KEBAN’I KONUŞALIM


 KEBAN’I KONUŞALIM

           Bedrettin KELEŞTİMUR

Bu hafta Keban’da olacağız!

Türkiye’nin incisi olarak bilinen, Keban’da…

Kebanla ilk akla gelen şüphesiz ki; “Keban Barajıdır!”

Keban Barajı faaliyete geçtiği 1974 yıllarında;

Türkiye’nin toplam elektrik enerjisinin,

“yüzde 20’lerini…” üretme kapasitesine sahiptir!

Günümüzde bu oran, ‘yüzde 6’lara…’ kadar düşmüştür.

Hadislerde de yer alır, “Fırat’ın Cennet Nehirlerinden Olduğu!”

Fırat, coğrafyanın; ‘enerji kaynağı…’

GAP Projesinin, ‘atar damarıdır’

Fırat, günümüzde Türkiye’nin “enerji koridorudur!”

Fırat,  Harput’tan Kerkük’e bu milletin;

“Ses, söz ve Hoyrat Vadisidir”

Fırat, bu milletin inşa ettiği;

“Kültür, Tarih ve Medeniyet’in” adıdır.

Fırat, asıl ismini nerede almaktadır;

“Karakaya ve Murat’ın birleştiği…” Keban İlçemizde!

O derin vadilerin birleştiği yerdeyiz;

Keban’da, Keban Barajında, tarihin kutlu beldesinde…

Bakara Suresi, 74.ayetinde buyruluyor;

“Öyle taşlar vardır, bağırlarından nehirler çağlar”

O taşlar; “altına, gümüşe, kurşuna bulanmış…” taşlar!

O sebepledir ki, “Keban’ın iklimi ve ruhaniyeti…” farklıdır

***                 ***

O iklimin içerisinden yetişen, “abide şahsiyetler…”

“Yiğit mayasıyla çalınadursun,

Sadakat hamurunda yoğrula gel

Sabır çilesiyle bilenedursun,

Alperen edasıyla doğrulagel”

Keban’ın tarihine şöyle bir göz gezdirdiğimizde;

1017 yıllarında Çağrı Bey’i görüyoruz…

Buralar, Türk akınlarının geçiş yerleri…

1070’lerden sonra da, “Çubukoğullarıyla başlayan…” tarihi serüven!

O tarihi serüvende, “madencilik faaliyetleriyle de…” dikkatleri üzerinde toplayacaktır!

Keban, “doğu-batı istikametinde; takriben 2,5 km kadar uzanan…” bir derin vadi!

Dağların eteklerinde, suyla nefeslenmiş “cennet misali bağları, bahçeleri…”

Bu çetin coğrafyadan, ‘vatan savunmasına koşan…’ Mehmetler şehadetle buluşuyorlar

Çanakkale’de, Kafkas Cephesinde, Trablusgarp’ta, Filistin’de, Kut’ül Amara’da;

Şehadat mertebesine yükselen Keban’ın yiğit evlatları…

Sizleri bir daha onların huzurunda; “o yiğit insanların evlatlarını…”  selamlıyorum.

***                 ***

Keban’ı,  “yükselen değerlerimle birlikte…” düşünmekte ve imrenmekteyim…

“Yusuf Ziya Paşa…” Kebanla bütünleşen bir evla kişidir!

Bu muhterem zat, “13 Mart 1786 tarihinde Meâdin-i Humayun Emini…”

“30 Ağustos 1798-24 Nisan 1805 tarihlerinde Sadrazam…” olacaktır.

111. Selim ve 11. Mahmut Dönemlerinde, ismi hayırla yad edilir!

Yusuf Ziya Paşa’nın hayatı, “Osmanlı da Devlet Yönetimini…”

Bütün yönleriyle de anlatmaya kâfidir, diyebiliriz!

Yusuf Ziya Paşa’da, ‘devlet adamlığı…’ bütün vasıflarıyla temayüz eder.

Bu zat, “din ve fen ilimlerinde derinleşmiş…”

Aynı zamanda, “güçlü bir şair, yazar, edip ve hattattır!”

Görev aldığı her yerde, “sanatı ve sanatçıyı himaye etmiştir!”

***                             ***

“Keban Yusuf Ziya Paşa Camisi ve Külliyesi…”

Cami Merkezli bu Külliye, bir dönemi anlatan önemli bir eser

Bu eseri bizlere kazandıran, “Em. Albay Sabit Bilgin…”

Bu devasa eseri yayınlayan, Manas Yayınevi

Tarihe ve Geleceğe bırakılan en evla bir hizmettir.

Bu hizmeti, “vakıf zihniyetiyle…” değerlendirmekteyim.

***                 ***

Bu hafta Keban’da olacağız!

Türkiye’nin incisi olarak bilinen, Keban’da…

Bir şehir faaliyeti daha düzenleniyor;

Elazığ Valiliği, Elazığ Belediyesi, Fırat Üniversitesi

Keban Kaymakamlığı, Keban Belediyesi’nin” katkılarıyla

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İzzetpaşa Vakfı

“Elazığ Turizm Kültür ve Tanıtma Derneği

Keban Gazetesi ve Manas Yayıncılık” birlikteliğinde…

1725’li yıllara kadar,  tarihi yolculuk yapacağız!

O yolculuğumuzun merkezinde,

“Keban Yusuf Paşa Camisi ve Külliyesi” yer alıyor.

