NERESİNDEN TUTAYIM Kİ?


Üniversitelerde akademisyenlerin yapması gereken birçok görev vardır. Akademisyenlerin öncelikli bazı görevleri; öğrencilerin iyi yetişebilmeleri için yürüttüğü dersleri en iyi şekilde vermek, araştırmalar yaparak bilime katkı sağlamak, bilgi ve deneyimlerini sosyal projelerde toplumun yararına sunmak, inovasyon ve girişimci özelliklere sahip olmak ve ülkenin sosyo-ekonomik kalkınmasına akademik bilgi birikimi ve görüşleriyle destek vermektir. Üniversitelerde bu tanım kapsamında davranışlar sergileyebilen akademisyenlerin sayısının maalesef azınlıkta olduğunu görüyoruz. Akademisyenlerin asıl yapması gereken işler yerine, diğer meselelerle uğraştıkları birçok durumlarla karşılaşabiliyoruz. Bunların başında da birbirinin ayağına kaydırmaya çalışmak, başarılı olanların önünü kesmek, yönetimin gücünü kullanarak kendi eğiliminde olmayanlara baskı uygulamak, adeta adaletsiz bir ortam yaratmak gelmektedir. Bu tür kaotik ortamların doğmasının müsebbibi ise Üniversitelerde rektörlük seçimlerinde uygulanan sistemdir.

Türkiye’de Vakıf üniversiteleri hariç, üniversitelerin hemen hemen tümü kaynıyor. Sadece öğrenciler arasında patlak veren olayları düşünmeyin. Öğretim elemanlarının da öncelikleri değişmiş durumdadır. Üniversitelerin birçoğu dedikodu ve entrikaların döndüğü merkezler durumundadır. Bilim yapma, öğrenci yetiştirme ikinci hatta en arka sıralarda gelebilir.

Rektörlük seçimleri öncesi öğretim elemanları kulis çalışmalarına başlarlar. Adam araklamak için ne gerekiyorsa yaparlar. Rektör seçilince kimlere ne makamlar verileceğinden tutun da, kimleri harcayacaklarını dahi önceden planlarlar. Hatta öyle ki seçim bitince kimlerin rektör yardımcısı ya da genel sekreter olacakları bellidir. Tabi o noktada pazarlıklar da başlar. Rektör yardımcılarının ve genel sekreterin üniversite döner sermayesinden aldıkları paylar farklı olduğu için herkesin gönlünde rektör yardımcılığı görevi geçer. Sonunda aralarında anlaşıp döner sermayeden gelecek geliri bir havuzda pay edip eşit dağıtmaya karar verirler. Bazı üniversitelerde de rektör yardımcılığı ya da genel sekreterlik görevlerini sıralı yapma kararı alınır, ama sonra bakarlar ki böyle bir tasarruf çok dedikodu yapılmasına neden olabilir diye bu düşünceden sonradan vaz geçerler.

Rektörlük seçimleri üniversitelerdeki akademisyenleri dilim dilim kutuplaşmalarına sebep oldu. Önceleri kanka olan arkadaşlar rektörlük seçimleri yüzünden düşman kardeşler oldular. Eskiden sözüm ona bir ideoloji uğruna güç birliği yaptıklarını iddia eden yandaşlar, menfaatler söz konusu olduğunda, mensubu oldukları ideolojiyi birden unutuverdiler. Daha açık yazmam gerekirse, hangi kaynaktan daha fazla nemalanma söz konusu ise O’cu oldular.

Rektörler işte bu şartlarda seçiliyor. Rektöre oy verenler bu defa rektörlerden nasıl azami düzeyde maddi manevi faydalanabilirim hesapları yapıyorlar. İstedikçe istiyor, talepleri bitmek bilmiyor. Rektörler ağız alışkanlığını bırakamıyor “Abi, sabret yapacağız dediğini, ama biraz beklemeniz gerekir”. Taviz üzerine taviz verirler. Aslında çoğu Rektörlerin yerine gizli kurmayları yönetiyor üniversiteleri. Önce kendilerince temizlik yapıyorlar. Şu kişilere eziyet edilecek, bıktırılacak, üniversiteden ayrılmaları sağlanacak hesaplarına girişiyorlar. Örneğin akademik görevlendirmelerde dahi istekleri reddetmeyi büyük bir zafer sayıyorlar. Oysa önünü kesmek istedikleri akademisyenler ülke genelinde tanınıyor, rağbet görüyor, saygı ile selamlanıyor.

Yönetimler basit ayak oyunları ile önünü kesmeye çalıştıkları akademisyenlerin pes etmediklerini gördükçe daha da kin ve nefret ile şarj oluyorlar. Geceleri rahat uyuyamıyorlar, çünkü bir gün sonra çevirecekleri entrikalar için planlar yapmak zorundadırlar. Bu yüzden de bir gün koltuklarını terk ettiklerinde aynaya dönüp baktıklarında, yüzlerindeki kırışıklıkların hiç de yaşlarına uygun olmadıklarını fark ettiklerinde, ruhsal bunalıma girmeye mahkûm oluyorlar ve yaptıkları haksızlıklar yüzünden camianın içerisinde dolaşmaya cesaret edemiyorlar, çünkü haksızlığa uğrayanların kendilerine bakışları, yüreklerini dağlayacaktır.

Yazdıklarımı abartılı mı buldunuz? Maalesef üniversiteler bu durumdadır. Genç bir asistan olarak girdiğin üniversitede başlangıçta safça dürüst, örnek insan olma, bilime katkı sağlama, kaliteli ve ayrıcalıklı öğrenciler yetiştirme hayali ile başlarsın görevine. Ama zaman geçtikçe yediğin darbeler, uğradığın haksızlıklar seni de kendi kapsama alanına alıyor. O kadar haksızlıklara uğruyorsun ki bir noktadan sonra idealist kişiliğinin değiştiğini görüyorsun. Ayak oyunlarının nasıl yapıldığını öğrenmişsindir ve artık sen de ayak oyunları yapıyorsundur.

Aradan yıllar geçer, sonra gençlik yıllarındaki kişiliğinin kaybolmasına üzülürsün. Keşke de bu akademisyenlik yerine başka bir meslek seçseydim dersin. Ama bir araştırırsın ki tüm kamu kurumları laçka, dedikodu yuvası, Bizans entrikalarının döndüğü ortamlar. “Acaba sade bir vatandaş olarak kendi işimi kurup hayatımı idame ettirseydim daha mı iyi oldurdu” diye düşünmeye başlarsın. Ama bir bakarsın ki o kulvarda da kıyametler kopuyor. İhaleleri kapmak için asıl oyunların o saha da hâkim olduğunu öğrenirsin. Velhasıl birçok alanda Türkiye’m çökmüş. Neresinden tutayım ki?

   

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Eyl
19May
10May

Batman’da Enerji Sempozyumu

22Nis

Batum konferans

15Nis
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.