SADIK KEMAL TURAL’IN MEKTUBU’


                SADIK KEMAL TURAL’IN MEKTUBU…

TARİHİ DOĞRU BİLME VE DOĞRU ANLAMA ÇABASI üzerine

SAYIN HALİL GÜR’E MEKTUBUMDUR

Sayın Halil Gür

Bir insana adaletsizlik yapıldığında, adalet talep etmek üzere o ülkenin hukuk kurumlarına gider, kendisini ya bizzat savunur, ya da avukat tutar. Bir insan, iftira, hakaret veya apaçık haksızlık halleri için, hukuk kurumlarında açtığı davalarını kaybedebilir mi? Maalesef evet. Kendisi ziyadesiyle üzülür, kahreder. Gerçek avukat da üzülür. Haklı davasının kaybettirildiğini görenin durumunu anlatmak zordur; Allaha sığınır, ilahi adalete kendini teslim eder. İç hukukun bittiği yerde Avrupa İnsan Hakları veya Birleşmiş Milletlerin ilgili hukuk sistemlerine başvurmak da mümkündür.

Bir takım güç odaklarının hukukun arkasından dolandığı, usulsüzlüğü, yolsuzluğu müsellem vukuatların hukuk kurumlarınca takipsizlik kararı verdirilip adaletsizliklere yol açıldığı birçok dosya vardır, hemen hemen her ülkede. Hem her ülkede, hem de Türkiye’de, hukuka güvenin azaldığı rüşvet ve/veya ötekileştirmenin doğurduğu adaletsiz, insafsızlık ve vicdansızlık örneği olan mahkeme evrakı vardır. Eğer Abdurrahim Karakoç’un şiirinde olduğu gibi, bir insan, davasının kimsesizliğini, sürüncemelerde kalan dosyalarla hukukun şaibeli duruma düştüğünü, adaletin işletilmesine çelmeler takıldığını görüyorsa ne yapmalı? En onulmaz dert, en acı hatıra, en yıkıcı saldırı yapılan bir adaletsizliğin, hukuksuzluğun tescil ettirilemeyişidir. Hırsızlar, uğursuzlar, yolsuzlar, müfteriler ve hak gasp ediciler ile caniler adaleti yanıltıyorlarsa, ahlâk da, din de, eğitim de, bilim de, sanat da iflasın eşiğindedir.

Sayın Hocam

Türkün hukuku, Türklüğün inkâr edilen, gasbedilen haklarıdır tabiî ki bizim derdimiz. Bu tür inkârları, iftiraları, gaspları, hukuksuzlukları, kahraman komutanların kahramanlaştırdığı askerler, bilinçli siyasetçiler ve bilinçli bilginler düzeltir. Gün gibi aşikâr haklara tecavüzün karşılığı bu üç alana ait zaferlerle verilmeli.

Her insan değerlidir. Her kavim/natio/bod/bodun adlı yapının tarihte edindiği yer ölçüsünde değerli olduğu kabullenmelidir. Ne yazık ki bu hipotez konu Türkler olunca kayıtlara girememektedir.

Türkün ve Türklüğün hem kökeni, hem de zaman akışı içindeki varlığı henüz yeterince aydınlık değil. Yaklaşık üç yüzyıldır Türk kelimesi geçtiğinde, iftira, haksızlık, usulsüzlük yapan yayınlar toplam yayınların yarıdan fazlasını oluşturuyor. Namuslu, bilgili tarihçileri avukat tutmalıyız. Hukuken Türk sayılan-vatandaşımız- fakat nefsinin derinliklerinde başka bir kökenden geldiğini bilmekle ilgili kirli bilgi kırıntıları, her türden hainliği meşrulaştıran bir münafıklık bulunan tarihçi geçinenleri -bazıları da akademik ünvanlı- değil, gerçek tarihçileri.

