BU HALE NASIL GELDİK?


 BU HALE NASIL GELDİK?

 

Son yıllarda gerek içinde bulunduğumuz Müslüman coğrafyasında gerekse ülkemizde giderek artan biçimde bireylerin birbiri ile kavga ettiği bir toplum haline geldik.

 

Bulunduğumuz coğrafyada ne yazık ki kavgalar, adam öldürmeler, yapılan bombalamaların tamamına yakınını din adına yapıldığını duymak ciddi anlamda sıkıntı ve üzüntü yaratmaktadır.

 

Ülkemizde nereye bakarsak tartışmanın, kavganın ve ötekileştirmenin olduğunu söylemek mümkündür.

 

Bu kavgalar siyasette, spora da, televizyonlardaki tartışma programlarında, basındaki gazeteler ve gazeteciler arasında, yerel bazda hizmet eden kurumla da, v.s. kadar sıçramış olduğunu görmekteyiz.

 

İnsanlarımız doğrular karşısında sergiledikleri duruş bunda ciddi anlamda etkin olmaktadır.

 

Doğruların kişilere, makamlara, sivil toplum kuruluşlarına göre değiştiği bir ortamda kavgalar da kaçınılmaz olmaktadır.

 

Bu kavgaları televizyonlarda hepimiz izliyoruz.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tartışmasız, kavgasız ortamlar haber yapılmıyor ve haber değeri olmuyor.

 

Milletvekillerinin en kavgacıları en gözde olan insanlar arasına giriyor.

 

Televizyonda yayınlanan dizi ve filmlerin en fazla reyting alanları vurdulu, kırdılı ve kavgalı dizi ve filmler.

 

Yarışma programlarına baktığımızda jüri üyeleri dahi birbiri ile kavga eden, yarışmacıları ötekileştiren veya aşağılayan programların reytingi daha yüksek. Ekranda devamlılığı daha fazla oluyor.

 

Bu sadece belli programlar değil, en ciddi programlara kadar yansımış durumda.

 

Ciddi anlamda tartışma programı diye lanse edilen ve kendi alanında çok önemli yerlerde olan insanların programlarında kavga ve tartışma yoksa izlenmiyor.

 

Baktığımızda belli bir konumda olan, tartışma programına katılan insanların karşıdaki insanın fikrine saygı duymak, doğrularını kabul etmek yerine kavgaların had safhada olduğu, tartışmaların ve hakaretlerin tavan yaptığı programlar izlemekteyiz.

 

Kadınların mağduriyetlerini ve toplumdaki sıkıntıları anlatmaya yönelik programlarda dahi kavga ve tartışmalar had safhada.

 

Bu tamamen her alana yansımış gibi.

 

Spor alanında rakip takım taraftarları arasında kavgalara ve tartışmalara yıllardır alıştık.

 

Bu tartışmalar o kadar ileri boyutlara ulaştı ki aynı takım taraftarlarının aynı maçta ikiye üçe bölünüp birbirlerine hakaret ettikleri, tartıştıkları, bir grubun diğerlerini ötekileştirdiği maçları hepimiz seyrediyoruz.

 

Aynı takımın taraftarlarının 3 – 4 gruba bölündüğü, birinin diğerini istemediği bir ortama şahit olmaktayız.

 

Hobilerimizde dahi kavga eder hale geldik.

 

Spor programlarına baktığımızda birbirine en fazla hakaret eden, en fazla tartışan, en fazla agresif söz söyleyen konuklar aranır olduğu gibi reytingleri her gün artmakta.

 

Üniversitelerimize baktığımızda sağcısı, solcusu kendi aralarında kavgalı oldukları gibi daha da ileri gidip solcular arasında, ulusalcı ve Atatürkçü solcular şekilde kutuplaşmaların dahi olduğu bir ortam söz konusudur.

 

Bilim yuvalarındaki görüşlerin saygı ile ileri sürüldüğü, demokratik ortamları yaşanması gerektiği bir ortam yerine en ufak bir söylemde dahi birbirlerinin üzerine yürüyen bir ortama gelinmiş durumda.

 

İçinde bulunduğum meslek olarak adliye ve karakol koridorlarındaki kavgalar artık önü alınamaz bir hal almış, adliye önlerinde kavgalar artık cinayetlerle sonuçlanmaktadır ve ne yazık ki bu her gün katlanarak, şiddet boyutu vahamet derecesine ulaşmış bir şekilde artmaktadır.

 

Trafikte birbirimize saygıyı, hoş görüyü yitirdiğimize hepimiz şahit olmaktayız.

 

İnsanların dikkatsiz olabileceği, hata yapabileceğini düşünmeden en ufak bir sıkıntıda karşıdaki insana hakaret ve tehditler savurduğumuz bir hale geldik.

