ŞEREF TAN’I ANIYORUZ!


  ŞEREF TAN’I ANIYORUZ!

       Bedrettin KELEŞTİMUR

Gurbetle birlikte bir güzel dostu özledim… 

1995 yılının Kasım ayının 28’inde aramızdan ayrılmıştı…

Aradan 21 yıl geçmiş… Zaman su gibi akmış!

Hatıraları hala o kadar canlı ki, bakışları o kadar cana yakın, 

Sözleri o kadar vefa dolu ki, bizleri ‘gurbette bırakarak gittin…’ 

Vefasız ve de acımasız olan şu dünya da; tebessüm eden dost yüzünü özledik…  

Artık günümüzde unutulmaya yüz tutan; nüktelerini, mizahı özledik…

Kalemin, “akla, vicdanlara, yüreğe hükmeden…” gücünü özledik…

Dilin, sanatın, marifetin birleştirici rolünü özledik…

Alperen ruhlu bir gönül insanı, “aksaçlı-bilge kişi…” Şeref TAN’ı özledik…

Bugün o özlemi birlikte yâd edeceğiz…

İnancımız, “ölülerinizi hayırla yâd ediniz!”

Kültürümüz,  “kahramanlarınızı yaşatınız!” diyor

O vefa dolu, gönül insanı bizlere;

“Benimle bodrum sefasına gelir misin?..”

Biraz tereddüt ettikten sonra,

“Hayırdır, Bodrum ve sahil nereden aklına geldi?..”

Göz halkalarından bütün yüz hatlarına yayılan bir tebessüm;

“Emeklilerin uğradığı bodrum katından bahsediyorum!.. 

Hem biz artık ömrün sahillerinde gezinmekteyiz…”

Hak dostları, “halkın içerisinde…” onlarla hemhal olurlar!

Dert dinler, dert paylaşırlar!

“paylaşmak…” bizim unutulmaya yüz tutan güzel bir kültürümüzdür.

Rahmetli Şeref Tan, bir Harput Beyefendisiydi.

Hafızalarıma hemen “Hadi Harput’a gidek” eserinde yer alan mısraları boncuk damlaları gibi döküldü; 

“Bir garip kişi idi, diyanetten emekli

‘Bodrum Kahvesi’nin de meftunuydu rahmetli.

Ardından şiir yazmaz, belki hatırlamazdım

Önceden çizmeseydim suretini kasketli.”

Aynadaki resim nasıl aksediyor. 

Fırtınalı günlerde bile sessizliği, sadeliği bir duygu selinde akardı!. 

Mısralarının canlı aksesurunda, gurbet vardı!.

Gurbet dolu bir hayat/ Özlemini çektiği dünya Onun şiirinde asıl tema olmuştur.  

Rahmet Mekân Şeref Tan, eserinin önsözünde;

Gurbet çekenler yahut ‘ökseye tutulmakla’ ‘Ösgemek’ arasındaki bağıntıyı farkedenler, bu ilk kitabım, ‘ağuz’ gibi tad alarak özümsediğim ve anamın ak südü gibi helal  ‘Harput Ağzı’nan yazmama hak vereceklerdir.”  

Fikret Memişoğlu’ndan sonra Harput Ağzı’na hakim, mahalli deyimleri, atasözlerini mısralarında en iyi şekilde serpiştiren ve kullanan mahalli kültürümüzün belki de son halkası diyebiliriz.

Bizim Sesimiz şiirinde;

“Çalın, söyleyin gakkom, yadedelim eskiyi

Memişoğlu Fikret’i, Korukoğlu Şevki’yi,

Sunguroğlu İshak’ı ve daha nicesini...

Hatırlayıp çözelim gönül bilmecesini,

Hacı Hayri; “Sinemde bir tutuşmuş...ocağ” dır,

Bu ocğı göre nice “Hafızlar yahacahğdır!”

Şeref Tan’da, Hacı Hayrilerin, Hafızların yaktığı kadir şinaslık ateşi ‘gönülleri bir hoş’ ediyordu. ‘Delilo ve Çayda Çıra’oyununu, o ne güzel figürlerle musikinin ahengiyle birleştiriyordu. Harput, herşeyiyle bir yürek çarpıntısıydı, TAN’ da ..

“Asırların feryadı döküldü gırnatadan,

Kalbimizin vuruşu duyuldu darbukadan,     

Süzülürken civanlar meydana teker teker

Şavkıyan Elazığ’dır, şimdi ‘Çaydaçıra’danHele, rahmetlinin Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU’ nun ardından yazdığı şiir…

O’ nun ne denli usta bir sanatçı olduğunu ortaya koyduğu kadar ALPERENLİK RUHUNUN FIŞKIRIŞINA ŞEHADET EDER...

