BU ÜLKEDE ‘SORUN’ YOK!


 Bu ülkede, ‘sorun’ yok!

‘Sorunlular’ var…

Altını çizerek ifade etmeye çalışıyoruz;

Hamiyetli Türk kardeşleriyle birlikte;

Aynı coğrafyayı, aynı ezanı, aynı kitabı ve Kıbleyi;

Aynı bayrağı, aynı tarihi, aynı hukuku, aynı kaderi;

Birlikte paylaştığı dün gibi,

Birlikte, ‘et ve kemik olduğu…’

Tekrar vurgu yapıyorum;

 Ancak birlikte, şanlı bir geleceği olacaktır!

***                       ***

Bu ülkede, bu mübarek vatan coğrafyasında;

Gerçekte, ‘sorun’ yoktur!

Hamiyetli Türk kardeşiyle;

 Bu vatanın,  ‘asli kurucusu’ sıfatıyla siyasi iradeyi birlikte kullanan,

Eşit ve adil şartlat altında,

Vatandaşlık görevini her mahfilde,

Büyük bir sorumluluk altında yerine getiren,

‘Sorun’ değil, ‘sorularla’ dolu çözüm bekleyen;

Bir yumak halinde, ‘gündemi’ vardır!

***                       ***

Türk-Kürt Birlikteliği konusunda Bediüzzaman şöyle seslenir;

“Türkler bizim aklımız, biz onların kuvveti;

Hepimiz bir bütün olarak bir iyi insan oluruz.

Dik başlılık yapmayacağız.

Bu azmimizle başka unsurlara güzel bir örnek olacağız.

İyi evlat böyle olur.

Hem de istibdat zamanında bir batman itaat etmişsek,

Şimdi bin batman bağlılık ve bir olmamız şarttır.

Elhasıl, anlaşmada kuvvet;

Birleşme de hayat var,

Kardeşlikte saadet var,

Hükümete bağlılıkta selamet var.”

***                       ***

Şimdi oturup birlikte düşünelim!

. Bölgenin sosyo -stratejik önemini gayet iyi bilmekteyiz.

Bu milletin Kuzey’de Kafkaslardaki yürüyüşü bellidir.

 Güneydeki hâkim tavrı ortadadır.

Balkanlardaki duruşunu tarih ortaya koymaktadır.

Peki o halde amaç nedir?.

Ne yapılmak isteniyor?

Bu milletin şöyle veya böyle elini kolunu bağlamaktır.

Gücünü kırmaktır.

Burada sadece, bu milletin gücü kırılmak istenmiyor;

bütün orta kuşağın çökertilmesi söz konusudur.’

 Mutlaka, bu milletin moral değerleri çok yüksek tutulmalıdır.

Manevi iklimi/ dünyası zenginleştirilmelidir.

 Olaylara bakışı, daha net ve çıplak gözle görebilecek bilgiye, birikime getirilmelidir.

Münevverimiz, aydınımız, ileri gelenimiz,

 Velhasıl aklı yetenimiz durmadan, duraksamadan gerçekleri ters yüz etmeden anlatmalıdır.   

***                                       ***

Evet, Hakiki bir Müslüman’ın olması gereken yer ve çizgi konusunda;

“Hakiki bir Müslüman, samimi bir mümin hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz.  Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir.

Çünkü anarşi hiçbir zaman hak tanımaz.

İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seviyesine indirir.”

Ve Üstat çare diyor;

Birincisi merhamet,

 İkincisi hürmet,

Üçüncüsü emniyet,

 Dördüncüsü haramdan çekinmek,

beşincisi serseriliğe bırakıp itaat etmektir..”

Sözü buraya getirmişken çok önemli bir tespit üzerinde duralım;

 “Vicdanın ışığı din ilimleridir.

 Aklın nuru müspet(medeniyet fenleridir)  ilimlerdir.

 İkisinin kaynaşmasıyla hakikat tecelli eder.

Ayrıldıkları vakit, birincisinde taassup,

 İkincisinde hile ve şüphe doğar.”

Bu toplum akıl ile vicdanı bir araya getirebilmelidir.

Sosyal infial olarak günümüzde bütün çıplaklığı ile kirlenmişliğini gün ışığına çıkaran,

 ‘taassubu, hile ve şüphe bakışlarını ortadan kaldıralım.’

Asıl temiz ve güçlü toplum anlayışı bu düşünce çerçevesinde oluşacağı kanaatine sahip olalım.  

Bir dörtlüğümüzde şöyle sesleniyoruz?

“Aklı kendisine yar olmayanlar,

Başkalarına nasıl yar olsun ki!?

Kendi gönlünce huzur bulmayanlar,

Başkalarına nasıl huzur versin ki!?”

***                       ***        

ŞU TOPRAKLAR DİYORUZ!

