AH! ŞEHRİN ’ZİYA’SI GİTTİ!


 AH!  ŞEHRİN “ZİYA”SI GİTTİ!

                                              Bedrettin KELEŞTİMUR

Bir ölüm haberi, bizlerde derin bir sükût

Tarihe not düştüm,  şehrin “Ziya” sı gitti.

İzzet paşa Camiinden  “Selası” verilir.

Saflar,  el bağlayacak, dosta son görev için…

***                       ***

Bu şehrin semasından bir yıldız daha kaydı

Bilgi ve hikmet sahibi, “Ziya Çarsancaklı”

“Hoşgörünün” bütün tılsımları ondaydı sanki…

Bir  “Beyefendi” görmek isterseniz, O’nun adı anılırdı!

Her kim olursa olsun karşındaki insan;

Genç, yaşlı; çocuk veya büyük,

“Önünü düğmelerdi… Büyük bir edeple!

“Yüksek sesle konuşmaz…” sesinde bile saygı!

“Öfkeden, kibirden, hasetten…” arkasına bile bakmadan kaçardı…

Duruşuyla, “vakar abidesi…”

“Kalem ve kelam…” onda yürek seslenişi!

Bir akarsu gibi, berrak bir hafızaya sahipti…

“Hatıralar…”  gönül gözüyle dudaklardan dökülürdü;

Suları tükenmek bilmeyen bir şelale sanırdınız…

Karşısındakine ilk hitabı, “Bey’imdi”

10 Aralık tarihi, “insan hakları günü…”

“İnsan ve hak…” Onun ruhuna işlemişti!

Ziya Çarsancaklı, benim için “bir edep okuluydu!”

Bu şehirden bir, “Harput Beyefendisi” göç etti.

Bu şehrin, “yaşayan hafızası” göç etti.

Bu şehrin bir, “kanaat önderi” göç etti.

***                       ***

Ziya Çarsancaklı Beyefendiyi biraz da kendi kalemiyle tanıyalım;

“Sadece Elazığ’da görülen “TERS LALE”

Ben gibi felek mi vurdu düştün bu hale”

***                                       ***

“88 saniye gibi geçen, 88 yaşıma adım attığım şimdilerde,”

Tanımadığım kendimi ancak tanır gibi oldum.

Heyhat ki tek çıkış kapısı olan Tünel’in ucu göründü.

Üstündeki levhada (Kelime-i Şahadet’le Tövbe kapısı) yazılı.

Ağlayarak KELİME-İ ŞAHADET getirerek ALLAH BES-BAKİ

HEVES diyerek, ŞEB-İ ARUS sevinciyle yürüyorum.

***                       ***

“TECELLİ’Yİ HİKMET’TE ARA

Düşmana gerek yok, kendime yettim,

Doğmadan bir ömür yaşayıp gittim,

Dövünüp, sızlanıp NEDAMET ETTİM,

Acizin affını SULTAN DİLEDİ

 

Varis-ül Enbiya, budur hikmetin

Umman-ı hakikat sızıntısıyım,

KUTB’U SİTARE’nin parıltısıyım,

Bezm-i arifan’ın kalıntısıyım,

RABB ve NEBİ dostla sundu nimeti,

Varis’ül Enbiya, budur Hikmeti.”

****                     ***

Ziya Çarsancaklı’yı, “özlü mısralarıyla” biliyoruz.

O şiirin ruhunda; Alperen mizaçlı Ahmet Kabaklı’yı, ‘yaşar gibi…’ olurum!

O şiirin ruhunda,  Yunus yürekli Fethi Gemuhluoğlu’na, ‘hayranlığımı’ bir daha duyar gibi olurum…

O şiirin ruhunda,  Destanlar Şairi N. Yıldırım Gençosmanoğlu’nda, ‘fetihlerin dilini’ konuşur gibi olurum…

Ziya Çarsancaklı Beyefendi, O şiirin ruhunda; ‘hamdım, yandım, piştim’  diyen

Mevlana yüreğiyle sesleniyorlar.

