ELAZIĞ SAHİPSİZ DEĞİL


 ELAZIĞ SAHİPSİZ DEĞİL

( SAHİBİ BU ŞEHİRDE YAŞAYAN SİZLERSİNİZ) 

Yıllardır Elazığ ile ilgili sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi ve sportif alanlarda bir eksiklik ve olumsuzluk yaşadığımız da ,yapılan konuşmalar sonunda  kurulan son cümle; “ Sahipsiz Elazığ, Elazığ’ın sahibi yok.” olmuştur. 

Bu cümleyi siyasetçisinden bürokratına, bürokratından esnafına, esnafından çiftçisine herkes kullanmıştır.   

Aslında bu cümle ile bizler sorumluluğu üzerimizden atmak, yaşanan tablonun sorumlusunun bizler olmadığını ortaya koymak için söylemekteyiz. 

 

Aslında bir tür geliştirdiğimiz savunma mekanizması. 

Şu anki tabloda geçmişte yaşanan sıkıntılardan dolayı sorumlular bu şehirde yaşayan insanlardır.  

Bizler, Elazığ ile ilgili sorun ve sıkıntıları ve yapılması gerekenleri sanki bizler sorumlu değilmişiz gibi 5-6 tane siyasetçinin şehri düzeltmelerini beklemiş durmuşuzdur.  

Geçmiş 30-40 yıla baktığımızda bu beklentilerimiz karşılık bulmadığı gibi giderek kötüleşen bir tablo söz konusudur.  

Geldiğimiz noktada görünen o ki, bu şehirde yaşayan insanlar olarak geçmişte bazı noktalarda yapmamız gerekenleri yapmadığımız ortaya çıkmaktadır.  

Bu şehrin kurtarıcıya ihtiyacı yoktur. 

Asıl olan bu şehirde yaşayan bizler üzerimize düşen sorumlulukları ne kadar yerine getirip getirmediğimiz noktasında toplanmaktadır. 

Elazığ’ın sahip olduğu yer altı kaynakları, tarihi, coğrafyası, tarımı, hayvancılığı, turizmi, balıkçılığı ve suları ile dünyanın en güzel şehridir.  

Burada sadece bizler sahip olduğumuz bu değerlere ne kadar sahip olabildiğimizdir.  

Geçmişe baktığımızda bu şehri ile ilgili yaşanan bir takım olaylarda bu şehirde yaşayan insanlar olarak yeterli duyarlılığı göstermediğimiz görülmektedir.  

30 yıl öncesinden başlayan bu süreç halen daha devam etmektedir.  

Aşağıda belirttiğimiz olaylar karşısında acaba gerekli duyarlılığı ve tavrı sergileyebilseydik. 

Elazığ burada olur mu idi? 

 Sorusunun cevabını sizlere bırakıyorum.  

-Azot Fabrikası, İplik Fabrikası vs. gibi fabrikalar ardı ardına kapandığında ne yapabildik? 

-30 yıl önce Bölge müdürlüklerimiz başka şehirlere alındığında ne yaptık? 

-Yıllardır çıkan teşvik yasalarından hak ettiğimiz halde alamadığımız hakkımız konusunda ne yaptık? 

-Başta ben olmak üzere dışarıdan gelen siyasetçilere kucak açıp, yıllarca bu şehre hiçbir şey yapılmamasına seyirci  kalmadık mı? 

-Fabrikalarımız bir bir özelleştirilirken bir araya gelip bu fabrikaları Elazığ’a kazandırma konusunda seyirci kalıp sadece bulunduğumuz yerde yorum yapmadık mı?

 

Şeker fabrikasının kapanma noktasına gelmesine seyirci kaldık mı kalmadık mı?

 

-Bu özelleştirilen fabrikaların kazançları Elazığ hava sahasına dahi girmediği ve Elazığ’a bu fabrikaların hiçbirinin yatırım yapmadığını göz önüne alırsak bu konuda ne yaptık?

 

-Bu şehirde yaşayan insanlar olarak her köşe başında açılan Migros’una, Bim’ine, Şok’una, A101’ine, Caurfourse’sına koşup alışveriş yaptığımızda bu paranın Elazığ dışına gittiğini ve Elazığ’a dönmeyeceğini düşündük mü düşünmedik mi?

 

-Elazığ’ın kendi değerleri olan Misaş’ına, Nokta’sına ve diğer marketler ile mahalledeki bakkalımızı görmezden gelip yukarıda belirttiğim yerlere koştuk mu koşmadık mı? 

-Dışarıdan şirketler ve müteahhitleri getirip onlara iş verirken Elazığ’da kalacak sermayenin ve paranın dışarı gidişine karşı ne tavır sergileyebildik?  

-Yıllardır esnaflık yapan komşularımız, arkadaşlarımızın büyük şirketlerin satış mağazaları karşısında iflas etmelerine seyirci kaldık mı kalmadık mı?

 

-90’lı yılların sonundan itibaren söz verilen stadımız yapılmamasına rağmen bu konuda ne tavır sergileyebildik? 

-En büyük değerlerimizden biri olan Elazığ spor’un yıllardır içinde bulunduğu olumsuz koşullar konusunda şehir olarak ciddi kalıcı çözüm üretebilecek bir tavır sergileyebildik mi sergileyemedik mi? 

