DOSTTAN MEKTUP VAR -2 01/05/2010


Bundan yaklaşık sekiz ay kadar önce değerli kardeşim Ulvi Eriş bana bir yazı göndererek bunu köşemde yayınlamamı rica etmişti.Bende bu isteğini memnuniyetle yerine getirmiş,altı ağustos tarihinde güzel satırlarını sütunlarıma taşımıştım.O günkü kısa giriş yazımda biraz Ulvi den bahsederek,uzun yıllar seviyeli bir dostluğumuzun olduğunu,zamanla işleri nedeniyle önce İstanbul da daha sonraları da İzmir de yaşamını sürdürdüğünü belirtmiştim.Yaklaşık yirmi yılı aşkın bir süreden beri Elazığ dışında kaldığı için haliyle bazı şeylere özlem duyduğunu,çocukluk ve gençlik yıllarında dolu dolu geçen günlerini hasretle andığını çok iyi biliyorum.İnsan,içinde yaşarken pek anlamıyor da,gurbete çıktığında memleket sevgisini bir başka hissediyor.Her ne kadar fırsat buldukça Elazığ a uğrasa da bu onun özlemine,sevgisine ilaç olmuyor.Bu derin duygularla insanoğlu sarılıyor kaleme ve düşüncelerini kağıda döktükçe döküyor.Ulvi kardeşimde kaleminden dökülenleri yine bana gönderdi ve bende bu satırları olduğu gibi köşemde sizlere sunuyorum,kendisine de buradan sevgi ve selamlarımı yolluyorum.

ÇOCUKLUĞUMUZDA...
Bizim çocukluğumuzda annelerimiz işde çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babanım bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....
En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya,zıplaya yürüyerek gelirdik.
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar,hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen (...ki;sadece çişi gelen giderdi evine)elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.
Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
Birb irimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.
Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..
Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında 'vale'lerin, 'bady'lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?
Yoksa birileri mi böyle istedi?..
'Her toplum hakettiği gibi yönetilir'derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?
ALİ ULVİ ERİŞ

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Oca
11Kas

BU İŞİN ŞAKASI YOK...

04Ağs

MARKA MARKA DEDİKLERİ...

03May

ZOR BİR SEÇİM GEÇİRDİK...

19Mar
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.