ARTUKLU DİYARI, HARPUT’TAN DİYARBAKIR’A


 ARTUKLU DİYARI, HARPUT’TAN DİYARBAKIR’A

                                                             Bedrettin KELEŞTİMUR

Şu kutlu Ramazanlı günlerde bir daha içerisinde yaşadığım,

Coğrafyayı tefekkür etme fırsatını yakaladık…

Anadolu, o kadar kutlu ve manevi havası zengin bir coğrafya ki;      

Üç kıtanın birbirine en fazla yaklaştığı,

Üç Tevhit dininin doğduğu,

Tevhit ve Fazilet mücadelesinin verildiği,

Tarihin en şanlı coğrafyasında,

Harput’tan Diyarbakır’a tarihi bir yolculuğa çıktım!

Diyarbakır, Mekke ve Medine’den sonra, En fazla Sahabe Makamına sahip!

Peygamberimiz (sav)’ın nur halkasından,

Onlarca Sahabe Diyarbakır’da yatmaktadır!

Sahabe ki, Kur’an, onlar için; “En hayırlı ümmet” diyor!

Tarihte, İşgal ezikliğini yaşamamış; Tarihin,  iki sevdalı Şehri, Diyarbakır ve Elâzığ!

Artuklu ’nun üç kolu; Diyarbakır, Mardin ve Harput…

O kollar uzanır, Fırat’ın, Dicle’nin gittiği yollardan…

O kollar uzanır, Erzurum’dan Halep’e…

Gazi Belek Diyarı olur, Haçlıya karşı, İslam’ın kılıcını kuşanır…

O kılıç sahibi, Kılıç Aslan gibi, Selahattin Eyyubi gibi, Bir yürekli cihangir!

***                       ***

Yürürken Diyarbakır’da; Dağ (Harput) Kapısından, Tarihi yaşar gibiyim…

Surlar üzerinde; Yuvarlak, dörtgen, beşgen, altıgen şekillerde; 82 Burç sıralanır…

Surlardan nice kapılar açılır; Mardin’e, Urfa’ya, Harput’a, tarihe, kültürüme…

Ve yürürüm zamana; İbn-ün Ezrak’ın, İbrahim Gülşeni’nin, Molla Çelebi’nin, H. Ragıp Müderris’in,

Ali Emiri’nin, Ebu’l Kasım Amidi’nin, Kalem ve Kelam rıhtımında…

O kalemler, ‘Kalası’dır, Diyarbakır’ın…

 Ziya Gökalp, Süleyman Nazif, Cahit Sıtkı Tarancı, Faik Ali Ozansoyla,

 Açılır penceresi, kutlu şehrin… Yankılanır o edebi seda, Sezai Karakoç’un ruh dünyasında

Diyarbakır ve Elâzığ, Gönlümüzün iki bağı

Doğu’nun  ‘bülbülü’ Celal Güzelses’ten, “Hoyrat’ın Vadisinde” Enver Demirbağ’a,

Bir hoş seda yankılanır, gönül Dünyamıza…

Bizim türkülerimiz; Bu toprağın, ‘Çığlığıdır…’

Surlar, içinde saklar tarihin sessizliğini…

Kapılar; Aç gönül bağını der!

Köprüler, Maziden Ati’ye uzanan sesimiz, sözümüz, sohbetimiz…

 Fuzuli, “Bağban bir gül için Bin hare(dikene) hizmetkâr olur”

Hz. Mevlana’nın ilk durağı, Anadolu’da, Elâzığ’dır…

Elâzığ, Gönüllerin diyarıdır!

Aziziye Tabyalarındaki “fetih sedası” makamında,

İmam Efendi ile buluşursunuz!

Çanakkale, Sakarya, Sarıkamış rahiyasıyla;

Bir kahraman Gazi, Veli İnsan Hacı Hulusi Efendi…

Tarihin bahtlı şehri Harput-Elazığ;

Gönül insanlarına Merhaba demiştir…

Hacı Hayri Beylerden İshak Sunguroğlu’na…

Av. Fikret Memişoğlu’ndan Nurettin Ardıçoğlu’na…

Niyazi Yıldırım’dan Ahmet Kabaklıya…

***                       ***

Bu güzelliklerle birlikte geliniz;

Tarihe gidelim; Ecdat hatıralarına…

O hatıraların, ‘bizi biz yapan değerlerine…’

Diyarbakır’dan, Harput’a, Anadolu’dan Sahabe diyarına uzandınız mı?

