BİZİM KÜLTÜRÜMÜZDE ŞEHİR!


 BİZİM KÜLTÜRÜMÜZDE ŞEHİR!

                                                                                             Bedrettin KELEŞTİMUR

Bugünkü Ramazan Sohbetimizde, “şehir kavramını” konuşacağız!

Bu kavram bizim kültürümüzde nasıl doğdu, nasıl gelişti…

O halde, birlikte tarihe yolculuk yapalım…

Kendi, ‘medeniyet coğrafyamıza’

Bizimde sıklıkla ifade ettiğimiz, ‘gönül coğrafyamıza…’ gidelim!

Oraları gezelim ve de görelim…

***                 ***

Mekke için, ‘şehirlerin anası’ anlamına gelen,

“Ümmü’l Kurâ” denilmiştir…

Eski adı, “Yesrib” olan, ‘Medine’ ismini bizatihi Allah Resulü vermişleridir.

Medine’nin kelime anlamı, “Şehir”dir!

Medine’nin, “Darü’l İman”  “Darü’s Sünne” gibi isimleri de vardır.

Bu isimlerin her biri, ‘kimliktir’

O kimliğin belirgin bir ‘ruhaniyeti’ vardır!

Mesela,  Buhara için bizler, “Hadis Şehri” deriz…

Mesela,  Kaşgar için ise, “Divan Şehri” deriz…

Mesela,  Horasan için “güneşin yükseldiği yer” deriz…

Anadolu’yu aydınlatan, “Horasan Erenleri” bu ışık insanlardır!

Maveraünnehir’den Anadolu’ya, “şehir…” düşüncesini de birlikte getirdik…

***                 ***

Şehir, sözlükte; “büyük şehir merkezi, kent, medine” anlamlarına gelmektedir.

Mehmet Kaplan ne diyorlar, “Şehir, müze ve kütüphane bir milletin asırlar boyunca yarattığı eserleri ihtiva eder.”

Şehir, bizim binlerce yıl taşıdığımız bir büyük değerler albümüdür!

Şehirde, bir milletin ‘uhrevi zenginliği’ vardır!

Yahya Kemali “Yol düşüncesi” isimli şiirinde, bu duyguyu daha içli olarak yaşarız;

“Vatan şehirleri karşımda, her saat, bir bir;
Fetihler ufku Tekirdağ ve sevdiğim İzmir;
Şerefli kubbeler iklimi, Marmara'yla Boğaz;
Üzerlerinde bulutsuz ve bitmeyen bir yaz;
Bütün eserlerimiz, halkımız ve askerimiz;
Birer birer görünen anlı şanlı cedlerimiz;
İçimde dalgalı Tekbir'i en güzel dinin;
Zaman zaman da "Neva-Kar'ı" doğsun, Itrî'nin.
Ölüm yabancı bir âlemde bir geceyse bile,
Tahayyülümde vatan kalsın eski haliyle.”

Şehir, sizlere tebessüm eden ‘ecdat hatıralarıyla’ dopdolu bir kimliktir…

O kimlikte, “hanlar, hamamlar, sebiller, çeşmeler, bedestenler;

 Çarşılar, camiler, mescitler, köprüler, külliyeler… Her biri tarih kokan konaklar” vardır!

Günümüzde, “nerede o eski Ramazanlar…” gibi bir serzenişte bulunuruz!

Aynı serzenişi şehirlerimiz için de söyleyebiliriz;

“nerede kaldı, o eski yurt” veya “o eski kimlik”

***                                         ***

Bizim kültürümüzde  “şehir”  kavramına nasıl gelindi?

İlk defa yerleşik hayata geçen Uygur Türklerinde

Şehir, “balık” anlamının bir karşılığıydı…

Türk dilinde balık, “sığınak, kale, şehir” demektir.

Mesela, “Beş-balık” Uygurların çok önemli bir şehridir.

“Ordu-Balık” diğer adıyla “Karabalgasun” Uygur Türklerinin Başkentidir.

