DOĞDUĞUM TOPRAKLAR


Geçtiğimiz gün (01 Nisan 2018) şehirden dışarıya çıktım

Doğruca, ‘doğduğun topraklara doğru…’ yol aldım!

Künyemde,  “Elazığ-Ağın-Saraycık…” yazar

Köyüm, ata yurdum, baba ocağıma, “Konak…” derler

Saraycık Köyünün hemen 4 km kuzeyinde…

Ağın Yoluna girdiğinizde, hemen sağ yamacında;

Sanki huzura açılır yüreğiniz…

Gül kokulu nağmeler içerisinde tarih sizlere tebessüm eder

Gel der, “asırları tefekkür ederek…”

Gel der,  “bağrıma sarayım seni…”

Ruhumun derinliklerine işleyen bir sıcaklık…

O safi sıcaklıkla gözlerim dalar ufuklara…

Babamın anlattıkları kulaklarımda çınlar…

Hafızamda o narin hatıraları bir daha dinler…

Mesut, mesrur ve huzur bulurum…

“Tarih yazmak, tarihi yaşamaktan daha zor” derler!

O asırlık konakların dimdik ayakta durdukları yılları bilirim

Üç katlı, ayvanlı, taş binalar…

İç dekorasyonları muhteşem…

Dokusunda;  nakış nakış, zevk, estetik,

Sadelik, incelik, zarafet kokan bir mimari...

Geçmişi, ‘Babamın anlattıklarını…’

Her cümlesinde, ‘tarih kokan sözlerini…’ düşünmeye başladım!

1900’lü yıllar,  Köyümüz/ Konaklarımız; “arı kovanı misali…”

Dudaklarımdan dökülen mısralar;

“Köyüm konaktır, ak günlerin kalbi

Sevincim orda, hava kadar duru

Bahçesini, yeşilini özledim

Düşer gönlüme, asırların ruhu…”

***                                    ***

Düştü mü yolunuz Ağın’a

Bir hayat damar damar solur,

O damarda kendinizi bulur

Ağın dediğin, bir ince söz;

“Sözün, kelamın tesbihi

Burada, vatan kasidesi

Burada, Yesevi rahlesi

Burada, Alperen duası

Dualar, bir kurra alayı

Yürür, Anadolu balayı!

Söz fırçası, Türkçe’m cilası

Çeker derviş, gönül halayı…”

***                       ***

Ayakta tutunmaya çalışan şu evler,

Şu bağlar, bahçeler…

Şu dağlar, taşlar…

Sabrımla, sükûtumla, çığlıklarımla başbaşayım…

Şehirden; ‘kalabalıklardan…’

Kulaklarınızı tırmalayan  ‘gürültüden…’

Ufukunuzu kapatan ‘beton yığınlarından…’ uzak

Toprağa daha yakınsınız…

Ayaklarınız toprağa değiyor…

Ufkun doyumsuz sırlarına yüreğinizle yürüyor;

Tefekkür dünyanıza ‘merhaba’ diyorsunuz!

***                                      ***

Doğduğum topraklarda, ‘geçmişe yolculuk…’ ediyor

Zaman tunelinden geçiyorum…

Ecdadım,  ‘bu konaklarda…’ hayat sürmüşler

“Hay dedik ektik, Hu dedik biçtik biz

Koca bir ömrü su gibi içtik biz

Sabırla yandık, şükürle kandık biz

Bedri, bu günlerde sorulman güzel”

Konak dedikleri,  öyle kutlu topraklar ki,

Ahi yürekli dervişler yurdudur sanki…

Söz ehli, sohbet ehli insanlarla dolar taşar, bu yurtlar…

Harput’ta metfun İmam Efendi bu mekânlarda konaklarmış!

Yörenin ‘ilim ehli/ kâmil insanları’ buralarda biraraya gelirlermiş

Coğrafyamın ‘irfan meclislerini…’ bir daha düşündüm!

Yunus’u yetiştiren  “gönül diyarlarını…”

O diyarların ruhaniyetiyle,  geçmişi tahayyül ettim!

Fedakârlığın içinden çıkardığı,  ‘abide şahsiyetler’

Sükûtun içinde gizlediği,  ‘kahramanlar’

O hal, o iklim Ağın’a o kadar tesir etmiştir ki,

Ağın İlçemiz, “coğrafyaya muallim yetiştirmiş!”

