Ahilik ve fütüvvet!


Osmanlıyı dile kolay 6 asır (1299–1923) yaşatan manevi güce ve ondaki ihtişama bakıyorum… 
13. asır, toprağa tohumun nasıl atıldığını bizlere haber verir…
Bu asrın bilge ve akil kişileri arasında; 
Hoca Ahmet Yesevi’nin talebelerinden, ‘Horasan Erenlerinden’ elbette ki söz etmeden geçemeyiz…
Her biri bir fanusun değişik yüzleri gibidirler; 
Nasrettin Hoca, Ahmet Fakih, Taptuk Emre, Yunus Emre,
 Hacı Bektaşi Veli, Şeyh Edebali, Ahi Evran, Sarı Saltuk, 
Kumral Dede, Mansur Ata, Âşık Paşa ve daha niceleri…     
Ekim Ayının 2. Haftasını, bizler, Ahilik Haftası olarak kutlarız… 
Ahi Evran’ın kurduğu o temeller ne kadar sağlam, ne kadar ihtişamlıdır!
Onun nazarları altında, esnaf teşkilatı Anadolu’nun köklerine kadar nüfus etmiştir!
***                ***
Esnaf Teşkilatındaki bu ruhu iyi okuyabilmek için 
Fetih öncesi bir önemli anekdotu sizlerle paylaşmak isterim…
Fatih, fetih hazırlıklarını yaparken halkının durumunu da yakından görmek ister… 
Edirne’nin çarşılarını gezmeye başlar…
Sokağın başında bir dükkâna girer;
Selam verdikten sonra,
“Bana yarım batman yağ, yarım batman bal ve biraz da peynir veriniz” derler.
Müşterisini güler yüzle karşılayan esnaf, 
Büyük bir hatırla yarım batman yağı büyük bir dikkat, rikkat ve edeple tartar… 
Karşısında bulunanın Padişah olduğundan bihaberdir!
Esnaf, tarihlerin iftiharla anacağı bu müşterisine yönelir,
Ağam, dilerseniz bal ve peynir verebilirim. 
Ancak ben bu yağı satarak siftahımı yaptım.  
Diğer isteklerinizi de daha siftah etmeyen karşı komşumdan alırsanız memnun olurum. 
Padişah, esnafının tavrından memnundur…
 Karşı dükkâna geçer. Komşu dükkândan da,
“Yarımşar batman bal ve peynir” ister! 
Dükkân sahibi aynı hatır, edep fışkıran  tatlı sözlerle talep edilen balı tartar,
 Ve gayet nazik ifadelerle müşterisine döner;
“Allah’a şükür bugün siftahımızı ettik. 
Ancak peyniri henüz siftah etmeyen komşudan alırsanız sevinirim.” 
Sultan Mehmet diğer dükkândan peyniri aldıktan sonra;
“Bu millette bu yüksek ahlak varken değil İstanbul, Dünya alınır!” 
İmanın nuruyla beslenen paylaşma kültürü…
****                        ***
Sözün burasında, Ahilik ve Fütüvvet kavramlarının nasıl yaşandığını,
 Bihakkın görerek bu gönül ve ruh zenginliğinin ülkeyi nasıl bahtlı ve tahtlı ettiğini söyleyebiliriz…
Ahilik, her basamağında erdemliğe yolculuktur…
Ahi ne yapacaktır?
“Cimrilik kapısını bağlayacak,  lütuf kapısını açacak;
Kahır ve zulüm kapısını bağlayacak, hilim ve mülâyemet kapısını açacak;
Hırs kapısını bağlayacak, kanaat ve rıza kapısını açacak;
Tokluk ve lezzet kapısını bağlayacak, riyazet kapısını açacak;
Halktan yana kapısını bağlayacak, Hak'tan yana kapısını açacak;
Herze ve hezeyan kapısını bağlayacak, marifet kapısını açacak;