Harem-i Şerif Mekke ve Medine’ye…

Şu Ramazan Günlerinde,

Oradaki ihtişamı,

Oradaki tefekkürü,

Oradaki birlik ruhunu,

Oradaki istikameti,

Yaşadığımız coğrafyaya taşıyan ruh iklimine…

Horasan Erenlerinin Kutlu yürüyüşüne…

O iman bağı, O Kutlu iklim, bizleri;

Asrımız insanını, Sahabedeki, “ruh ikilime” “gönül dünyasına” taşımalı!

Onlardaki, o efsanevi  “sevgi ve hikmet deryası…”

Birbirimizi sevmenin, ‘iman ve ihlâsın…’ kendisi olduğu gerçeğinde bizleri de buluşturmalı!

İslam dünyasında, “ehli beyt sevgisine… ”

Allah Resulünün, “sünnetine en bağlı...” iklim Anadolu’dur!

O iklimde, “cihan fütuhatının kökleri” Anadolu toprağı ile bulanmıştır!

Şu Ramazan Günlerinde, Diyarbakır’da, Harput’ta, Urfa’da;

Anadolu’nun dört bir yanında, “o sadakati yaşadığımı” söyleyebilirim!

***                                       ***

 “Diyarbakır'da Zaman” şiirimizde şöyle sesleniyoruz;

“Bir yorgun günü avuçlamışken

Ellerim, göğsüme dayanır!

Grup düşüncelerine dalıp giderken

Aklım, kim bilir hangi suale bulanır!

 

Şehri Artukludur, bu diyarı canlar canı

Kapı kapı açılır, surların dört yanı

Ulucami, minberinde; Sahabe makamı

Ne bir hayal, ne bir rüya hakikat anı!

 

Hani ne oldu Nemrut, ne oldu mazgallar

Babil’in asma bahçeleri, nasıl ser sefil

Allar pullar giyinmiş sandallar nerede?

Dile gel Dicle, tarihe yakardığın gibi

 

Bilir misin, Anadolu’da; Resul izini

Gün gelir, kötülükler döver kendi dizini

Toprak gibi mütevazı, sabır niyazında;

Öper dudaklar, şehidin masum yüzünü!

***                       ***

Bu toprakları, ondaki manevi havayı duyar gibi soluklamalıyız;

Yunus’un dili anahtar olmuştur;

Mevlana gönlüyle Anadolu’ya…

Surlarında ışıl ışıl yıldızlar;

Işık olur, akar semalarına…

Sahabe ruhaniyetiyle her dem;

Şehri Diyarbakır, canlar içredir

O can sedası Harput’tan yükselir…

Ahi Evran yürekli iki kardeş;

Şehriyardır;  şiirde ve sanat’ta…

Coğrafyamın adı, ‘gönül …’ evimdir!

Sevgi nöbetinde nevbaharımdır!

Açar gül kokulu laleler, nergisler…

Aşk ilmeklerin sinesinde gizler…

Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz;

Ramazan Günleri kadar ılık ve nemli…

Haki sevdalarınız hikmet dolu…

Birliğe, barışa şahadetimdir…

Âdetimdir, sözün başında Selam;

Sonrası,  muhabbet tadında Kelam!

***                       ***

Hz. Mevlana ne diyorlar; “Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.

 Selviyi hür bir halde yücelten kederi de sevinç haline sokabilir!”

Hz. Mevlana,Hakiki dostu hayat veren suya benzetmektedir.

Gönülden dostluk, ya da gönülde taht kuran dost,

Suyun dünyaya hayat vermesi gibi, insanın manevi âlemine hayat bahşeder.

Gönül ayrılıkları gideren ve insanı kurtuluşa erdiren bir dostluk merkezidir.”

O dostluk merkezinde, İslam’ın boyasıyla durulanır,  sözümüz ve sohbetimiz 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
24Eyl

'Orcik şenliği'

23Eyl

Şiirde hikmet var!

21Eyl

Doğal mı hormonlu mu?

20Eyl
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.