HARPUT’U DÜŞÜNÜRKEN


Bizler Harput için,

“İstanbul Beyefendisi”

“Âlimler, Fazıllar, Ulemalar Yurdu”

“9 Asırlık tarihi tefekkür”

“Tarihi kendi bağrında buluşturan Şehir!”

“ak yüzlü, bilge sözlü, kartal bakışlı, civan duruşlu  özlü kişilerin yurdu…”

“Sanatımızın ve Musikimizin beşiği!” diyoruz.

Harput denilince ilk akla/ hafızalara,  ‘Fırat’ gelmektedir.

Fırat Havzası, 120 bin km2’lik coğrafyasıyla;

Tarihimizin, Kültürümüzün, Sanatımızın ve Musikimizin,

“Ses ve Söz Irmağıdır…”

Tarihe ve İnsanlığa, ‘ışık tutan’ bir sestir!

O ses veya sözde, ‘birleştirici’ bir üslup vardır!

Elazığ, ulaşım ağı üzerinde, bir pergel misali yüzü sımsıcak duygularla;

 yüz seksen derece, Kuzeye-Güneye, Doğuya-Batıya dönmektedir..

Elazığ, Doğu ve Güneydoğu’yu İç ve Batı Anadolu’ya bağlayan;

 bir güven ve istikrar penceresidir..

Elazığ, Doğu ve Batı Kültürünü içinde sindirerek buluşturan yegane şehrimizdir..

Cengiz Aytmatov Elazığ için çok özlü konuşur,

“Burasını Türk Halklarının manevi azığı olan bir yer olarak düşünüyorum”

Can Azerbaycan’ın yürekli sesi Nebi Hezri,

 “Muhabbet sonsuzdur, ömürse kısa

 Ne olur, sadakat ebedi kalsa!

Kimin yüreğinde bir tel kırılsa,

Benim yüreğimdir, benim yüreğim//

Yüzlerde gözlerde sevgi okunur

Muhabbet yürekten yüreğe konur

Güzeller gözünde o ateş, o nur

Benim yüreğimdir, benim yüreğim”

Harputlu için, İstanbul Beyefendisi derler.

***                                       ***

Harput’ta,, Ahi Evran kokusunu alırsınız…

Bu şehir, Hz. Mevlana’ya konaklık etmiştir…

Bu şehir, Horasan Erenlerinin durağı olmuştur…

Harput, ‘tarihi bir külliyedir…’

Harput’ta, ‘tarihi tefekkür…’ edersiniz!

***                                       ***

Elazığlı Hemşehrimiz Fethi Gemuhluoğlu şöyle der;

 “Bir tohum gerek, diyoruz… İnsanın içine düşmeli. Orada yeşermeli. Orada göğermeli.

Orada başak tutmalı. Harmanı, hasadı insanın içinde olmalı.

 İnsanın içinde savrulup, içinde ambarlanmalı.

İnsan ona değirmen kesilmeli. Bu değirmen bizde çağıldamalı.

Bu tohum bir nazardan gelmeli.

Mübarek ve muazzez bir kişiden. Er bir kişiden.

Bu merhaba bir dosttan gelmeli. Mübarek bir dosttan. Dost bir kişiden…

Bu merhaba sıcak olmalı, sımsıcak. Doğru olmalı eğriye, gelişigüzele karşı.

Alabildiğine geniş olmalı, uçsuz bucaksız; kahredici ve bunaltıcı dâr’a karşı.

Bu merhaba bir tohum olmalı.

Vefasızlıklara, avareliklere, günübirliklere, iğretilere, ihtiraslara karşı.

Bu merhaba yeşermeli, göğermeli, ihmallere, ilgisizliklere, yalnızlıklara karşı…

 Başak tutmalı; hiçliklere, kayıplara, karanlıklara karşı.”

Fuzuli’nin, Nedim’in Divanları, Harput’ta bestelenmiş, dilden dile söylenmiştir. Kambalakzade, Hacı Hayri, Rahmi Harputi, Nüzhet Dede, Hacı Ömer Efendi ve daha nice isimler bu toprağa ‘asıl tohumu atmış’ ve kuşaktan kuşağa devam edecek bir çizgi, doğru bir zemin üzerinden uzanıp gidecekti… Bir Şehsuvar dedik.. 1965’lerde, Fikret Memişoğlu ve o halkanın pırlanta isimleri.. 1982’lerde, Şeref Tan ve ‘hasret kokan’ dudaklar, yüzyılların arzusu ile kıpırdayacaktı..

****                          ***

İran Tebriz’den seslenen Türkçü şair, Nesir Payguzar ne diyor;

“Harput Asya’nın gül bahçesidir

  Bu kadar güzellik onun besidir

  O ki, şöhretini yüceltip arşa;

  Kulaklara çarpan müzik sesidir

 Harput ocağıdır güzelliklerin

  Havası, kışta da yaz nefesidir

  Konuşmaklarında saz havası var

  Kucağında Hazar Baba Gölü var

  Harput daralanmış nar tanesidir

  Mısralar dizini simgesi olan

  Nesir’in Harput’a  alakasıdır..”   