Bundan 150 yıl evvel, akıl ve vicdanı doğru çalışan -çoğunluğu Türk pek az da ecnebi- bazı araştırıcılar, Türk halkının zaman bilgisi ve mekân bilgisi içindeki yerini yeniden gözden geçirmek istediler. 1876 öncesinde, oryantalistler örgütlenmiş değildiler, fakat Türkler ile ilgili merak 1700’lü yılların ortasından itibaren başlamış ve sürmekte idi. Türk denilen halkın gerek Osmanlı Devleti, gerekse Kuzey Avrupa ile Asya’daki yerleşimleri ve kültürleri konusu, Amerika’nın keşfinden sonra daha bir iştiyakla yönelinen bir alan oldu; fakat ne yazık ki, son iki yüz yılda Türklerin yalnızca eli kılıçlı bir kavim olarak algılanıp barbar kelimesiyle damgalanması her geçen gün, Avrupa ve Amerika’da hem aydın, hem de halk katında yayıldı, yaygınlaştı.Her peşin hüküm zekâyı kirleten, bilgiyi çelmeleyen bir engeldir.Bu tür engellilerin doğru hüküm vermesi beklenemez.

Değerli Hocam 

Mustafa Kemal Atatürk, Türk soylu halkların hem dile, hem sanat ve mimariye, hem de siyaset, idare, askerlik ve bilim hayatına kattıklarının belge ve muteber kanıtlar aracılığıyla yazılması konusunda, TTK’nın açılış toplantısı ile ilk kurultaylarında tarihçilere ve aydınlara  görev vermişti. Atatürk dünya coğrafyasının damgamızı taşıdığı zaman aralıklarını, çeşitli boy adlarıyla da olsa varlığımıza ait inkâr edilmez kalıntıların bilimlik kanıtlara dönüştürülmesini istemişti. O’nun bilimlik bilgiye dayalı Türkçülük anlayışı oryantalist-emperyalist tuzaklara karşı bir savunma hattı oluşturmak, adaletsiz hükümlere karşı bilginin avukatlığını çıkarmak idi. Tarih çalışmalarını ve dil araştırmalarını destekleyici bilinç örneği tavır, O’nun vasiyetnamesine yansımıştır.

 

 Halil Bey

Türkiye’deki tarih araştırmalarının olayların kronolojisini yapmayı aşıp bilinçli bir avukatlık örneğine dönüştüğünün örneği olan kitapların çok fazla olmadığını söylemeye mecbur ve mahkûmuz. Yüz elli yıldır yazılan kitapların tahlil ve tenkidini ilgililerine bırakalım. Bu yöndeki çalışmaların bibliyografik künyeleri de bir kenara kalsın.

Mart başında bir e-posta ile akıl ve gönül kapılarımızı çalan sizin de Elazığ’dan dostunuz, benim aziz kardeşim Bedrettin Keleştimur’un çığlığından -izninizle- birkaç cümle alayım:

“Tevâtürle, tarihi karıştırmayalım… Tarihimizi, ‘şüphelerle’  lehimlemeyiniz! Tarihi, ‘şahsî kanaatlerinizle…’ yorumlamayınız. Tarihi, ‘varsayımlarla…’  değerlendirmeyiniz!

Şüphesiz ki, tarih bu milletin içerisinde yaşadığı ‘doğrulardır…’ Bir milletin, “hatıralarla dolu yaşanmış…” hafızasıdır! Tarihe, ‘yalan katmak…’ kadar büyük bir vebal yoktur! Tarih, kendisine ait olmayan “boyaları…” kabul etmez... Üzerinde derhal sırıtır!

Tarih, bir milletin, “vicdanıdır…”O halde, “eğil de kulak ver!” vicdanın sesini dinle!

Buradan sesleniyorum, vicdanımın sesiyle haykırıyorum; “Tarihi, tarih bilgisini ve sevgisini nasıl vereceğiz?”

