BU MİLLETTE, PEYGAMBER SEVGİSİ’


 BU MİLLETTE, PEYGAMBER SEVGİSİ…

                                                                              Bedrettin KELEŞTİMUR

Bu milleti tarih sahnesinde sürekli ‘edepli’ kılan, ‘fazilet sahibi’ yapan,

İslam’ın bayrağını bin asır taşımaya yardım eden yegâne güç arasında,

 ‘Peygamber Sevgisini’ söyleyebiliriz…

O sevgi sayesindedir ki, Anadolu insanı İslam’ı her türlü bidattan uzak bir şekilde;

 yaşama edebine kavuşmuştur…

Bu güzellik, bu engin ufuk-gaye-Peygamber sevgisinde billurlaşmıştır.

Anadolu’nun kapılarını bizlere açan, Malazgirt Fatihi Gazi Alparslan ne diyorlar;

“Biz bidat bilmeyen saf ve temiz Müslümanlarız”

Bu milletin tarihi duruşunda,

Cihan Hâkimiyeti Mefkuresinde taşıdığı yolda bir mükemmeliyetlik vardır.

“Allah ve Resulünü sevmek…” o ihtişamı ilânihaye yapacak güzellik olarak anılmaktadır, şüphesiz…

Yaşadığı asırda, “Sultanü’ş Şuara” olarak anılan, Ünlü Divan Şairimizin Nabi’nin(1642–1712)

Mekke Yolculuğu dikkatlere şayandır…

Hac Yolculuğundaki yaşadığı hadiseyi aynı ruhla bir daha birlikte yaşamaya gayret sarf edelim…

Şair Nabi, meşakkatli bir yolculuktadır.

Şairin içerisinde bulunduğu kafile Medine’ye yakın bir yerde mola verir.

Gözleri hayret, haşyetle ve derin bir tevazuuyla etrafta gezinmektedir.

Bir an irkilir, bu mübarek topraklarda bir kişinin ayakları Kıbleye karşı yattığını görür.

 Şairimiz hicap eder, ‘edep yahu’ der ve şu mısraları söyler;

“Sakın terk-i edepten kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

Nazargah-ı ilahidir makam-ı Mustafa’dır bu”

Bu beyti duyan kişi kendisini toparlar, yaptığı hatayı anlar ve bir utanç abidesi kesilerek ayağa kalkar.

 Bir müddet sonra kafile hareket eder.

Sabah ezanı okunurken Medine’ye gelinmiştir.

Fakat hayret, Mescid-i Nebi’nin bütün minarelerinden müezzinler sala verir gibi şunları okumaktadırlar;

“Sakın terk-i edepten kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

Nazargah-ı ilahidir makam-ı Mustafa’dır bu”

Sabah Namazı kılındıktan sonra, müezzine büyük bir şaşkınlık içerisinde sorulur;

 Sizlerin minareden okuduğunuz bu şiiri Şair Nabi daha bu gece yolda iken bizlere söylemişti.

Siz nereden biliyorsunuz?

Verilen cevap daha müthiş ve etkileyicidir;

“Peygamber efendimiz(sav) bu gece rüyamızda bize bu beyti öğretti

Ve sabah ezanından önce okumamızı istedi.”

Bu millette var olan Muhammet(asv) sevgisi o kadar büyük ki…

Şair sözünde, “Hikmet vardır” buyuruyor Allah Resulü(asv).

Allah Resulünün şairlere en büyük ikramı da, ‘hırkalarının şairlerin omuzlarında olması…’

Peygamberimizin övgüsüne mazhar olan Fatih’in Allah Resulü için yazdığı şiir;

bir tevazuu, bir sadakat, bir bağlılık eseridir;

Senin teninde değmeyen,

Yağmuru istemem,

Meltemi istemem.

 

Sana yanmayan yıldızı, istemem.

Bülbüller söyleyecekse, seni söylesın

Senden okumayan, Bülbülün

Ne söylerse dinlemem.

 

Özlemim sen olacaksan, Yansın yüreğim

Sılası sen olmayan vatanım,

Gurbet istemem vatan istemem.

 

Senden gayri bir aşkla kül olursa kalbım,

Bu kalbı istemem,

Sonu sana çıkmayan yollum,

Yönü istemem yollu istemem.

 

Kalbini fethedecekse,

Geçerim bin Sina’yı birden,

Yoksa neyime bu fethi,

İstemem Mısrı, istemem cihanı.

