SARIŞINLARIN ÜLKESİ İSVEÇ


Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenliğini yaptığı ve içerisinde başrolü aldığı “Güneşi Gördüm”  filminin bir bölümünde İsveç’e iltica eden Türkiyeli vatandaşları konu almıştı. 1980 ihtilali sonrasında bir kısım insanlarımız bu ülkeye iltica etmişlerdi. Söz konusu filmde de işlendiği gibi Anadolu’nun bağrında yaşayan birçok aile İsveç’in yolunu tutmuştu. Memlekete hasret yeni bir yaşam mücadelesi başlamıştı ilticacılara. Bazıları iş sahibi oldular, bazıları illegal işlemlerden dolayı hayatlarını hapishanelerde çürüttüler. Bazıları da filme konu edildiği gibi güneşe açık çiçek “Berfin” misali güneş doğarken hayatlarını soldurdular.
 
İsveç’i ilk kez ziyaret ediyorum. Aniden “Güneşi gördüm” filmi aklıma geldi. Film beni çok etkilemişti. Aradan 35 yıl geçmiş. Acaba o dönemlerde göç edenlerle karşılaşır mıyım diye de heyecanlı idim. Türkçe konuşanlarla bir vesile ile sohbet etmek için çaba harcadım. Ama genellikle genç kuşaklarla karşılaştık ve kendilerinden bilgiler almaya çalıştım.
 
İsveç halkını tarif etmem istense herhalde ilk söyleyeceğim şeyler;  İsveç erkek ve kızlarının genellikle sarışın ve uzun boylu olduklarıdır. En belirgin özellikleri arasında yüzlerinin güzelliği, fiziksel olarak genellikle ince yapılı olmaları ve sanki de birçoğunun bizde estetik sınıfına giren burunlara sahip oluşlarıdır.
 
Djurgarden, Skepps-Holmen, Gamlastan, Östermalm, Norrmalm, Södermalm bölgeleri gezilecek yerleri arasında yer alıyor. Djurgarden bölgesinde yer alan Lunaparkına akın akın ziyaretler yapılıyor. Özellikle gençler heyecan veren aletlere binmek için kuyrukta dakikalarca beklemeyi göze alıyor. The roller coaster (lunapark treni), falling from tower (yüksekten serbest düşme), roundabaut (atlı karıca) ve diğer birçok heyecan veren aletleri, araçları görenler hangisini deneyeceğini şaşırıyor.
 
İsveç’e gelip de Naturhistoriska Riksmuseet’i görmeden olmaz. Dinozorlar, yaşamış birçok hayvan ve kuşa ait görsel sergiler fevkalade güzel tasarlanmış. Dinozorların evrimsel gelişimlerini görsel izlemek, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Aynı müze içerisinde “Cosmonova-Galapagos 3D-En magisk vaerld” (Sihirli dünya) isimli üç boyutlu filmi izlemek çok daha anlamlı oluyor. Çünkü üç boyutlu seyretmeyi sağlayan gözlük sayesinde sanki de olayları içerisinde yaşıyormuşçasına kendinizi sahnenin ortasında buluyorsunuz.
 
İsveç’in yönetim şekli krallıktır. Ama krallık denilince de Afrika’daki bir krallık modeli aklımıza gelmemeli. İngiltere de rejim olarak krallıkla yönetiliyor. Aslında bana göre bu ülkeler demokrasi ile yönetiliyor, krallık sadece sembolik kalmaktadır. Krallık söz konusu olduğunda da İsveç Stokholm’de De Kungliga Slotten The Royal Palaces sarayı akla geliyor. Aslında birçok ülkenin tarihinde yer alan saraylar birbirine çok benziyor. Muhteşem binalar, çok büyük gezinti bahçeleri, tarihi motiflerin yer aldığı duvar ve tavan süslemeleri, duvarlarda kraliyet ailesine mensup önemli kişilerin yağlı boya ile çizilmiş portreleri, sarayların vaz geçilmeyen parçalarını oluşturuyor. İsveç tarihi incelendiğinde sanata çok önem verdikleri, bıraktıkları binalardan anlaşılıyor. Tiyatro, opera kültürlerinin önemli motiflerini oluşturuyor. Her asırda tiyatroya önem vermiş bir topluluk olduğu hemen fark ediliyor. Eski Stockholm’de yer alan tarihi binalar dar sokaklar üzerine oturtulmuş. Dar sokaklarda yürürken tarihin kokusunu hissetmek mümkündür.
Hangi İsveçliye adres sorduysak çok büyük ilgi gördük. Bu kadar mı ilgili olabilir insanlar. Güler yüzle ve sabırla sizlere çok detaylı bilgi veriyorlar. Hemen herkes İngilizce biliyor. Onlarca kişi ile sohbet ettik hepsi çok iyi İngilizce konuşuyorlardı.
 
Özellikle Konya Kula’dan göç edenler buranın semt pazarlarını ele geçirmişler. Sebze ve meyve satmayı çok iyi beceriyorlar. Hötorget yeraltı treni durağında indiğinizde karşınızda gördüğünüz pazarı Türkler ele geçirmiş.
 
Konya Kula deyince bir anıyı daha anlatacağım. Karolinska Universitetssjunkhuset hastanesini ziyaret ettiğimizde danışmada konuştuğumuz İsveçli bayan ile sohbete daldık. Kendisi benim yaşlarda idi. Gençliğinde Konya Kulalı birisiyle yaşadığını (evlenmediğini), bu yaşamdan bir oğlu olduğunu, 1982 doğumlu oğlunun adının Daniel olduğunu, birlikte yaşadığı Türk ile çok kötü anılarının bulunduğunu, netice itibariyle bu kişinin kendisini terk ettiğini söylediğinde, biraz buruklaştım. Çünkü buna benzer birçok hikâyeyi tüm Avrupa’da görmek mümkün. Resmi evlilik olmadan çocuk sahibi olanlar, çocukları ortada kalanlar, hayatları hicran ve hüsranla dolu nice yabancı evlilikler söz konusu olabiliyor.
 
İsveç’i sadece bir köşe yazısı içerisine sığdırmak elbette ki mümkün değil. Ama yaşam şartlarının çok pahalı olduğu bu ülkeyi gidip görmek lazım diye düşünüyorum. Çünkü farklı bir toplum olduğunu fark edeceksiniz. İsveçliler İngilizleri asla sevmezler. Kaldığımız otelde tanıştığımız ve dostluk kurduğumuz Anne-Marie Lundblad ile dinler üzerine sohbet ederken, kendilerinin Angol-Sakson ırkı ile ilişkiniz var mı? Sorusuna şiddetle “Hayır” cevabını vermesi, İngilizlerle diyaloglarının pek de iyi olmadığı hissini bende uyandırdı. Sarışınlar ülkesi İsveç’i imkânları olanlarının görmesini tavsiye ederim.                      

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Eyl
19May
10May

Batman’da Enerji Sempozyumu

22Nis

Batum konferans

15Nis
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.