  Şu topraklar kimleri kabullenmemiş ki?

  Neronlar, Nemrutlar, Firavunlar, Kisralar, Ebu Cehiller..

  Hepsinde bir ayrı sıfat!.

Ebu Cehil, “Cehaletin, küstahlığın babası..” olarak kıyamete kadar ismi anılacaktır..

Firavun, “Kibirli, suratsız, kötü yürekli, zalim, despot..” gibi kırık bir ahenksiz ve motifsiz düşünce silueti aklımıza gelir!.

 Nemrut, “asık suratlılık, katı yüreklilik, inatçılık..” kavramları derhal zihninizi kurcalar..

 İnsanlık, bu sıfatlarla birlikte yaşamak durumunda kaldı, zaman içerisinde!.

Baş dedi, aşından oldu.. Kaş yapayım derken göz çıkaranlar sırıttı..

Hiç akıl kabul eder mi; “Kendi sarayını, ülkesini ateşe verecek ve sonra kahkahaları patlatacak bir kral veya daha başka bir şey..”

Tarih bunların her birini yaşadı…

Nemrut’un, Firavun’un veya Ebu Cehil’in ölümlerini bilir misiniz?.

Ölüm anları bile çok büyük ibret sahneleriyle dopdolu..

Bir sinek musallat olur, Nemrut’a..

Kendi tebaasına kan kusturan bu kinci/intikamcı/inatçı/asık suratlı kendini bilmez;

kıpkızıl kan kusarak ölür!.”

Bayrak Şairimiz, dâhiyane bir üslupla haykırır;

 “ Ebu Cehiller kıtalar aştı..”

Asrımızın çektiği sıkıntı nedir?.

 Ders almamak, tarihin derinliklerine dönüp bakmamak ne demektir,

 Şöyle aklıselim bir kafayla düşünelim.

***                        ***

Büyük Velilerden Samını Hazretlerinin Hafız Osman Bedrettin (İmam Efendi)’ye yaptıkları nasihatler derinliğine incelenirse,

“tasavvufta ilmin, hikmetin, irfanın, marifetin” ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz…

Bu nasihatlerden sadece birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum; “Allahu Teâlâ’yı tanımak,  Teslimiyet, Halk içinde Hak ile olmak, Az yemek, Temiz giyinmek, Halka faydalı olmak,  Güzel ahlak sahibi olmak, Arkadaşlarına şefkat, Âleme ibret nazarı ile bakmak,  Hükümete itaat etmek, Hasetten ari ve uzak olmak, Haddi aşmamak, Huzurla sükun bulmak vs.”

                    Ne kadar çarpıcı ve de insanı teslim alan bir ifade, “Din nasihattir”

                    İnancımız, ifrat ve tefrik gibi aşırılıklara kapılarını kapatmış, , ‘Orta Yolu’ tercih etmiştir.

                    ***                                                      ***

     Mevlana’nın büyük eseri, ‘Mesnevi’ bütün kaynağını, Hazreti Kurandan almıştır!.. Mevlana’nın maalesef, ‘gönüllerimizi’ değil de, günümüzde duvarlarımızı süsleyen öğütlerine biraz olsun kulak kabartalım; “Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol; Şefkat ve merhamette güneş gibi ol; Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol; Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol; Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol; Hoşgörürlükte deniz gibi ol; Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.”

Bu yedi öğütte, Müslüman-Türk’ün, ‘hayat felsefesi’ vardır. Bu yedi öğütte, Müslüman-Türk’ün, ‘cihan hâkimiyeti’ terbiyesi vardır. Bu yedi öğütte, ‘Galu bela’da Yüce Yaradan’a verdiği’ sadakati vardır. Bu yedi öğütte, ‘nimetlere yönelişin şükrü’ vardır; o şükrün edebi erkânı vardır

Anadolu’yu manevi kıvamında yoğuran o ruhun asaletini Konya’da Mevlana ile Kırşehir’de Ahi Evran’da, Nevşehir’de Hacı Bektaşi Velide,  Ankara’da Hacı Bayram Velide, Bursa’da Emir Sultanda, Söğütte Şeyh Edibali’de, Divriği’de Somuncu Babada velhasıl bütün şu aziz toprakların her karışında büyük Velilerin ‘gökçe çadırlarında’ gören gözle, işiten kulakla; coğrafyayı vatan yapan erenlerin hayatıyla baş başa, aynı vecdi duyarak yaşamınız mümkündür. Bu edeple, düne, bugüne ve geleceğe emin ve kararlı bir yürekle bakıyoruz.