Sayın Gür

Üç kitap beni son üç yıldır çok etkiliyor: 1- Cumhur Aksel’in At Üstünde Koşarken Bize Her YerÖtüken (Kasım 2014); 2-Ünlü bilim ve siyaset adamı Nizami Caferov’un Türkologiyaya Giriş (Bakı, Kasım 2016)3- Cumhur Aksel’in Öteki-1- (Ekim, 2017) adlı eserleri. Hamasetin değil, bilimlik bilginin yöntemli merakların ve bilinçli avukatlığın örneği olan üç değerli araştırma...

Tarihten Destana Akan Duyarlılık adlı kitabımın bu yılın Kasım ayında yayınlanması planlanan altıncı baskısına –iki metin çıkarıp- bu kitapların her biri için birer uzun yazı koyacağım. Şimdilik söylenmesi gerekenlere işaretle yetineceğim.Bu üç kitap tarihi doğru bilme ve  öğrenme çabasının örnekleridir,analitik muhakemenin eserleşmesidir.

Cumhur Aksel’in son kitabı 19 Ocak 2018 günü imzalanmış, tarafıma gönderilmiş idi. Doğrusu kitabın her sayfasında heyecanlanıyordum. Bu kadar kaynağa ulaşamadığım ve bu mutlak doğruları yazamamış olduğum için üzülmek yerine, akademik zekâ ile doğmuş Cumhur Aksel’in kaleminden okumak beni çok mutlu etti. Önsöz başlıklı metin aslında bilinçli bir akademik zekânın çığlığıdır: “Türklerin hem antik çağ medeniyetlerinin beşiğini, hem de büyük Hristiyan Yahuda medeniyetinin oluşum ve gelişimine tanıklık etmiş olan toprakları elinde tutuyor olmasının, gerçek bir suç anlamı taşıdığına inanıyorum. Daha doğrusu yıllar boyunca emperyalist düşünce merkezlerinin çalıştığı alanları izleyerek bizi nasıl suçlu durumuna düşürmeye ahdettiklerini görüyorum, biliyorum.” (. ) (Bir başka deyişle görüyorum ki, batılı düşünce ve politika oluşturma merkezlerinin çıkarımlarına göre, hem Türkiye’de yaşayıp hem de doğuştan suçsuz olmak asla mümkün değildir.”

Değerli Krdeşim Değerli Hocam Halil Bey

Sayın Aksel’in -Bizim Ayvalık okuyucuları O’nun üslubunu ve muhakemesini tanıyor-ÖTEKİ-1- adlı araştırması çok yoğun ifadelerden, sarsıcı cümlelerden oluşuyor. Kitabın “Tarih öncesinden gelen” insanlığın “Nasıl oluştuk? Nasıl ayrıştık?” problematiğine ayrılan kısmı, her a y d ı n ın mutlaka okuması gereken bilgi ve yorumları taşıyor. Türk olmakla, Türk kökenliği insanların varlığı ile gizli ve açık sürtüşmesi olmayanlar da, Türk olmaktan bilinçli bir şeref duyanlar da, Türk yok demekten utanmayanlar da bu kitabın bu kitabın bundan sonraki kısımlarını dikkatle okumalıdır: “Efsaneden Gerçeğe TÜRKLERİNOLUŞUMU” ile gerçekten çok yeni şeyler öğreten bildiklerimizi sarsan “Açıklayıcı Notlar “ çok özel bir “Kaynakça”...

Sayın Halil Gür

Ayvalık Kalesinin dizdarı saydığım sizin şahsınızda Cumhur Aksel Bey’i selamlıyor, alkışlıyor, saygı ve hayranlıklarımı iletmenizi istirham ediyorum.

Bizim Ayvalık’a, onun yazıcısı, okuyucusu olan değerli yoldaşlarına da sizin aracılığınızla selam ve iyi dileklerimi tekrarlıyorum..19 Mart 2018

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Kas

Yeis Kavramı

26Kas

Seçime Doğru

23Kas

Şehremini Kavramı

22Kas

Dua…

21Kas

Faiz Sarmalı

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.