Anadolu’nun aydınlığına açılan pencereler!..


Kendi kültürümüzle/ irfanımızla/hatıralarımızla  ne kadar iç içeyiz?.. 
Bu soruya hiçbir mübalağaya gerek kalmadan cevap aramaktayım.
 O cevabı Prof. Dr. Mehmet Kaplan Hoca’dan dinleyelim isterseniz;
 “Anadolu Türk Medeniyeti’ni yaratan bu insanları maalesef tanımıyoruz. 
Zira onları tanımak bir kültür meselesidir.
 Bir Fatih’i, bir Baki’yi, bir Sinan’ı, bir Dede Efendi’yi bilmek,
 Başlı başına bir ihtisası gerektirir. 
Fakat daha öncede söylediğimiz gibi onları tanımakla pek çok şey kazanırız.
 En azından kendi milletimize güvenimiz artar.
 Zira biz gerçekten büyük bir kültür ve medeniyet yaratmış bir milletiz. 
Bu milletin yetiştirmiş olduğu büyük kahramanlar, din adamları,
 Şairler, mimarlar, ressamlar, musikişinaslar, devlet adamları, 
Hatta olgun vatandaşlar, ustalar, zenaat erbabı da onun milli kültürüne dâhildir. 
Keza bir milletin büyük adamları,
Ve sade vatandaşları da onların yarattıkları eserler gibi tanınmaya, 
Kazanmaya ve çoğaltılmaya değer varlıklardır.” 
Bizler öncelikle dilimize, kültürümüze, tarihimize,
 Ve bizlere ait olan bilumum değerlere sahiplenerek yolumuza devam etseydik;
 Bugün yaşadığımız sıkıntılar belki de olmayacaktı.. 
Kâinatta hiçbir şey boşu boşuna yaratılmamıştır. 
Hiçbir hadise, ‘tesadüfi..’ olarak meydana gelmemiştir.
 Fizikte önemli bir kural olarak gördüğümüz, 
‘hiçbir şey boşluk kabul etmez, mutlaka dolar..’ 
Gerçeği hayatın bütününe teşmil edebilirsiniz. 
Son yıllardaki en büyük ızdırabımız nedir?.. 
Dilde başlayan ve zaman içerisinde vücudun bütün organlarına yayılan;
 kirlenmedir/ yozlaşmadır/ bozulmadır/ kokuşmadır!..
 Dil, bir milletin hafızasıdır deriz.
 Dil, kültürün nesiller boyu taşıyıcısıdır deriz.. 
Dil, canlı bir organizmadır deriz. 
Dilin tabii kanunları vardır deriz. 
Suni bir şekilde dil meydana getirilemez deriz.
 İki nesil/ iki kuşak arasında bir kopukluk meydana geliyorsa/ yaşanıyorsa bu vahimdir!.. 
Ve, ısrarla altını çizerek; ‘sorumlular..’ diyoruz!..
 Kimdir onlar?.. İçerisinde bulunduğumuz beldenin;
 Şehrin ileri gelenleri/ aydınları/ zenginleri/ bürokratları/ seçilmişleridir.. 
Yusuf Has Hacib’in eserinden; 
“Bey hangi yolu takip ederse, kul(halk)  da o yolu takip eder..” 
Kalem ile kelam sahibi insanlar; akıl ile vicdanı buluşturacaktır. 
Bilgi ve hünerini mutlaka, ama mutlaka ortaya koyacaklardır. 
Yaşadığımız ülkede/ coğrafyada/ şehirde; 
Ana sütü gibi saf/berrak/zarif/ latif/ nezih olan Türkçe’mizi korumak,
 Milli bir dava olarak görülmeli/ benimsenmelidir. 
Anadolu’nun aydınlığa açılan penceresinde öylesine büyük dehalar gelip geçmiş; 
Öylesine güzel eserlerle gönlümüzü/dünyamızı süslemiş;
Bezemişler ki, yeter ki, bunları bilelim/ okuyalım.. 
13, yüzyıllarda,
Dede Korkut, Mevlana, Ahmet Fakih, Ahi Evran, Hacı Bektaş Veli, 
Nasrettin Hoca, Karamanoğlu Mehmet Bey, Sultan Veled...
14. yüzyıllarda,
Yunus, Âşık Paşa, Kadı Burhanettin, Karagöz, Emir Sultan, 
15. yüzyıllarda,
Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Veli, Süleyman Çelebi, Akşemsettin
16. yüzyıllarda,
Piri Reis, Mimar Sinan, 
17. yüzyıllarda,
Kâtip Çelebi, Evliya Çelebi, Köroğlu, Karacaoğlan, Itri
18. yüzyıl ve sonrasında,
Şeyh Galip, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Dede Efendi, Bayburtlu Zihni, Erzurumlu Emrah..
Tanzimat’tan Cumhuriyete,
Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Abdulhak Hamit, Ziya Gökalp, 
Ömer Seyfettin, Muallim Naci, Ahmet Vefik Paşa vesaire
Cumhuriyet’ten bugüne,
M. Emin Yurdakul, M. Akif Ersoy, Y.Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, 
Halide Edip, Hüseyin Rahmi Gürpınar, F.Nafiz Çamlıbel, 
M. Fuat Köprülü, R. Nuri Güntekin, Peyami Safa, N. Fazıl Kısakürek, 
A. Hamdi Tanpınar, R. Oğuz Arık, C. Sıtkı Tarancı, Âşık Veysel, 
S. Faik Abasıyanık, Arif Nihat Asya, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu 
Ve her biri sahasında derya olarak bildiğimiz,
Gök kubbemizi yıldızlar gibi donatarak bizleri aydınlatan daha nice isimler...
Bu isimleri ve bıraktıkları eserleri bu vatan coğrafyasında yaşayan,
 Her insan eserleriyle birlikte bilmeli!.. Kemalettin Kamu’yu dinleyelim;
“Doğu’da kırmızı, Batı’da turunç
 Yanık bir yörüğü andıran bu tunç,
Bu renk âleminde ne yok ki bizden,
 Mavi Marmara’dan, mor Akdeniz’den,
Yeşil bir köşedir, bana Bursa’dan,
Sarıda gözü var Uzun yayla’nın,
Beyaz, Erzurum’un karları gibi..”
Beni tarihimle/hukukumla/renklerimle/çizgilerimle/desenlerimle buluşturan
 Ve de kaynaştıran bu kadar güzellikler/ zenginlikler varken, 
Ben ne diye zengin ve verimli coğrafyamda yoksullukları oynayayım!.. 
Bu millete yönelen her türlü tahribata karşı dimdik ayakta durmayayım!.. 
Ne diye ürkek, korkak, pısırık, mıymıntı, 
Kendi içerisine kapalı bir aydın rolünü oynayayım!.. 
Yolun başında/ evvelinde, ‘Dil..’ diyoruz, 
Anne sütü kadar temiz, ‘Türkçemiz..’ diyoruz.. 
Ve, maalesef dilimizi/ özümüzü/ sözümüzü kemiren, ‘yabancı kelimelerin istilası..’ 
Hani nerede, bu vatan evladının duruşu?.. Hani nerede hassasiyetimiz?.. 
Şehrin ana caddesinde;  şöyle bir yürüyünüz.. 
Dilin, bütün vücudun tercümanı olacağını görerek haykırınız!.. 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Kas

Estetik Kavramı

15Kas

Ezan Kavramı

14Kas
13Kas

Sabır Kavramı

12Kas

Çile nedir?

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.