***                        ***

İstiklal savaşının o en karanlık günlerinde Saidi Nursi’ye, Kürt Teali Cemiyetinin başına geçmesi teklif edilir.. Bu zat nasıl cevap veriyor; Allahü Zülcelâl Hazretleri Kur’an-ı Kerimde; “Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah’ı severler. Allah’ta onları sever.” Buyurmuştur. Bende bu beyanı ilahi karşısında düşündüm. Bu kavmin bin yıldan beri alem-i İslam’ın bayraktarlığını yapan Türk milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine, dört yüz elli milyon kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi kimsenin peşinden gidemem.”

Bir hakikat, bölücüye dün olduğu kadar bugünde set çekecek derecede kendisini bu tebliğe memur

tayin etmiş bir zat!. Türk insanını, bu milleti diğer toplumlardan ayıran o kadar nefis bir yargı var ki;

Bu büyük millete karşı tarih boyunca devamlı suikastlar düzenlenmiştir!. 

2014 yılında yaşadığımız şu garip olaylar zinciri!

Onlar düşünmezler ki; Ormana atılan bir kıvılcım gibi!. Kristal bir vazoyu kıracak kadar kendisine hakim olamayan mantık!.

Böyle garip bir mantık!. Ama gel görelim ki, işin perde arkası bütünüyle farklı, ‘Bölgeyi bütünüyle kuşatma altına almak..’ Bölmek, ufalamak; elindeki kudreti elinden almak, zaaf noktalarından hançerlemek..

Düşünelim; Töremiz bir, dinimiz bir, irfanımız bir, geleneklerimiz/ göreneklerimiz/ adetlerimiz,türkülerimiz bir!. İsimlerimiz aynı, mutfak kültürümüz bizi yansıtıyor, oyunlarımız halay çekişimiz aynı ritimleri taşıyor.. asırlarca, kız almış vermişiz.. Bir vücudun  aynı kılcal damarları gibi..

***                                       ***

1990 sonrası, Batı dünyası siyasi ve iktisadi ittifaklarla;

Kendi içerisinde bütünleşmeye doğru giderken; Orta-Kuşak üzerinde parçalanmış ve de kendi içerisinde sürekli kavgalı bir coğrafya arzuluyor.

Dahası, Sevr’i hortlatmak istiyor!. Şark Meselesini sürekli olarak gündemde ve zinde tutmak arzusunu taşıyor!. Bütün bunları yaparken bu ülkenin ‘yumuşak karnı’ üzerinde gerilim politikalarını besliyor.

Bizler ülkenin bütün şartlarını gözümüzün önüne alarak kendi iç dinamiklerimizi sürekli güçlendirmenin politikalarını oluşturmalıyız. Bu ülkenin artık ‘gerilim politikalarına’ tahammülü kalmamıştır..

Bediüzzaman! Asrın büyük mütefekkiri… O ilmi silsileden gelen her insanın üzerine basarak vurguladığı bir nokta vardır; “İslam’ın bayraktarlığını Türk Milletini aynı kaderi ilahi beklemektedir!”

Akıl, dinin binasıdır. İrade, hassas dengelerin mihengidir. Dil ise, vücudun direğidir. Dil doğru olursa

****                                    ***

Prof. Dr. Mehmet Kaplan, bölge üzerindeki tarihi ihmalimizi çok güzel izah eder; “Türkler, Anadolu’ya Doğu Anadolu’dan geldikleri ve uzun yıllar buralarda yaşayarak yüksek bir kültür ve medeniyet yarattıkları halde daha sonra batıya yönelen fütuhat ve yerleşme dolayısıyla, Doğu Anadolu maalesef ihmale uğramış kendi kaderine terk edilmiştir..”

Şüphesiz ki, Orta Asya steplerinden başlayan nurlu ve İslâmi fütuhatın ilk coğrafya sahası bu bölgemizdir. Dört büyük Türk imparatorluğundan biri olan Selçuklu döneminin çekirdek noktası yine Doğu Anadolu’dur. Öyle ki, Malazgirt, Anadolu’nun vatan oluşunda ilahi kırbaçtır!..

**                                         ***                                                                       **

Alman mareşali, Moltke; Rumları öyle güzel tasvir ediyor ki,          

“Duygularını hünerle saklar, gayeleri için her şeyi göze alırlar. Sinsi, vefasız, egoist, hırslı, kuvvetliye karşı zebun, zavallıya karşı acımasızdır. Osmanlı ülkesinde kurdukları gizli dernekler ile ülkeyi öylesine kan ve ateşe boğdular ve dünyaya ustaca propagandalarla haklı gösterdiler ki, istediklerini kısa zamanda elde ettiler. Türkler, yy’larca  yaşama ve her türlü hürriyet hakkını verdikleri bu Greklerin nankörlüğü önünde gafil avlandılar..”

Evet!..  Oyunlardaki tarihi benzerlikleri okuyoruz!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

18Eyl

Şiirlerimden Bir Demet

17Eyl

Tarih Kavramı

16Eyl
14Eyl

Hakem Kavramı

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.