-Hepimizin göğsümüzü gere gere gurur duyarak söylediğimiz Harput’un bugün ki duruma gelmesinin önüne geçebilecek bir tavır sergiledik mi sergileyemedik mi? 

-Sivrice gibi dünyada eşi benzeri bulunmayan bir turizm cennetine sahip olmamıza rağmen burayı bir marka haline getirebildik mi getiremedik mi?

 

-Her zaman dünyanın en güzel üzümlere biz sahibiz dediğimiz halde, üzümün bu şehir ekonomisinin gelişiminde aktif bir rolü olmasını sağlayabildik mi sağlayamadık mı? Üzüm üreticilerini bir işletmeye mahkûm ettik mi etmedik mi? 

-Yıllardır susuzluk çeken kaderine terk edilen Elazığ köylülerinin su problemlerini çözebildik mi çözemedik mi? Bu insanların seslerini duyurmaları konusunda yardımcı olduk mu olmadık mı?

-Yıllardır şehrin gelişimini engelleyen belli mahallelerdeki insanların sağlığı için büyük bir tehlike saçan çimento fabrikasının kaldırılması konusunda bir tavır sergileyebildik mi sergileyemedik mi? Veyahut bu fabrikanın kalıcı olması konusunda işlem yapan yöneticilerimize karşı tavırlar sergileyebildik mi sergileyemedik mi? 

-Besicilik yapan besicilerimizin bir bir yok oluşlarına seyirci kaldık mı kalmadık mı? hayvancılığın gelişimi veya yok oluşunun önüne geçebilmek için  ne tavır sergiledik? 

-Yöneticilerimizin her yaptığını doğruymuş gibi eksik yapılanlara karşı tavır alabildik mi alamadık mı? 

-Yüzlerce sivil toplum örgütünün bulunduğu bu şehirde yaşanan sıkıntılar karşısısnda bu STK’lar ortak tavır alabildiler mi alamadılar mı?  

-Son yıllarda yüzeli bin insanımızın bu şehirden göçüşüne seyirci kaldık mı kalmadık mı? Göçün önüne geçebilmek için acaba nedenini niçin ini kendimize sorup bu konuda üzerimize düşeni yapabildik mi yapamadık mı? 

-1. Ve 2. Derece deprem kuşağında olan şehrimizin kentsel dönüşüm yasasından hak ettiği şekilde yaralanmadığı halde tavır koyabildik mi koyamadık mı? 

-Çarpık kentleşme ve şehirleşme karşısında ne yapabildik?

 

-Yeni açılan yerleşim yerlerindeki imar durumlarını sorgulayabildik mi sorgulayamadık mı?  

-Doğruların her zaman her yerde tek olduğunu bildiğimiz halde bunları ifade etme ve sergileme konusunda tereddütler yaşadık mı yaşamadık mı? 

-Karşıdaki kişi ve kurumların gücü ve sahip olduğu konuma göre doğrularımız değişti mi değişmedi mi? 

Hepimiz yıllardır yukarıda bahsettiğim ve daha belirtemediğim diğer konularda kendi aramızda konuşup tartıştığımız vakit geldiğimiz nokta sonunda son cümlemiz Elazığ’ın sahibi yok Elazığ sahipsiz söyleyip vicdanen ben sorumlu değilim şeklinde bir tavır sergileyerek bu işi sonlandırırız. 

Bu şehir çok güçlü siyasetçiler, çok ciddi bürokratlar gördü. 

Fakat geldiğimiz nokta kan kaybının her geçen gün daha da arttığıdır.

Eğer, biz kendimizin ve çocuklarımızın geleceğini düşünüyorsak bu şehri seviyorsak çözümün bu şehirde yaşayan 574.000 insanın olduğunu anlama zamanı gelmiş ve geçiyor. 

Bizim kurtarıcı aramaya ihtiyacımız yok.

Bu şehir yeri geldiği vakit en zor şartlarda bile gerekli gücü ve dirayeti göstermiştir.

 Bundan sonrada gösterecektir.  

İçinde bulunduğumuz bu ramazan ayında vicdan muhakemesi yaptığımız bu günlerde, affınıza sığınarak bir de şehrimiz için üzerimize düşeni yapıp yapmadığımız  konusunda  da bir değerlendirme yapalım. 

Sahip olduğumuz değerler ve güzellikler hiçbir topluma nasip olmayacak kadar kıymetlidir. 

Üstesinden gelemeyeceğimiz sorun ve problemlerimiz yoktur. 

Asıl olan gerekli tavrı, birlik ve beraberlik içerisinde el ele, omzu omuza vererek sergileyebilmektir.

 

Kişi ve kuruluşların menfaatlerin yerine,

Elazığ’ın menfaatleri ve burada yaşayan 574.000 kişinin menfaatlerini üstün gördüğümüz an tüm sıkıntılarımızı atlatmış olacağız.  

Ben böyle düşünüyorum. 

Ya siz……..

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Eyl

Fuara dair

18Eyl

Şiddet Her Yerde

16Eyl

Siyasetteki Kast Sistemi

09Eyl

Kamuda Tassaruf Dönemi  

01Eyl

Altın Ovalılar Derneği

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.