akademik Etik Kurulu 06 Ocak 2012 tarihinde 6.11 Senato kararı ile faaliyetlerine başlamıştı. Fırat Üniversitesi Akademik Etik Yönergesi YÖK’e gönderildikten sonra, YÖK’ün 29.08.2012 tarihinde (tam 8 ay sonra) kabul ettiği Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi tüm Üniversitelere gönderilmiş ve Üniversitelerin Akademik Etik Kurullar kurması istenmişti. Yani bunun anlamı, Fırat Üniversitesinde bizim başlattığımız bu harekât, bilahare tüm üniversitelerde Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği adı altında Etik Kurullarının kurulmasına bir bakıma öncülük yapmıştır.

Üniversitelerdeki etik kurulların çok ciddi çalışmaları zorunludur. Üyeler her olaya çok ciddi yaklaşmalı, tarafsız ve duygusal dürtüleri ön plana çıkartmadan iddiaları çok ciddi incelemelidir. Birilerine şirin görünmek, birilerini korumak, yani tarafsız davranmamak mutlaka daha kötü sonuçların çıkmasına vesile olabilir. Çoğunluğun ne dediğine değil, vicdanının ne dediğine kulak verilmelidir. İçine sinmeyen kararlar karşısında cesaretle muhalefet şehri yazabilmelidir.

Sonuç olarak, Üniversitelerde Akademik Etik Kurulları, incelemelerini çok ciddi yapmak zorundadırlar. Çünkü birisine yaranmak amacıyla duygusal alınan bir karar, diğer taraftan bazılarının haklarını gasp etmeye neden oluyorsa, taşınan vicdani sorumluluğun gerektiği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle, ömür boyu bir eziklik yürekleri burkacaktır. Ama tarafsız alınan kararları verenler daima başı dik gezecek ve vicdanları huzur içerisinde olacaktır.     

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Eyl
19May
10May

Batman’da Enerji Sempozyumu

22Nis

Batum konferans

15Nis
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.