Bizim kültürümüzde, ‘isim verme’   


Anadolu insanında,  Allah Resulüne olan ‘muhabbet…’ o kadar güçlü ki
81 Vilayetimizin “isim taraması” yaptım!
Şuna sevinerek şahit oldum;
Siirt’ten Sakarya’ya…
Diyarbakır’dan Karaman’a…
Elazığ’dan Edirne’ye…
77 milyon insanın en fazla taşıdığı isim;
“Ehli Beyt İsmi…”
“Fatmalar, Mehmetler, Ayşeler, Mustafalar, Emineler;
Aliler, Haticeler, Ahmetler, Zeynepler, Hasanlar, Hüseyinler…”
Bugünkü sohbetimizde, “isim vermenin önemi” üzerinde durmak istiyorum!
İsimler, ‘kimliğe’ dönüşüyor!
İsimler,  ‘hayatın rengi ve boyası’ oluyor!
İsimlerle sanki asırlar sizlere, ‘tebessüm’ ediyor!
***        ***
Bizim kültürümüzde, inancımızda, örfümüzde;
“İsim verme…” büyük bir önem taşımaktadır. 
Kur’an da ne buyruluyor;
“Allah Âdem’e (gerekli olan) bütün (eşyanın) isimlerini öğretti.” Bakara, 31)
İnsana, ilk öğretici Yüce Yaratıcıdır.
Araf süresinde buyruluyor;
“En güzel isimler Allah’ındır. Bundan dolayı Allah’a onlarla dua edin.”
O isimler, her biri insana; onun tefekkür dünyasına tecelli ediyor…
İfade ettiğimiz gibi, isim‘kimliktir…’
Hadis, “Şüphesiz ki sizler kıyamet günü isimlerinizle, 
Babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. O halde isimlerinizi güzel koyun.”
Allah’ın Resulü buyuruyorlar;
“Çocuklarınızı peygamberlerin adlarıyla adlandırınız.”
İsim tercihinde; Bizim kültürümüzde yer alan/ güzel izler bırakan;
“Salih kişilerin, Sadıkların, Âlimlerin, Ariflerin, Gazilerin, Erenlerin, Alplerin…”
İsimleri öncelikle yer almalıdır…
Elbette ki, ‘güzel’ ve ‘çirkin’ isimlerin tasnifini çok iyi yapmalıyız.
Savaşı ve şiddeti,
Acıları ve elemleri,
Kötülükleri ve çirkinlikleri çağrıştıran isimler;
Kesinlikle verilmemelidir.
Güzel isimlerle çağrılmak;
Yaşadığımız coğrafyayı da,
“O isimlerle bezemek…” ne kadar doğru olur, değil mi?
Ecdadımız isim vermede o kadar itinayla hareket etmişler ki;
O isimlerle, ‘tarihi…’ maziyi günümüze taşımışlardır!
İsimlerle, ‘insan ve eşyayı…’ bütünleştirmişlerdir!
İsimler, bir bakıma coğrafyanın da  ‘tapusu…’ olmuşlardır!
Allah’ın Resulü buyuruyorlar;
“Biz Uhud’u severiz, Uhud’da bizi…”
Uhud bir dağdır…
Sıradan bir dağ mıdır?
Hayır! Orada, İslam’ın büyük şehitleri/ şahadeti vardır!
Vatan coğrafyasını mübarek kılan nedir?
“Şehitlerimiz ve gazilerimizdir…”
Ve coğrafyayı her biri eser bırakarak,  ‘imar ve ihya eden…’ 
Şanlı geçmişimiz ve ecdadımız;
Ecdat hatıralarımızdır!
O hatıralara baktığımızda, bu millette;
Allah Resulüne olan ‘muhabbeti…’ yaşarız!
Bu millet, kendi askerine; ‘Mehmetçik…’ ismini vermiştir…
Günümüzde de, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre;
En çok verilen isimler arasında; 
“Mehmet, Fatma, Mustafa, Ayşe ve Ahmet…” isimlerinin kullanıldığıdır.
Günümüzde, Mehmet ismini taşıyanların sayısı, “Bir milyon 416 bin…”
Fatma ismini taşıyanların sayısı ise, “Bir milyon 298 bin…”
Doç. Dr. Ercan Alkaya bir makalesinde şöyle der;
“Bir milletin yaşayışı, inançları, kültürel değerleri adlarına da yansıdığından;
 Ad ve ad verme incelenmeye değer bir konudur.”
Ad bilimcisi Adolf Bach, “Bir ulusun ad/isim hazinesi, onun geçmişteki 
Ve bugünkü zihinsel-ruhsal durumunun anlatımıdır” der.
Özel adlarla ilgilenen bilim dalına, ‘onomastik’ adı veriliyor.
Onomastiğin kişi adlarıyla ilgili dallarından biri ise, 
“antroponim (kişi adları bilimi)” olarak bilinir.
Oğuz Kağan Destanında, kişiler gösterdikleri ‘hünerlerine’ göre ad alırlar.
İster kişi ismi olsun, 
İsterse yer ismi (dağ, nehir, ova…) bu milletin hafızasıdır.
Geçmişi, hatıralarıdır!
İsim, insanla ‘şahsileşir…’ karaktere dönüşür!
Yaşadığınız şehir, içindeki değerlerle anlam kazanır!
Harput’u, anlatırken nasıl bir ifade kullanırız;
Orada, “dokuz asırlık tarihi teneffüs ederiz…”
Harput, “Âlimler, Arifler, Alpler, Gaziler, Erenler…” yatağıdır!
Harput’ta, her mescit, her türbe, her çeşme, her eser;
Sizleri tatlı bir hikâyeye götürür…
Onunla halleşir, 
Onunla dertleşir,
Onunla tarihi konuşursunuz…
Özetle şunu ifade etmek isterim;
Her isimde, bizim ‘köklerimiz…’ olduğunu bileceğiz!
O köklerin, ‘sürgün vermesi…’ bahara işarettir.
Oturduğunuz/ ikamet ettiğiniz binanın isminden tutunuzda;
Sokağınızın ismine, Mahallenizin ismine,
Caddenizin ismine,
Bulvarınızın ismine,
Park ve Bahçenizin ismine,
Çok dikkat ederim!
O isimler, bizlere ‘tefekkür dünyamızı…’ çağrıştırmalıdır!
Mazi ile Hal arasında, ‘köprü…’ olabilmelidir!
Tarihi hafızamızı ve hatıralarımızı,
Geçmişin güzelliklerini,
‘Sıcak, diri ve canlı…’ tutmalıdır!
Geçmişi, bütün güzellikleriyle;
Duymak ve ‘bugünde yaşamak…’
Resimler, desenler, motifler, şekiller;
Hayalimdesin her bir isminle!
Gezerken bu şehri, bu vatan coğrafyasını,  bir baştan öte başa;
Duymak isterim ecdat sesini,
Solumak isterim, o efsunkâr havayı!
Muradımız nedir? Ülkemin, ‘ışıkları hiç sönmesin…’
Vatan Coğrafya’mda; Aydınlık yüzler hiç eksilmesin!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Ekm
18Ekm

Ahilik ve fütüvvet!

17Ekm

Bir taş ne ki demeyin?

16Ekm

Dil o kadar önemli ki?

15Ekm

Dil ve yürek!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.