Ordu-Balık ismi nereden geliyor?

Kale, ‘ordu’ ismi verilen bir sur ile kaplıdır…

Bu sur’u, ‘balık’ ismi verilen ikinci bir sur çevreliyor…

İşte, bu kale sistemine, Türkler; “ordu-balık” diyor!

Ordu-Balık, sadece Türklere özgü bir kale stilidir…

Daha sonra, Sogdça’dan ‘kent’ kelimesini aldık.

Önemli tarihi merkezlerimiz; “Semerkant, Beykent, Taşkent, Özkent” gibi…

İslam Medeniyeti dairesine girdikten sonra ise, ‘şehir’ kelimesini kullanmaya başladık.

Şehir kelimesi, ‘hâkimiyet, devlet’ anlamlarına gelir!

***                             ***

Nasıl bir şehir!

İnancımız, bizleri yaşadığımız coğrafyayı ‘imarla’ görevlendirmiştir!

Şehirler, inanç ve düşüncemizin birer izdüşümüdür…

Şehirleri bir zevk, estetik, incelik, zarafet eseri olarak ele alacağız…

Bizim kültürümüzde şehir,  “insan merkezlidir!”

Ana yollar, “merkez/ulu Camiye” çıkar. Çarşı ve pazarlar burada toplanmıştır.

 ‘şehirler’ su yatakları üzerinde kurulmuştur.

Bunlar dere, göl ve nehir kenarlarıdır. Susuz bir hayat düşünemezsiniz.

Ve şehirlerde, tarihi çeşmeler, köprüler ön plana çıkar.

Bizim kültürümüzde şehirler; doğa ile uyumludur/ onunla barışıktır.

Burada, ‘çevre düzenlemesi’ çok önemlidir.

Doğayı, tahrip eden değil; onu geliştiren ve güzelleştiren bir anlayış…

Mütevazı bir anlayış vardır. Dini binaların dışında yüksek bina yoktur.

Tarihi şehirlerimizde; sosyal, iktisadi ve manevi hayatımızı kuşatan;

 ‘külliyeler’ yer alır. Bu bir, vakıf zihniyetidir

Hastanesinden çarşısına,

 Bedesteninden aşevine,

Medresesinden kütüphanesine,

Hamamından çeşmesine kadar, bir büyük zenginlik…

Günümüzde, ‘şehir kültürünü’ batıyla buluşturan Türklerdir.

Türk-İslam kültüründe, ‘tarih ve kültür iç içedir’

O değerler geçmişten geleceğe köprüdür!

Bizim kültürümüzde evler, ‘sokağa açılmazdı’ Evlerin önünde, küçük bir avlu yer alırdı!

Mahalleler, bu kültürün merkezden çevreye doğru bir açılımıydı…

Göz zevki önemlidir… Estetik ön plandadır…

Evet, şehirleşmek nedir derseniz?

“sivilleşmek, medenileşmek, anlamlarına geliyor…

İnsana, çevreye ve esere saygı…

Farabi, “Erdemli şehir, organları tam ve sağlıklı olan,

Bütün organları canlı varlığın hayatını sağlayıp korumak için,

 Birbirleriyle yardımlaşan, bir be­dene benzemektedir”

Nerede kaldı, “O eski ramazanlar…” söyleyişimizde olduğu gibi,

Nerede kaldı, “O eski uhrevi şehirler…”

***                  ***

Elazığ için yazdığımız bir şiirimizde;

“Uyan Ey Şehir diyoruz…

Matemi bırak, Ey Şehir;

Sana, Gülistan yakışır…

Mavi/Masmavi hülyalarınla;

Sana, tebessüm yakışır…”

O tebessümü, “dünden bugüne…”

Tarihi izdüşümüyle yaşamak isterim!

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Eyl

Şiirde hikmet var!

21Eyl

Doğal mı hormonlu mu?

20Eyl
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

18Eyl

Şiirlerimden Bir Demet

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.