“İkilik kirini içimden atıp

Özde ben bir insan olmaya geldim”  çağrısında olmuştur

***                                      ***

Kendime dönüyorum,  ‘geçen yıllarıma…’

“Hayatım, seferberlik gibi geçti

Neferlik oldu, bizlere düşen tol”

Babamız, bizlerin tahsili için ‘çok sevdiği…’

Evini, ocağını, köyünü terk ediyor…

“1956-1980 yılları…” Babamın devlet memurluğu

Benim ve kardeşlerimin tahsil hayatları…

Ondaki özveri, üzerimizdeki titreyişleri, vedakarlığı;

Kulaklarımızda hala Babamızın sözleri,

“Hak, hukuk, doğruluk, dürüstlük, iyilik dersleri…”

“İman Oğul, Bayrak Oğul, Vatan Oğul, Devlet Oğul, Millet Oğul!”

O dersler bizlere, ‘hayat iksiri…’ oldu!

“Baba sesinde uhrevi bir beste

On üç makam dökülür bir nefeste

Sözler gül gibi açar; deste deste

Gül kokulu rayiha da kelam et”

O besteyle hala vicdanım titrer dersem yeridir;

“Vicdanlar seslenir,  “adaletli” ol

Allah korkusunu,  “yüreğinde” bul

Titrer; yer ve gök adaletle, Ey Kul;

Haksızlık, “yeryüzünün depremidir!”

***                                      ***

Yıllar su gibi akıp gitti…

Hayatı,  ‘erdemli insan…’ olma kavramuyla özümsedik!

Hizmeti, fedakârlığı, ahde vefayı birer düstur olarak bildik!

Yılgınlık nedir, Yeis nedir, düşlerimizden ırak tuttuk…

Sadece,  “coğrafyaya ve insanımıza…” sevdalandık!

“Ah gönül çeşmeleri kurumasın

Orada vuslat şarkılarımız var

Ah, sevdasız adımlar yürümesin

Orada hicap dolu sedamız var

"Bir varmış bir yokmuş" söz deryasının

İçinde demlenir, sarhoş oluruz

Feryadı eksilmez mi dünyasının

Yaslı tacını görür, bir hoş oluruz..

***                      ***

Şefkat dersini, anamızdan aldık;

O ne güzel masallar, düşlerimizi süsleyen efsaneler

“Anne sesinde en gizemli şefkat

Kolları usulca sarar merhamet

Öğretir dudakları; "gönül sabret"

Sabırla, yüce dileğe selam et…”

***                      ***

Bugün Köyümdeyim, hasretimi içirir, toprak kokusu!

Sükûtun verdiği sıcaklık ruhuma işlemekte…

Mısralarda geziniyorum…

Şiirin kaynağı, Rabbimden ilham

Marifet dünyasında gezinmendir

Meyvesi acı, çeker yükünü; gam

Mısralar,  gönüllerin dilekçesi…

Sözle,  hafızalarda gezinmendir

***                      ***

Köyümün hemen önünde, “Keban Baraj Gölü…”

O efsane nehre nasıl da gem vurulmuş!

Sular, yatağından taşmış bir derya misali…

Ufkumda tatlı bir tebessüm, ‘su kadar berrak’

“Fırat, bazen öfkeyle şaha kalkar

Bazen usul usul, sessiz akarsın

Bazen için için gözyaşı döker

Feryadımı, ötelere taşırsın

Fırat, coğrafya’mın; “ses ırmağısın!”

***                                    ***

Hey kocalmış gönül diye geçirdim içimden;

“Yaşım altmışlara dayandı!/ Saçım, beyazlara boyandı

Bedri, yaşın kemale erdi/ Gönlüm, gözyaşında uyandı!

“Uyanmak…” dirilişi yaşamaktır, kanaatimce;

“Bugün, “dünkü rüyanıza”  uyanır

Yarın ki, hayallerinizi süsler

Hak Yolu; “salih amelle” boyanır;

İyilikleri, dantel dantel işler”

Yavaşça doğruluyor,

 Bir badem ağacının kurumuş dallarına sözümü söyler gibiyim;

Kurumuş badem yaprağı, 

Düşer toprağa, deli gönlüm! 

Yürümüş tarih yaprağı, 

Koşar asırlara deli gönlüm! 

***                      ***

Çağrımdır sizlere, “geliniz toprağınıza…”

Viran olsa da, “evinize, barkınıza, ocağınıza…”

Toprak işlersen, hayat verir... Neşe bulur seninle!

Toprağa uzak kalırsan, ‘gönlün daralır’

Dünyan,  “kırık bir saza döner!”

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Ekm

Dil o kadar önemli ki?

15Ekm

Dil ve yürek!

14Ekm

Anadolu’yu Gezmek

12Ekm

Zaman Kavramı

11Ekm

Muş Alparslan Üniversitesi…

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.