NİHAYET NÜKLEER SANTRALİN TEMELİ ATILDI


   

NİHAYET NÜKLEER SANTRALİN TEMELİ ATILDI


 

Yıl 1977, Elazığ Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisin (EDMMA)(Şimdiki adı Fırat Üniversitesi) Makine Mühendisliği Bölümünü bitirme aşamasında olanüç makine mühendisi olarak geleceğimizin yol haritasını çizmeye çalışıyorduk. Bölümden bendeniz, Vedat Tanyıldızı ve Cemal Okuyan İstanbul’un yolunu tutmuştuk. Aslında hedefimiz Yıldız Teknik Üniversitesinde yüksek lisans yapmaktı. Ancak boykotlar nedeniyle Haziran’da hiç kimse mezun olamamıştı. Ekim ayında mezun olduğumuz için de Yıldız Teknik Üniversitesi sınavlarına girememiştik. Oysa bize o dönemlerde Yıldız’dan derse gelen Prof. Dr. Doğan Özgür hoca, bizim çalışkan olduğumuzu gördüğü için Yıldız’a müracaat etmemizi ve bizi master programına almak istediğini söylemişti.

Cemal Okuyan arkadaşımız, İstanbul Teknik Üniversitesinin yüksek lisans ilanını gördüğünü ve müracaat için çok az zaman kaldığını söylediğinde, ben önce İstanbul Teknik Üniversitesi sınavına girmekten çekinmiştim. Çünkü İTÜ’de hemen her gün öğrenci olayları vuku buluyordu.  Kaldı ki biz de EDMMA’si mezunu olduğumuz için faşist damgası yiyebilirdik, dolayısıyla okumamız engellenebilirdi. O dönemlerde İTÜ ise Mao ve Lenincilerin elindeydi.

Cemal arkadaşımız İstanbul’a gelmişken İTÜ’nün sınavına girmemizde ısrar ediyordu. Gelişmelere göre ileride hareket edeceğimizi söylediğinde, üçümüz sınava girmeye karar vermiştik. Ancak elimizde diploma yoktu. Ben Elazığ’a dönüp mezuniyet belgeleri ile uğraşmayı kabullenmiştim.

Sınava girmiş ve üçümüz de sınavı kazanmıştık. Büyük hayaller kuruyorduk. Çünkü Akkuyu’da Nükleer Santral kurulacak ve bizler o santralin ilk mühendisleri olacaktık. Ee, havamızda yerinde olacaktı, çünkü işin ucunda Atom Mühendisi olmak vardı. 1977-1979 yılları arasında İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsünde yüksek lisansımızı tamamlamıştık. Üstelik Vedat ve ben İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsünün kadrolu elemanlarıydık. Çünkü mühendis olarak TRIGA MARK II Araştırma Reaktörünün montajında çalışmıştık.

Ancak Nükleer Santral ile ilgili bir gelişme bir türlü olmuyordu. Mecburen ben ve Vedat Elazığ’a dönmüştük, çünkü EDMMA’si de bize master eğitimimiz süresince burs vererek geri dönmemizi istiyordu. İTÜ’yü bırakarak EDMMA’ye dönmüştük. Yüksek lisans danışmanım rahmetli Prof. Dr. Nejat Aybers’e (Nükleer Enerjiyi Türkiye’ye getiren ilk akademisyen) ayrılacağımı söylediğimde, kendisi bana çok kızmıştı. “İTÜ’yü bırakıp Elazığ’a mı gideceksin? Senin aklın yerinde mi” demişti. Ben de nişanlı olduğumu ve Elazığ’da hayatımızı sürdüreceğimizi söylemiştim.

Nükleer enerji santrali güya 1985 yılında faaliyete geçecekti. Bizler de oranın ilk atom mühendisleri olacaktık. Hayalimiz yıkılmıştı. Yapacak bir şey yoktu. Ama o dönemde yüksek lisans programında olan birkaç kişi çok şanlı idik. Çünkü uygulamanın içerisinden gelmiştik. Reaktör montajında bizzat çalışmıştık. İleride nükleer santral kurulursa, bize ihtiyaç duyabilirler ve bizleri çağırırlar diye kendimizi avutmaya başlamıştık.

Nükleer santral kurulması, yılan hikâyesine dönüşmüştü. İhaleler yapılıyor, ama sonrasında iptal ediliyordu. Başbakan Mesut Yılmaz döneminde nükleer santralintemeli atılacaktı ki gene iptal olmuştu. Aradan geçen süre 33 yıl ve nihayet 03 Nisan 2018 tarihinde Akkuyu’dasantralin birinci ünitesinin temeli atıldı. İnşallah bundan böyle tekrar durdurulmaz.

Gelişmiş ülkelerin elektrik enerjisini hangi kaynaklardan ürettiklerini hiç araştırdınız mı? ABD’de tam 104 nükleer santral var. Fransa Elektrik enerjisinin yüzde 70’ten fazlasını nükleer santrallerden sağlıyor. Yapımı süren santral sayısı bizdeki ile birlikte 55 oldu. Gelişmiş ülkeler nükleer santraller kurarken, ülkemizde nükleer enerjiye karşı çıkan guruplar var. Elbette ki nükleer santrallerin hata affetmeyen yönleri bulunmaktadır. 1986 yılında Çernobil faciası hala aklımızda. 1999 yılından sonra bilgisayarların büyük bir bölümü 26 Nisan tarihinde çökertilmişti. Çünkü Çernobil kazası 26 Nisan’da olmuştu ve o faciayı hatırlatması açısından WIN.CIH virüsü 26 Nisan 1999’da devreye sokulmuştu. Artık tedbir olarak her 26 Nisan günü bilgisayarların fişini çekiyorduk.

Türkiye’nin Nükleer Enerjiden imtina etmesi asla düşünülmemelidir. Çünkü bu teknoloji ne kadar geç gelirse, ülkemizin bu enerji türüne geçişi de o kadar geç olacaktır. Eğer bir kaza olursa diye düşünülüyorsa, yanıbaşımızdaki ülkelere bakmamız yeter. İran, Ermenistan ve Bulgaristan’da nükleer santraller yok mu? Zaten o ülkelerde kaza olursa Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün mü? Dönemin Bakanı Cahit Aral, radyasyonlu çayı televizyonların önünde, çay temiz deyip yudumlamamış mıydı? Ama sonrasında Karadeniz Bölgesindeki çayların radyasyonlu olduğu ortaya çıkmıştı. Yani demek istediğim, nükleer bir risk varsa, komşularımızdan da bu risk gelebilir.

Nükleer santralin temelinin atılmış olması, Türkiye için yeni bir yola girmek demektir. Bu enerji türü sayesinde nükleer alanda artık Türkiye de söz sahibi olacaktır. Bu enerji türününülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim.    

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.