ARPA VE BUĞDAYA MAHKUM EDİLEN SULU OVALARIMIZ


 ARPA VE BUĞDAYA MAHKUM EDİLEN SULU OVALARIMIZ

 
Bugüne kadar Elazığ ovaları ve burada yaşayan insanların sorunları ile ilgili
 
birçok kez yazı yazdım.  
 
Hafta sonu Uluova’da yapmış olduğum gözlemler sonucu bu konuda tekrar
 
yazı  yazma ihtiyacı duydum. 
 
Uluova;  pamuğuyla, pancarıyla, fasulyesi ile sebzesi ile meyvesi ile üzümü ile Elazığ’ın en önemli ovalarından birisidir.  
 
Burada yaşayan insanlar yıllarca emek ve alın teri çalışarakkazandıklarıyla  kimseye muhtaç olmadan kendi ve ailesini geçimini temin etmişlerdir.  
 
Fakat gördüğüm tablo bu günlerin çok geride kaldığını bana gösterdi.  
 
İnsanların gözlerindeki ümitsizlik,
 
Geleceğe dair karamsarlık,
 
Ekonomik kaygıları her halleriyle kendini hissettirmekte,
 
Bir dokunup bin ah işittik.
 
Söyledikleri suyumuz vardı.
 
Pamuğumuz vardı.
 
Pancarımız vardı.
 
Fasulyemiz vardı.
 
Sebzemiz vardı.
 
Meyvemiz, üzümümüz vardı.
 
Gül gibi kimseye muhtaç olmadan geçinip gidiyorduk. 
 
Su kesilince, bunların hepsini bir bir kaybettik.  
 
Bunlar yetmezmiş gibi geçim derdi nedeni ile çocuklarımız ve komşularımızın
 
birçoğu başka yerlere göç etti.  
 
Arpa ve buğdaya kaldık.  
 
Çiftçi olarak bir bunları ekiyoruz. 
 
Bu sene, yağmurların az oluşu nedeniyle ektiğimiz buğday ve arpanın da yeteri
 
kadar verim vermeyeceği ortada.
 
Yani masraflarını dahi karşılayacak kadar bile ürün elde etmemiz zor görünüyor
 
şeklinde sözlerle karşılaştık.  
 
Gördüğümüz tablo da pek iç açıcı değildir. 
 
Elazığ, Bingöl Karayolunun etrafında onlarca, yüzlerce pancar tarlası ve diğer
 
yeşil ürünlere ekildiği tarlarda, buğday ve arpanın  ekili olduğunu gördük.  
 
Karamsar bir tablo çizdiğimizi düşünün veyahut haksız eleştiri yaptığımızı
 
düşünen tüm kardeşlerimizin birlikte bu insanların sorunlarını ve sıkıntılarını
 
yerinde görmek için gidebiliriz. 
 
Bu yazıyı ve bu sorunları dile getirirken ne bir siyasi ne de bir ticari beklenti
 
içerisinde değilim. 
 
Sadece birlikte yaşadığım arkadaşlarımın, komşularımın içinde bulunduğu bu
 
sıkıntılı durumu dile getirme zorunluluğu hissettiğim için yazıyorum.  
 
Köylerimiz boşalmış durumdadır.  
 
Kendi köyümden örnek vermek gerekir ise;
 
80 hanelik köyün çoğu göç etmiş, yaşlı ve emekliler kalmış, her ailede gençler
 
geçim derdi nedeniyle Türkiye’nin çeşitli yerlerinde çalışmaya gitmişler. 
 
 Su olmadığından dolayı evi için sebze eken insanlar sayısı bir elin parmaklarını
 
geçmemektedir.
 
 Sadece artezyeni olan insanlar sebze ekmektedir.  
 
Suyun gitmesi ile beraber köydeki hayvancılıkta bitmiş, yüzlerce büyükbaş
 
hayvanın bulunduğu, köy nahırcısının olduğu bir köyde birkaç ev de büyükbaş
 
hayvanın olması beklide anlattıklarımı net bir şekilde ortaya koymaktadır.
 
Sütü ve sebzesini şehir den alan köylüler.
 
Gerisini siz düşünün.  
 
2009 yılında su kesilince şu ana kadar çok farklı demeçler, çok farklı
 
beyanatlarla karşılaştık.
 
Çeşitli projeler gündeme geldi.
 
Toplulaştırma gündeme geldi.
 
Sözleşmeler imzalandı.
 
7 yıllık süreç içerisinde geldiğimiz noktada halen daha köyler susuz.
 
Bu projelerden birisi, Murat Nehri üzerinde Beyhan Barajından su alınması
 
projesidir.
 
Projeyle Uluova ve batlaş ovalarının sulanması amaçlanmıştır.
 
Uluova’nın 28 köyünde toplulaştırma yapılıp, 38 bin hektarın sulanması için bu
 
proje devreye koyulmuştur.
 
Bu doğrultuda yapılan ihale sonucunda 03.05.2013  tarihinde sözleşme
 
imzalanmış ve toplulaştırma çalışmaları başlamıştır.
 
Bu sözleşmeye göre 760 gün içerisinde 28 köyün toplulaştırma işleminin
 
tamamlanması gerektiği belirtilmiştir.
 
Bugün itibari ile bu köylerin bir kısmında halen daha bu çalışma yapılmamış ve
 
toplulaştırma işlemi bitirilmemiştir.
 
Basından takip ettiğimiz kadarıyla sulama projesinde revize yapıldığı, enerjinin
 
farklı şekilde elde edileceğini öğrendik.
 
Toplulaştırma ve sulama projesi Uluova’nın sadece 28 köyünü kapsamaktadır.
 
Eyüp bağlarının doğusunda bulunan köyler bu proje kapsamı dışında
 
kalmaktadır.
 
Bu köylerin sulaması ile ilgili ortaya net bir tablo da koyulamamıştır.
 
Susuzluk ovayı, göçe yönlendirmiş, arazilerini yok pahasına satmaya zorlamıştır.
 
Burada asıl düşündürücü nokta ise, eski sulama projesinden dolayı getirilen
 
sulama amaçlı artezyen vurma yasağıdır.
 
9 yıldır kanallardan bir damla su verilmemesine rağmen sulama amaçlı artezyen
 
vurma yasağının devam etmesi  mantığını anlamakta güçlük çekiyorum.
 
Bu konuda ilgili mercilere yapmış olduğum taleplerimde red edilmiştir.
 
Birçoğu Keban barajı göletinin kenarında bulunan bu köylerin susuzluğunu
 
anlamak ve anlamlandırmak imkânsızdır.
 
Kuz ova’nın durumu Ulu Ova’dan daha kötü durumdadır.
 
Oradaki sulama projesini iptali yıllardır sulu tarımdan uzak olan bu yörenin de
 
buğday ve arpaya mahkum etmiştir.
 
Çiftçilerimizin geleceğe dair endişeleri yüzlerinden okunmaktadır.
 
İnşallah köylerimiz  tamamen boşalmadan  ovalarımız suya kavuşur.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Eyl

Şiddet Her Yerde

16Eyl

Siyasetteki Kast Sistemi

09Eyl

Kamuda Tassaruf Dönemi  

01Eyl

Altın Ovalılar Derneği

26Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.