****                     ***

Dilaver Cebeci’nin, Harput’ta bir Gün isimli şiirinde;

“Müstezatlar, Hoyratlar sızlatırken geceyi

Geldi Harput ahengi kuşattı Sivrice’yi

Bu ahenk göç eyleyen bir kuşun ahengidir

Hasretten gönül dağlı Gakkoş’un ahengidir

Gakkoş coşkun bir âşık, yani sevgiden serhoş

Nezaketle asalet birleşip olmuş Gakkoş”  

***                                      ***

M. Ali Eşmeli, bütün Elâzığlılara ithaf ettiği “Elâzığ” isimli şiiri,

Bizde ey memleketim, göz ile kaşmış Elazığ,

 Ulu mihrap gibi ön safları aşmış Elâzığ..

 

Kilometreyle sınırlansa da toprak hacmi,

Ülkeden ülkeye derya gibi taşmış Elazığ...

 

Hazar’ından, nazarından, pazarından, aşk al;

İl budur; derd-i cehaletle savaşmış Elâzığ...

 

Kültürün dopdolu başkenti desem, çok görme,

İlm ü irfansa beden, can ile başmış Elâzığ...

 

Doğudan yükseliyor gitgide Harput güneşi,

Sıyrılıp her geceden fecre ulaşmış Elâzığ...

             

Şiirin tâcına konmuş bu Hûma, talihli,

Yedi kat gökte feleklerle dolaşmış Elâzığ...

 

İşte SEYRİ, yüce Türk ufkumuzun gayesi bu,

Aya kan kardeşi, yıldızla adaşmış Elâzığ...”

***                       ***

Hazar, Türkçe duyan, Türkçe düşünen, Türkçe konuşan bir büyük coğrafyanın ses, söz ve de, vefa sancağı!..

Hazar, ‘sözün ve edebin bir gökkuşağı halini aldığı’ zarif ve de narin bir göldür

***                 ***

Dile kolay,  Harput’ta 4 bin yılı bir anda soluklarsınız!

1071 tarihinden sadece, 14 yıl sonra;

Harput, 1085 yılında, Çubuk Bey tarafından fethedilir!

O günlerden bugünlere, ‘işgal yüzü…’

O ezikliği, tarihinde yaşamamıştır!

İstanbul’dan, 368 yıl önce fethedilmiş!

Harput, ‘küçük coğrafyasında…’

Büyük tarihi olayların yaşandığı,

Tarihin nadir coğrafyası!

Harput’a gelen şairler, yazarlar ve edipler;

Tarihin bu efsane şehri için neler yazmadılar ki;

O yazıların her birinde,

“Hayranlıkları dışa vuran…” ifadeler!

***                 ***

Harput ikliminde kimler yetişmemiştir ki?

Ali Septi, Ankuzu Baba, Arab Baba, Beşik Baba, Beyzade Efendi,

Fatih Ahmet Baba, Ahi Musa, Hacı Muharrem Hilmi Efendi,

Hacı Tevfik Efendi, İmam Efendi, Mahmut Samini, Murat Baba,

Ömer Hüdayi Baba, Ömer Naimi Efendi,

 Seyit Ahmet Çapakçuri ve daha niceleri…

Her biri, ‘efsane şahsiyetler…’

Onlar bu coğrafyanın,

“Manevi bekçileri…”

Şehitler, Sıddıklar, Sadıklar;

Âlimler, Arifler, Evliyalar silsilesi…

Kırgız yazar Cengiz Aytmatov ne diyorlar;

“Ben inanıyorum ki, geleceğin büyükleri;

Sizlerin arasından çıkacaktır.

Aranızdan çok büyük bilim adamları çıkacak!

İnşallah uzaya sizler hakim olacaksınız.

İnanıyorum ki, bu saydıklarım Harput’tan-Elazığ’dan çıkacaktır.”

Bu ifadeler, ‘yalın ifadeler…’ değil!

Bu şehre, sadece ‘methi sena da…’ değil!

Bu ifadeler, tarihi okumak;

Tarihi tefekkür etmek;

Dün ile bugün arasında, ‘rabıta…’ kurmaktır!

İran’dan Elazığ’a şiir akşamları için gelen Tebrizli Şair,

“Harput, Asya’nın gül bahçesidir…” diyor!

Burada işaret edilen nedir?

Harput’un, “manevi ikliminin…” zenginliğidir!

Bekir Sıtkı Erdoğan ise Harput için,

“Harput musikisi beni söyler;

Benim duygularıma tercüman olur,

Benim acılarımı, benim özlemlerimi dile getirir.”

Sadece bir, “Yemen türküsü…” bile,

Bu coğrafyanın kendi, ‘iç romanıdır’

Ondaki ses, sadece Harput’u değil;

Coğrafyayı derinden etkilemiştir!

Harput bu bağlamda,

Tarihin, Kültürün, Sanatın; “cazibe merkezidir”

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Ekm
18Ekm

Ahilik ve fütüvvet!

17Ekm

Bir taş ne ki demeyin?

16Ekm

Dil o kadar önemli ki?

15Ekm

Dil ve yürek!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.