Her mısrasıyla da, bizleri mest ediyorlar!

Onda, 80 yılı aşan bir edep, bir tevazu, bir yürekli alperen tavrı!

Yürek sözü nedir?

“Damıtılmış su gibidir! Duru ve saf Anadolu insanının sizlere huşu ve huzur veren;

ışıl ışıl yanan bakışları gibidir…”

O bakışlarda,  neler okunmazdı ki;

O bakışlar; kâh bu şehrin hasret köprüsü olmuşlardı,

Kâh bir büyük dava haline getirdiği özlemleri…

Dilaver Cebeci,

“Gakkoş coşkun bir âşık, yani sevgiden serhoş

Nezaketle asalet birleşip olmuş Gakkoş”

Çarsancaklı’nın sofrasında; “söz vardır, ses vardır, nefes vardır, his vardır”

Doğan Sever tarafından da,  “bestesi” yapılan şiirinde kendisini tarif ederler;

“Bu dertle ne hoşum ben

Hoşum ki serhoşum ben

Hakk’a Hamd-ü senalar

Hem dolu hem boşum ben”

Bir erdemli insanın, “içi dışına hâkim olacak…”

Ve “Dışı içine esir olacak…”

Mükemmeli aramak ne kadar evla!

***                       ***

 “Dirilişi” ve “ölümü” birlikte yaşıyorsunuz!

Ziya Çarsancaklı’nın da  ifade ettikleri gibi,

“Zeval’in Leyl’i” varsa,

“Tulu’un Nehar’ı” var…

“Fakir” mahlasıyla yazan Ziya Çarsancaklı şöyle diyor;

“Her günün bir imsakı var

Her imsak’in bir Fecri var

Her fecrin bir şafağı var

Her şafağın tulu’u şems’i var

Her şemsin cilve-i elvanı var

Her elvanın Nur’u ve Nar’ı var

Her nur ve narın hükmü süreci var

Her sürecin de Kemâl ve zevali var”

Ayet ne diyor;

“Ay için de bir takım menziller (yörüngeler) tayin ettik (yasin, 39)

“Güneş ve ayı (vakitlerin tayini için) birer hesap ölçüsü kılmıştır” (En’am, 96)

Mekânın Cennet Olsun… Rahmet esintileri üzerimizden eksik olmasın. amin

***                       ***

TARİHTE 10 ARALIK

1774 - Kazak isyanı önderi Pugaçev idam edildi.

1863 Londra metrosu açıldı.

1901 - İlk Nobel ödülleri verildi.

1937 - "Abdülaziz'in bayındır kıldığı kent" anlamına gelen Ma'muretülaziz ya da kısaca Elaziz şehrinin adı Elazığ olarak değiştirildi.

1948 - Birleşmiş Milletler Meclisi, İnsan Hakları Bildirgesini kabul etti. Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne kabul oyu verdi..

1970 - Rus yazar Aleksandr Soljenitsin Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.

1975 - Rus bilim insanı Andrey Saharov Nobel Barış Ödülü’nü aldı.

1978 - Enver Sedat ve Menahem Begin Nobel Barış Ödülü’nü aldı.

1982 - Günaydın gazetesi yayın hayatına başladı.

1983 - Polonyalı Dayanışma Sendikası lideri Lech Walesa Nobel Barış Ödülü’nü aldı..

1988 - Türkiye'de ilk karaciğer nakli ameliyatı yapıldı. Ameliyatı, Ankara Hacettepe Üniversitesi’nden Prof.Dr. Mehmet Haberal gerçekleştirdi.

1994 - Yaser ArafatŞimon Perez ve Yitzhak Rabin Nobel Barış Ödülü’nü aldılar.

1994 TBMMTV (Meclis Tv) kuruldu.

İNSAN HAKLARI GÜNÜ

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Eyl

Şiirde hikmet var!

21Eyl

Doğal mı hormonlu mu?

20Eyl
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

18Eyl

Şiirlerimden Bir Demet

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.