’TAŞLARDAN DAHA KATI!’


 “TAŞLARDAN DAHA KATI!”

                                  Bedrettin KELEŞTİMUR

O zulüm işleyenler,

Toplumda, “kötü çığır açanlar…”

Toprağa, “fitne ve fesat tohumu saçanlar…”

Masum canları katledenler,

İşte onların durumunu Hz. Kur’an bizlere haber veriyor;

Ayet, “Bundan sonra yine kalbleriniz katılaştı, taş gibi ve hattâ daha da katı oldu.

Çünkü taştan öylesi var ki, ondan ırmaklar fışkırır,

Öylesi var ki, yarılıp ondan su çıkar,

Öylesi de var ki, Allah korkusuyla (ilâhî kanunlara boyun eğerek) aşağı düşüp (parçalanır).

Allah işlediğiniz (ve işleyeceğinizden) habersiz değildir. (Bakara, 74)

Ülkemi, gönül coğrafyamızı “kan gölü haline getitren…”

Beynelmilel Terör Örgütleri PKK ve İŞİD’i…

Onların halini, Kur’an tasvir ediyor!

Onların kalpleri, “taşlardan daha katı…”

O kaskatı olarak gördüğümüz, “taşlarda bile Allah korkusu!” var.

Onlarda, “merhamet…” dile gelebiliyor!

Hakk’ı tazim ediyorlar.

Ya, o zulmedenler!

Allah’ın yarattığı, “cana…” kıyanlar!

İnsana ve eşyaya, “zarar vermeyi…” adet haline getirenler!

Onlardan kimse, “iyilik adına…” bir şey beklemesin!

Onlardan,  “insanlık adına…” bir menfaatte beklemesin!

Elbette, “zulüm nihayetinde kendi sarayını da beraberinde yakacaktır!”

Bizim üzerimize düşen en büyük sorumluluk;

“Zulme ve o ortamın oluşmasına…” zemin hazırlamamaktır.

İnancımız, “zulme rıza da zulümdür!” diyor, efendim!

***                             ***

Ah! İçimizdeki münafıklar…

İkiyüzlüler…

Laf getrip götürenler…

Arabozucular…

“Diliyle söylediklerini, kalbiyle tasdik etmeyenler!”

Bizler bu toplumda ne çektiysek, hep onlardan çektik!

“Özüyle, sözüyle, sohbetiyle, vakarıyla, edebiyle…”

Müslüman’a yakışır, “duruş…” o kadar önemli ki?

Hz. Kur’an onlar için, “salih amel işleyenler…” diyor.

Hz. Kur’an, onlar için, “Takva Sahipleri…” diyor.

İnancımız onlar için Allah dostu;  “Kamil İnsanlar…” diyor

Hz. Kur’an onlar için, “içinizden hakkı söyleyen bir topluluk olsun” diyor.

Ayet, “(Onlar) sağırdırlar (hakkı işitmezler), dilsizidirler (hakkı söylemezler),

Kördürler (hakikati görmezler). Bu yüzden onlar (hakka) dönmezler” (Bakara, 18)

Manevi anlamda; “sağırlara, dilsizlere, körlere…” ne diyebiliriz ki?

***                 ***

Tevhit Mücadelesi, Hz. Âdem’le, ilk insanla birlikte başladı…

Ve 124 bin Peygamber, o kutsi bayrağı;

Allah Resulüne (asv) kadar taşıdılar…

Kıyamete kadar da, “Tevhit Mücadelesi…” devam edecek!

Hz. Kur’an bizlere, “dersler, öğütler, misaller…” veriyor.

Yollarımıza, tabir yerinde ise, “ışıklı levhalar…” koyuyor.

Bizler, “doğru yolu…” gösteriyor.

Ayet, “Yine bir vakit İsrailoğullarından; “Allah’dan başkasına kulluk etmeyeceksiniz,

Ana-babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik (edeceksiniz),

İnsanlara da güzellikle söyleyin, namazı hakkıyla eda edin ve zekâtı verin!”

Diye sağlam söz almıştık. Sonra pek azınız müstesna (hepiniz o sözünüzden döndünüz),

Zaten siz yüz çevirici kimselersiniz” (Bakara, 83)

İlk insandan itibaren, insanlar uyarılıyor.

Yüce Yaratıcı, insanların önüne, “İlahi hudutlar…” sınırlar getiriyor.

Hz. Kur’an buyuruyor, “Yaratıcı ile kul arasında…”

Bir misak, ahitleşme, sağlam bir söz vardır!

Ne deniyor o sözde;

“Allah’dan başkasına kulluk etmeyeceksiniz,

Ana-babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik (edeceksiniz),

İnsanlara da güzellikle söyleyin,

Namazı hakkıyla eda edin ve zekâtı verin!”

Bu sözler, beni İsrail şeriatında; “on emir” arasında yer alır!

Ayet, “Bir zaman da: “Birbirinizin kanını dökmeyin

Ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkanmayın!”

Diye sizden sğlam söz almıştık, sonra (bunu açıkça) kabul ettiniz.

Ve siz (buna) şahitlik de etmektesiniz” (Bakara, 84)

Bu sözlerinde durmadılar,

Ve Hakk’ın, “lanetine…” uğradılar!

Ayet, “Dinlerine tabi olmadıkça, ne Yahudiler, nede Hıristiyanlar,

Senden asla hoşnut olmayacaklardır.” (Bakara, 120)

Bu ayet bizlere,  “bir duruş ve ufuk…” belirliyor!

Hiçbir Müslüman,  bir başkasının kendisinden;

“Hoşnut olmasını…” beklemesin!

Bu, abesle iştigaldir…

 “La yükellufullahu nefsen illa vüseha”

(Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz)

Bizlerin, “mükellef olduğumuz…” sorumluluklar var.

O sorumlulukları elbette ki yerine getireceğiz.

Bunu yerine getirirken de, sadece Yüce Yaratıcının, “rızasını”

Yani, “hoşnutluğunu…” dileyeceğiz.

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Eyl

Şiirde hikmet var!

21Eyl

Doğal mı hormonlu mu?

20Eyl
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

18Eyl

Şiirlerimden Bir Demet

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.