’DOST’ DİYE BİR KAVRAM


 “DOST” DİYE BİR KAVRAM

Bedrettin KELEŞTİMUR

Gün olur, bazı kavramları yüz binlerce kelime arasından cımbızla çekerek; ona sahip olduğu ‘mana elbisesini giydirerek…’ sizlere ikram etme ihtiyacını duyarız!

Türkiye’miz artık giderek utanç ve usanç vermeye başlayan ‘gerilim…’ politikalarını elinin tersiyle yüz geri etmelidir.

Anadolu’ya, Anadolu’nun mütedeyyin insan yapısına hiçbir zaman yakışmayan/ yakıştıramadığımız siyaset serüveni de artık terk edilmelidir!

Siz köklerinden sürekli olarak ‘şefkat ve merhamet…’ duygularının sürgün verdiği bir milleti nasıl olurda, ‘asabiyet’ gibi, ‘ırkçılık’ gibi aklımızı, örfümüzün ve inancımızın da reddettiği bir politik arenada, ‘sevgisizliğe…’ ve dolayısıyla ‘ayrışmaya…’ taşırsınız!

Ayet; “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz ki Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır”(Hucurat, 13)

Bu coğrafyada, bizleri dile kolay dokuz asır boyunca bir arada tutan kimliğimiz belli! Şimdi birileri kalkarda, o kimlikte ‘kırılma hesapları…’ yapmaya çalışırsa, bu sadece bu coğrafyaya değil, insanlığa yapılan bir zulüm olur!

Lutfedinizde, Anadolu’yu aydınlatan her biri yüksek bir ilim, yüksek bir ahlak, yüksek bir moral ve yüksek bir iman sahibi gazi-erenlerin hayatlarını iyi okuyunuz!

Asra hâkim olmak, öyle kolay değil!

Elinize teraziyi alacaksınız…

“Vicdanın ışığı din ilimleridir. Aklın nuru fen ilimleridir. İkisinin birleşmesiyle hakikat ortaya çıkar.”

Şüpheye, tereddüde, korkulara kapıları aralayarak birleştirici, uzlaştırıcı, kaynaştırıcı ve aklıselim olmayan bir taassup hayyulası sizleri nerelere götürür, şöyle bir tefekkür ediniz!

Sözümüzü tekrar ediyoruz, 21. asra hâkim olma sadece bir tevazu değil, bu milletin asıl hedefi olmalıdır. Kendisini, ona kilitlemelidir.

*** *** ***

Dost dedik, dost yüzü aradık…

Hz. Mevlana ne diyorlar, “testinin içerisinde ne varsa dışına o sızar”

Şu dil, kalbin ritmine bağlı kalırsa… Gıdasını Allah korkusundan alırsa… Vicdanı her dem o korkuyla küt küt atarsa neler olmaz ki!

Dost, sözlükte; “Birinin iyiliğini isteyen, onu gönülden seven; iyi görüşülen, sevilen, güvenilen kimse, arkadaş.”

Bizim Yunus ne diyor; “Ben gelmedim davi için/ Benim işim sevgi için/ Dostun evi gönüllerdir/ Gönüller yapmaya geldim”

Kamil insan kimdir derseniz,

Bu millete Yunus misali gönül doktoru olandır!

Yunus’u hasretle çektiğimiz bir davanın ışık tozlarını bile biraz olsun kapabilmek için dinlemeye/ veya şefkate dilenmeye devam edelim; “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz”

Ne güzel, kelam eylemişler; “dünya kimseye kalmaz”

Bir bakıma, ölümü tefekkür etmek şu fani âlemde diri kalmanın en erdemli bir yoludur!

Bu bağlamda, geliniz kendimizi, ‘test edelim!’

Bunun adına bizler, ‘muhasebe’ diyoruz!

İnsanın öncelikle kendisiyle hesaplaşması!

“Yetmiş iki millete bir gözle bakmak” ne demektir?

“Yaratılanı, Yaratandan ötürü sevmek” nasıl ulvi bir murattır?

Birçok yazımızda ifade etmişimdir;

İnsanda, toprak(arz) gibidir. Gönüllerin çoraklaşması gibi, toprakta çoraklaşabiliyor!

Eksiğimiz veya surlarda yıkıma götürecek gediğimiz nedir?

Sevgisizlik…

*** *** ***

Yüz var,

Kâinata halife seçilen yüz!

Dirilişinde sıcak,

Ölümünde soğur yüz!

Yüz var,

Siyah, beyaz, sarı…

Toprağın nişanı yüz!

Yüz var,

Hayatı boyar…

Kışı bahar, baharı kış eder yüz!

Yüz var,

Başak gibi dolgun…

Çoraklaşmış, ölgün yüz!

Yüz var,

Melek misali…

Çölü yeşerten yüz!

Yüz var,

“Eserden müessire”

Hakikat anlatır yüz!

Yüz, asık olmayacak… İnsana, çevreye, tarihe, kültüre, bilumum değerlere tebessüm edecek!

İnsanına, yakın dostuna, çevresine öyle ince bir ayar verecek ki, “vasat yani orta yolun yolcusu…” olmayı telkin edecek!

Ne ifrat ve nede tefrik bizim işimiz değil!

Ve telkin etmeye devam edecek,

“Kendi nefsine istemediğini bir başkasına isteme”

Ve yürekten seslenecek,

“Değişim istiyorsan önce kendi nefsinden işe koyul…”

Olması gereken,

“Bir başkasının fikrine, değerlerine veya inancına kötü söz söyleme ki, bir başkası da aynı şekilde kendi inancına, fikrine ve değerlerine saldırmasın!”

Nasıl tefekkür edeceğiz,

“Bir söz söylediğimizde, yarın o insanın yüzüne bakabilecek arımız olsun”

İncelik, nezaket, zarafet, sadelik ve sürekli hayrı çağıran bir davranış ne yapar biliyor musunuz, “yılanı bile deliğinden çıkarır”

Dost dedik değil mi?

İnsanına, çevresine, yaşadığı şehre karşı merhametli, cömert, koruyucu, affedici, hamiyetli ve adil olacak!

Geliniz, ‘dost’ gibi o sımsıcak kavramın etrafında kenetlenelim!

Anlam zenginliğiyle zirvede bulunan bu kavramı gönüllerimize/taş kesilen yüreklerimize taşıyalım!

Hak dostu ne diyorlar; “Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil/ Yetmiş iki millet dahi/ Elin yüzün yumaz değil”

Anadolu’nun toprağında, taşında, ocağında, mayasında,’aşk ve gönül…’ var. Üç kıtaya hükümran olan güç neydi derseniz,

Önce insanı ve sonra cihanı fethetmeye azmetmiş içimizde var olan bir derya, gönül işiydi!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Ekm
18Ekm

Ahilik ve fütüvvet!

17Ekm

Bir taş ne ki demeyin?

16Ekm

Dil o kadar önemli ki?

15Ekm

Dil ve yürek!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.