 

Yol vermenin, saygı göstermenin, yaşlıya ve özürlüye öncelik vermenin lüks olduğu bir trafik karmaşası içerisinde gidip geldiğimize hepimiz şahit olmaktayız.

 

Siyasete baktığımızda bizi yönetenlerin dahi bir araya gelmediği, birlikte bir fotoğraf veremediği bir süreç yaşamaktayız.

 

Bu ülkenin geleceğine yön veren toplumdaki örnek kişilerin ve liderleri aynı fotoğraf karesinde görmediğimiz bir ortam söz konusudur.

 

Bırakın farklı partileri aynı parti içerisinde dahi birbirini ötekileştiren, takım tutar gibi milletvekili ve liderler arasında saf tutan siyasetçilere rastlamaktayız.

 

Bir şehrin milletvekillerinin dahi hizmet ettikleri süre içerisinde bir araya gelip sürekli olarak şehir için ortak hareket ettikleri anlar ve sürelerin sınırlı olduğu bir ortam söz konusudur.

 

İller adı altında dahi tartışma ve kavgaların yapıldığına şahit olmaktayız.

 

Köylere gittiğimizde ya siyasi parti yüzünden ya da muhtarlık seçimlerinden dolayı insanların saflaştığını ve tartıştığını gözlemliyoruz.

 

Fikirlerimiz ve düşüncelerimizin uyuşması söz konusu olmadığı gibi sermaye alanında dahi barışık bir halde bir araya gelip yatırım yapamadığımıza şahit olmaktayız.

 

Yazdıklarım belki kabul görmeyebilir fakat özellikle sevmediğimiz, istemediğimiz, bize ters düşen kişi ve kuruluşların, sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen doğru olan fikir ve eylemleri dahi kabul edemez bir hale geldiğimiz açık ve nettir.

 

Beraber hareket ettiğimiz kişi ve sivil toplum örgütlerinin yanlışlarını görmediğimiz gibi yanlış yapacaklarını düşünmediğimiz ve biat kültürü ile hareket ettiğimiz ortamlar yaşamaktayız.

 

Bu durum üzerinde düşünülmesi gereken, çözümü konusunda kafa yormamız gereken, olanları ciddiye almamız gereken bir durumdur.

 

En ufak sorunda, fındık kabuğunu doldurmayan bir lafta tartışır ve kavga eder hale geldik.

 

Kavga etmek için her zaman bahanemiz hazır.

 

Her ortamda fikirlere ve doğrulara, temel hak ve özgürlüklere sevgi ve saygı çerçevesinde yaklaşmak yerine ötekileştirme, insafsızca eleştirme ve kötülemenin yaşandığı bir süreç içerisindeyiz.

 

Atalarımız 3 kıtada, 600 yıldan fazla bir süre onlarca kültürde, inançta, görüşte farklı olan insanları bir arada yaşamayı ve yönetmeyi başarmışlardır.

 

Bu süre içerisinde Türkünden, Arabına, Arabından Bulgarına, Bulgarın dan, Rumuna vs. gibi milletleri farklı din ve mezhepte olan insanları bir arada yaşatmışlardır.

 

Dinimizde “Müminler ancak kardeştirler. O halde 2 kardeşimizin arasını düzeltin. Allahtan korkun ki merhamete layık görülesiniz” ayetindeki emirleri unutmuş gözükmekteyiz.

 

Müslüman coğrafyaya baktığımızda din kardeşlerini birbirini öldürdüğünü, kavga ettiğini görmekteyiz

 

İslam Dini düşünce hürriyetini ve hoşgörüyü savunan, yaşama özgürlüğünü açıkça sağlayan ve güvence altına alan bir dindir.

 

İnsanlar arasında gerginliği, anlaşmazlığı, birbirleri hakkında olumsuz konuşmayı hatta olumsuz düşünceyi (zan) dahi engelleyen ve yasaklayan emirler getirmiştir.

 

Dinimiz ve geleneklerimiz bizlere kardeşçe yaşamayı, karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde hareket etmeyi, birbirimiz ile iyi geçinmeyi ve sevgiyi, birbirimizi kırmayarak yaşamayı öğretip getirmesine rağmen bunu başaramadığımız ortadadır.

 

Ben bazı yerlerde ve noktalarda ciddi yanlış ve eksiklikler içerisinde olduğumuz kanısındayım.

 

Sizce…

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Eyl

Şiddet Her Yerde

16Eyl

Siyasetteki Kast Sistemi

09Eyl

Kamuda Tassaruf Dönemi  

01Eyl

Altın Ovalılar Derneği

26Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.