Fetih ve Fütuhat Çağı


İstanbul’un Fethi’nin 563. Yıldönümündeyiz…
İstanbul’un fethinin sadece bir ‘madde fethi’ olarak düşünülmemesi, 
Aynı zamanda asırları kuşatacak bir ‘mana fethi’ olduğunu düşünmeliyiz… 
İstanbul’un fethi ile birlikte bir çağ kapanacak,
 Tarihi Roma İmparatorluğu ömrünü tamamlayacak ve  ‘fütuhat Çağı…’ başlayacaktır.
İstanbul’un Fethi ile ilgili olarak, Allah Resulünün müjdesi vardır;
“İstanbul mutlaka fethedilecektir. 
Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; o ordu ne güzel ordudur.”
Burada bizlerin tefekkür edeceği asıl konu, ‘Fethi hazırlayan ortamdır…’
Bizim tarihimizde, 1453-İstanbul’un Fethi, bu milletin ‘kemal vaktidir…’
Bu milletin ruhen kendisini bu fethe hazırladığı bir dönemdir!
Kur’an bizlere, “Sahabenin gelmiş-geçmiş en hayırlı ümmet olduğunu…” haber veriyor!
Sahabe, bizim tarihimiz için ‘modeldir…’
İstanbul’un Fethini hazırlayan ruhta bizler, ‘Sahabe Meşrepli’ bir duruşa şahit oluyoruz!
Fatih’teki irade nedir; “Ya İstanbul beni alır, Ya ben İstanbul’u…”
İnanmak… O inancı kati bir irade haline getirmek!
Günümüzde var mı, böyle bir irade!
Fatih, o iradedeki gayretini, içindeki hasretini, hayretini şöyle ifade ederler;
“Ehl-i İslam’ın mücerret gayretidir, gayretim”
O gayretin asıl manevi dinamikleri vardır…
Fethi asırlar öncesinden hazırlayan dinamiklerdir onlar!
Ebu Eyüp Ensari, ilerleyen yaşlarına rağmen İstanbul Kuşatmasına katılırlar ve şöyle buyururlar;
 “Beni alın götürebildiğiniz yere kadar ileriye götürün. 
Hatta imkân varsa surların içine girin ve beni oraya gömün…”
Tıpkı, toprağa atılan ‘tohum’ misali! 
“Ulubatlı Hasan…”
İstanbul’un fethiyle birlikte anılan şehadet şerbetini içen o kahraman asker!
Bizlere olmamız gereken yolu işaret ediyorlar!
Ulvi fedakârlığın, fetih hasretiyle kendisine yüceleri seçen, o iradede,
  ‘fethin şehadeti’ olabilecek kahramanlar…
Usta Kalem Yahya Kemal, “Biz İstanbul’da mekânı değil, zamanı fethettik” diyorlardı!
İstanbul’un fethinin üzerinden 563 yıl geçmiş…
21. asrın şu buhranlı anaforunda bizler o zaman dilimine hasretiz…
Fatih Sultan Mehmet’e gelinceye kadar, İstanbul 29 defa kuşatılmıştır…
İstanbul’u fethetmek, ‘kıtaları fethetmekti…’
İstanbul’u fethetmek, ‘asırları fethetmekti…’
Tarihin gidişatı değişecekti!
Asya’dan Avrupa’ya köprü kurulacaktı…
İstanbul’dan, ‘deryalara…’ ve ‘kıtalara…’ hükmedecekti!
İstanbul, bu milletin ‘kızıl elması…’ olacaktı!
Fatih, 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldıracaktı!
Fatih, 25 sefere katılacaktı…
Bu seferlerle, İstanbul’u kuşatabilecek bütün ‘yollar…’ emniyet altına alınacaktı!
Fatih, babasından aldığı,
“ 880 bin km2 vatan coğrafyasını fütuhatlarla 3’e katlayacak ve 2.214.000 km2’ye ulaşacaktı…”
Fatih’i yetiştiği iklimde kimler yok ki?
Akşemseddin, Molla Hüsrev, Molla Gürani,  Molla Yegân, 
Hızır Bey Çelebi, Hocazade, Ali Kuşçu… 
Fatih Dönemi, ‘devletin kuruluş ve yükseliş’ dönemidir…
Fatih’in hedefinde, “Batı Roma” ve dolayısıyla, Kıta Avrupa’sı vardır…
Fatih’in, Bizans İmparatoruna bir sözü vardır; 
“Benim gücümün ulaştığı yere, sizin hayalleriniz bile ulaşamaz…”
O büyük hayalleri yaşamak isterim…
Üstat Necip Fazıl bir şiirinde ne diyorlar;
“Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler
Yedi renk yedi sesten sayısız belirişler…
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Ada’da rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından,
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…
Gecesi sümbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…”
Arif Nihat Asya’nın ‘gençliğe çağrısı’
“Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”
Fazıl Hüsnü Dağlarca ise şöyle seslenecekti;
“Cihanın yarısı gök;
Önünde şehit şehit durmuşuz,
Cihanın yarısı İstanbul
Almışız.”
İstanbul, bir cihan şehri…
İstanbul, Cihana hükümranlık ‘tuğrası…’
Bir de şöyle bakalım;
Allah Resulü (asv) 850 yıl öncesinden;
“İstanbul’un fethini haber veriyor!”
Bu nedir? 
Bu milletin,  “Doğu Roma’yı kaldıracağına…”
Bir büyük, ‘cihan devleti kuracağına…’ işarettir.
Fethi tefekkür etmek, 
Bu milleti, ‘geleceğe…’ hazırlamaktır!
***        ***
Fatih Sultan Mehmet’in, Hz. Muhammed’e (asv) yazdığı şiir;
“Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim sensiz ben dünyayı?
Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem,
Meltemi istemem.
Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.
Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.
Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim,
Sılası sen olmayan gurbeti istemem, vatanı istemem.
Bir ateş yakacaksa beni kalbimden,
Senin aşkının ateşi yaksın,
Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,
Bu kalbi istemem, ateşi istemem, koru istemem.
Seni göremediğim vahalar bedevilerin olsun,
Ben senin çölünü isterim, suyu istemem.
Sana çıkacaksa durmaz yürürüm,
Sonu sen çıkmayan yönü istemem, yolu istemem.
Ben gönüllü bir köleyim, kulağımda küpem.
Kalbini fethedecekse geçerim bin Sina’yı birden.
Yoksa neyime?
Bu fethi istemem, Mısır’ı istemem, cihanı istemem.
Ben Sultan Fatihim, önündeyim İstanbul’un.
Yakarım bu şehri yüzünde bir tebessüm için.
Yoksa gül yüzünü güldürmeyen sultanlığı istemem, İstanbul’u istemem.
Ben bir garip yunusum, yazdığım sensin, yandığım sen.
Senden gayrı bir aşka ben kalemi istemem, kâğıdı istemem.
Ben senin ümmetinim, sensin benim efendim.
Senden gayrı, senden başka efendi istemem, sevgili istemem, istemem…”

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
24Eyl

'Orcik şenliği'

23Eyl

Şiirde hikmet var!

21Eyl

Doğal mı hormonlu mu?

20Eyl
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.