 

Ben sultan Mehmet’im,

Önündeyim Kostantın’ın,

Yakarım ben bu şehri,

Bir tebessümün için.

 

Ben senin ümmetinim,

Sensin benim Efendim,

Senden gayrı senden başka,

Efendi istemem sevgi istemem…”

                ***

Yavuz Sultan Selim, Padişahlığının kısa sürmesi,

bu kısa süre içerisinde büyük işler yapması dolayısıyla tarihçiler Yavuz Dönemini,

“İkindi Vaktine” benzetmişlerdir.

Bu vaktin özelliği, vaktin kısa, gölgesinin ise uzun oluşudur.

Yavuz, tarihte Sina Çölünü o zamanın şartlarında 12 günde geçen nadir devlet adamlarındandır.

Yavuz’dan üç asır sonra gelen Napolyon Sina’yı geçmeyi denemiş ancak geçememiştir.

Azim, irade ve siyasi deha sahibi Yavuz Sina Çölü’nden giderken birden atından aşağı iner

Ve yaya olarak yürümeye başlarlar.

Yavuz atından inince komutanlar ve askerlerde atlarından inerler.

Padişah’ın Veziri Hasan Can Yavuz’un yanına yaklaşarak,

 Aman efendim çöl gibi bir yerde niçin at üzerinden inip kavurucu güneşin altında yayan yürüyorsunuz.

Yavuz, “Hasan görmüyor musun Allah’ın Resulü önümüzden yürüyor,

Bize rehber oluyor. Peygamberler Peygamberi yürürken biz nasıl olur da at üstünde gideriz.”

Bu edep, bu muhabbet elbette ki, bu milleti üç kıtada hükümran yapacaktı…

              ***                                                        **

Edep dedik!  Allah’ın Resulü buyuruyorlar, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”

Bu milletin tefekkür ikliminde, ‘hüsn-ü zan’ vardır.

Tıpkı, yağmur bulutlarını sürükleyen rüzgârın esişi gibi,

Adil yüzleriyle rahmet rüzgârlarını beraberinde taşımışlardır.

Önümüzde bir çerçeve;

“Erkeklerin utanması güzeldir. Fakat kadınların utanması ondan daha güzeldir.

Herkesin adil olması güzeldir. Fakat emir sahiplerinin adil olması daha güzeldir.

 İhtiyarın tevbesi güzeldir. Fakat gencin tevbesi daha güzeldir.

Zenginin cömertliği güzeldir. Fakat fakirin cömertliği daha güzeldir.”

Utanmak, edeptendir… Adil olmak, Haktandır… Tevbe sahibi olmak, sakınmaktandır…

Cömertlik, yaratılışın erdemliğindendir…

Bütün bu güzellikler, bu milletin hayat felsefesinde yer almaktadır.

İstanbul’un fethinde inşa edilen Hisar’ın başlama ve bitiş tarihleri arasında 132 gün geçmiştir.

 132 gün ebcet hesabıyla da, “Muhammed” ismini işaret eder.

İstanbul’un surlarına, “Muhammed” isminin nakşedilmesi,

 Tarihin bizlere ikram ettiği bir fetih müjdesi ve O’nun güzelliğidir…

***                                                                       ***

Hoca Ahmet Yesevi, Piri Türkistan’ı olarak bilinen bir büyük Veli…

Anadolu’nun da manevi fatihi olarak bilinir…

63 yaşına gelince dergâhın altında bir mezar kazdırır,

 “İki Cihan Efendisi 63 yaşında vefat ederek toprağın altına girmişler.

Ben de 63 yaşından sonra yeryüzünde yaşamayı kendime zül sayarım.

Kalan ömrümü bu mezarda geçirmek istiyorum!”

Bu millet, şairlerinin yazdıkları Naatlarla

ve özelliklede Süleyman Çelebi’nin yazdığı Naat, Mevlüd-ü Şerif, bu milletin hislerinin tercümanı olmuştur…

Büyük Sahabe, Ebu Hureyre’den rivayet ediliyor;

 “Canımı enlide tutan Allah’a yemin ederim ki,

Hiçbiriniz beni ana-babasından ve çoluk çocuğundan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz”

“Muhabbetten Muhammed doğar” sözü bizlere neler ikram etmiyor ki?

Salât ve Selam Allah Resulünün üzerine olsun… Esenlikte kalınız efendim.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

18Eyl

Şiirlerimden Bir Demet

17Eyl

Tarih Kavramı

16Eyl
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.