Yalan kapısını bağlayacak, doğruluk kapısını açacaktır!”
Fütüvvet Kavramında, ‘huzura açılan kapı…’ vardır!
Bir milletin, ‘tefekkür’ kapısıdır!
Bu kapı, Türk’ü cihan hâkimiyetine taşıyacaktır!
Fütüvvet kelimesinin yüklendiği anlamda; 
“Soy temizliği, Mertlik, Yiğitlik, Cömertlik vs” okunur!
Ahiliğin önde gelen yedi ilkesinde;
Elini, sofranı, kapını hep açık tut…
Ağzını kapalı, gözünü bağlı, Eline ve diline sahip ol, denilir!
***                    **
Bu şuur, 400 çadırlık bir aşireti nerelere taşıyacaktı!
Söğütten Bursa’ya,
Bursa’dan Edirne’ye,
Edirne’den İstanbul’a taşınan bir,
‘fütüvvet iklimi…’ vardı!
O iklim, Üç kıtada bu milleti hükümran kılacaktı…
Yeşil Tuna, Nil ve Fırat bizden doğup bize dökülecekti!
Ahilik,
Kardeşlik, Mutluluk, Dürüstlük, Cömertlik, Yiğitlik, 
Eğitim, Adalet, Güzel Ahlak ve Fazilet demekti…
Bugün, burada kendimizi sorgulayalım…
***            ***
KOCA SİNA ÇÖLÜNÜ GEÇEN PADİŞAH!
Anadolu insanı yaz sıcağının bunaltıcı havasını bilir…
Tarihte ilk defa Sina Çölünden geçerek Mısır’ın fethini gerçekleştirecek,
Yavuz Sultan Selim’in o ruh haletini düşündük mü?
Kum fırtınalarının kasıp kavurduğu, 
Gündüzleri dayanılmaz sıcaklara sahne olurken,
 Geceleri dondurucu soğukları davet eden bu çölü dünya da hiç bir ordu geçememişti. 
Yavuz Sultan Selim ordusuna moral verici sözler söyledikten sonra atını çöle sürdü. 
Evet, ussuz bucaksız çöl… 
Bu geleceği lütufkâr ve hizmeti büyük yolculukta; 
Herkes yanındaki suyu idareli kullanıyor, 
Namazlar teyemmüm yapılarak kılınıyordu. 
Yolculuk sabır, meşakkat ve metanet dolu bir iklimde sürüp giderken,
 Yavuz Sultan Selim'in bir ara atından indiği,
 Ve saygılı bir halde yaya olarak yürüdüğü görüldü. 
En yakınından en uzağına kadar herkes şaşırmış,
 Padişahın bu ani hareketine bir anlam verememişlerdi.  
Ama kimse sebebini soramıyordu. 
Padişahın hiç yanından ayırmadığı Hasan Can durumu öğrenmekte gecikmedi.
 Padişah O'na, Hasan Can’a, şunları söyleyecekti; 
"İki cihan sultanı Peygamber Efendimiz önümüzde yaya olarak yürürlerken,
 Biz nasıl at üstünde olabiliriz Hasan Can?"
İlk on Padişah’ın ki, Osman Gazi’den Kanuni’ye kadar,
 Tarihin en yürekli yürüyüşü olarak bilinir! 
Tarihimizin de altın sayfalarıdır. 
Bu dönemde, Osmanlı her bakımdan, her sahada; 
Bilimde, sanatta ve kültürde Avrupa’dan fersah fersah üstündür!
Türk’ün kıtalar aştığı; 
Krallıklar, hatta İmparatorluklar arasında sulhü sağladığı bir ihtişamlı yükseliş dönemidir… 
Bu yükseliş, 18 yy.a kadar gayet istikrarlı bir şekilde devam edecektir!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Kas

Estetik Kavramı

15Kas

Ezan Kavramı

14Kas
13Kas

Sabır Kavramı

12Kas

Çile nedir?

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.