Bizim Medeniyetimiz, “Vakıf Medeniyetidir!”

“Sosyal Hayatı Müesseseleştiren…” bir zihniyet!

Bu zihniyet,  “akla, gönle, vicdanlara…” hitap eder

Ve bütünüyle, “insanı kuşatır!” ve onu ihya eder.

Bu eseri bizlere kazandıran, Sabit Yıldız’ı da rahmetle anıyoruz.

***                             ***

Nimri Dede bir şiirinde ne diyorlar;

“Gözlerinin sürmesine/ Kapıldı yar kaldı gönlüm

Gizli sırlar vermesine/ Kapıldı yar kaldı gönlüm

Keban’da,  ‘asırların nağmesini…’ dinlerim

Nedir o asırların nağmesi?

Coğrafyadan vatana bir kutlu ve uzun yol

Sade ok ve yay değil, güzel dil konuşturmuş

Ferhat’ın hasretinde dağlar, ötesinde sır

Perde perde kalkarak ışığa kavuşturmuş

Erzurum’un barıyla, Elazığ’ın mayası

Kerkük’ün hoyratıyla halini soruşturmuş

Asırların nağmesi Hayrilerin dilinde

Emrahlar, Zihnilerle ezgiler konuşturmuş”

Fırat, Harput’ta Hoyrat; esintisi Sakarya…

***                 ***

Fırat’ın türküsünü günümüzde dillendirirken;

“Büyüsün bu diyar, özde büyüsün

Geçmişe bakıp ta versin bin Belek…” diyoruz.

Ve yüzümüzü bir daha tarihe dönderiyoruz;

“Yeni nesil ümit dolu, hınç dolu

Sana rehber olsun ecdadın yolu

Oğuz’un Kayı, Kınık nice kolu

Domaniçler sürgün versin yeniden”

Keban Barajıyla insanımız ‘bereketi’ düşler;

“Kıyama kalkar su, huşu içinde

Dökülür deryaya, koşu içinde

Damla damla akan gözyaşı değil;

Yedi başak veren düşü içinde.”

Bu dava, Kebanlıların, Elazığ’ın, Türkiye’nin kutlu davasıdır;

“Bu kutsal davada harmanımız var

Derde deva olan dermanımız var

İlim ve irfandır bizim yolumuz

Suya gem vuracak fermanımız var.”

Sulara ‘gem vurduk’ asırlara; ‘bilgi asrına…’ yolculuğumuz

***                 ***

Yusuf Ziya Paşa’da, “Abdullah Tukay’ı yaşarım!”

Milletiyle bütünleşmek, en büyük rüyasıdır şairin;

 “Bütün fikrim, gece gündüz size aittir milletim

Sıhhatindedir sıhhatim, hem, illetindedir illetim

Sen mukaddessin, muhteremsin indimde bütün her şeyden

Değiştiremem bütün kâinata milletimi, milliyetimi…”

Keban’ı geziyorum… Tarihe yürüyorum;

4.Murat Köprüsü, Buzluk Mağarası, Çırçır Şelalesi…

Denizli Kervansarayı, Dürümlü Köyü, Göçker Tepesi…

Hamam, Kaleban (Yassı Kale), Kaya Mezarları ( Mirali Köyü)

Keban Sarkıt Dikit Mağarası, Koç Mağarası, Lüğ Höyüğü…

Maden Ocağı, Mağaralar, Topkuran Köyü, türbeler…

Üç Pınar Köyü ve Kalesi,

Ve Yusuf Ziya Paşa Camii ve Külliyesi

O Külliye’de bütün nazarlarım efsunkâr bir havada…

***                             ***

Arif Nihat Asya’nın o etkileyici “Fırat’ şiirinden;

“Şu mavi dağların uzaklarında

Bir akarsuyun adıdır 'Fırat'

Ve sevdiğim çocuğun dudaklarında

Sevdiğim bir türkünün adı...

Türkünün tadına karışır

Söyliyen dudakların tadı.

Ey beyaz çocuk, sarışın çocuk, 

Dilinde her şey güzelleşen

Cana yakın çocuk...

Kızım, kardeşim...

Günler, geceler ötesi, 

Gelirse beklediğim

Masal gecesi; 

Şu fani dünyada her murad olsun

Ve senden doğacak kızımın

Adı 'Fırat' olsun!”

***                             ***

 “Fırat’ın suları akar, derinden” Hasret gözyaşları döker, derinden

Dağlara çarpar feryadım, gayretim; Yıkar surları hoyratça derinden.

Fırat’sın, cennet damlası taşırsın. Maksadım sende doğdu, sen taşırsın

Tuna’ya eş, Nil’e kardeş bilirim; Üç kıtaya fetih dili taşırsın.

Kâh gök mavisi olur, donatırsın! Kâh yeşile boyanır, arıtırsın

Dağlar nöbette, vadiler yatağın; Toprağımı rahmet rahmet bezersin.

Gece yıldız dökülür, sularına; Seninle ışık olur, yollarına

Âşıklar izinde pervane ne gam; Şüheda kanı dökülür surlarına…

Tarihim sen, medeniyetim sende, Ey Kutlu Belde Keban…

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Eyl

Dil Bayramı

24Eyl

'Orcik şenliği'

23Eyl

Şiirde hikmet var!

21Eyl

Doğal mı hormonlu mu?

20Eyl
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.