“Münadiler inledi, kamu ervah dinledi,       

“Ölümü nuş eylemek, ömre bedel” dediler. 

Ve bir haber salındı biçare Şeref’e kim;

“Ebced düşüremezsen, yaz bir gazel” dediler.”

***                            ***

1990 Nisan’ından itibaren Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyet Başkanlığına getirilen Şeref TAN, Elazığ Mahalli Basınında üstün şahsiyeti/ mütavazi kişiliği / toparlayıcı yapısıyla kısa bir sürede basınımızın yüz akı oldu. 

O, engin tecrübesini, birikimini, fikri olgunluğunu karizmasıyla geniş kitlelere taşıdı.

Sözlerimizin başında belirttik. 

O bir mizah ustasıydı. Nüktelerinin hiciv yönü bir balyoz ağırlığındaydı. 

Hele, ‘Harput Ağzıyla’ bunu tatlandırınca; hem ders veriyor, kırmadan ve incitmeden haddinizi bildiriyor, hem de dilimize yeni çeşniler kazandırıyordu!. 

***                            ***

Bir gönül dostu arkadaşımız gelirler. İkindi namazı, ‘insan ömrüne benzer’ 

Çok işlerin yapıldığı ama, zamanın çabuk geçtiği  köpükten  bir an!. 

Arkadaşımız, selam verir ve kıbleyi sormadan seccadeyi serip namaza durur. 

Bu ara içeriye giren Şükrü Kaçar, ‘seccadenin doğuya doğru serildiğini görerek ikaz eder. Orada bulunan Şeref Tan Hocaya biraz da sitem ederek; “Hocam bakın, kıbleyi ters sermiş nasıl görmezsiniz?..” Şeref Tan gayet sakin bir tavırla tebessüm ederek, “ O arkadaşımız kıblesini şaşırmışsa ben ne yapayım” der!.  Nükte yerli yerindedir. 

***                 ***

O, bir Alperendi, dedik...

“İçip Altayların ak havasını

Himaleyaların görüp ‘IS’ını

Doğu Türkistan’ın hak davasını       

İse Yusuf Alptekin’ce düren var       

 

Arifesindeyiz kutlu bir günün

Yarın şirin Sivrice’de şölen car

Muhasebesini yaparsak dünün

Hesabını ak alınla veren var.”  

Bu mısraları Hazar Şiir Akşamlarına onur konuğu olarak katılan rahmetli İsa Yusuf

ALPTEKİN’in hatırası için yazmıştı. 

Tok ve gür bir sesle okuduğunda, ALPTEKİN’in gözleri buğulanmıştı...

***                 ***

Şeref TAN’ın vasiyeti ve son mısrası, onu sanatta olduğu kadar, 

İman ve ihlâs noktasında da yerli yerine oturtuyordu.

“Son zahmetim olacak çinlesin dostlar beni             

Üstüme toprah atıp, çiğnesin dostlar beni   

Uğramamak üzere ayrılmadan yanımdan  

Fatiha bağışlayıp, dinlesin dostlar beni”

İnanmıştı, “Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber” ifadesindeki,

 Hak davasına hak yürüyüşüne inanmıştı.! 

Kendisinin de ifade ettiği gibi, “Sac tava gelir, hamur biter. / İş tava gelir, ömür biter.”

Yeni eserlerinin / yeni çalışmaların son rötüşlerini yapıyordu... 

‘İş tava gelir, ömür biter.’diyordu. Tan; öyle oldu... 

Ama eserleri sanatçı dostları, yarenleri bir bayrak misali yere düşmemeye and içmişlerdi...  

Son günleriydi .. Nazım Payam  ile birlikte hastahaneye  koştuk ..

 Elimi başına koydum. Soğuk terler geliyordu. Bizleri görünce tebessüm etti. 

Biraz kalmamız için işaret etti. Üzgündük!. Beynimiz uğuldamaya başlamıştı. 

Bizlere soluklandığı son cümleler hala içimizi kemirir durur;

 ‘yorgunum, artık dinlenmek, uyumak istiyorum’  

Ne demişti şiirinde; “Asırların feryadı döküldü gırnatadan”  

Bir dönem bitiyordu!. Şehriyar  dedik O’ nun için!.  

Bir şehir, içi yanık yarini kaybediyordu!. 

Şair ne güzel yorumlamış; “Gurbet o kadar acı ki, ne varsa içinde” 

Gam kervanının yolcuları için ne elem biter, ne kaygı…

***                             ***

1980’li, 1990’lı yıllar; 

Basınımızda,  “Şeref Tan’la…” birlikte olduğumuz yıllar…

Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı yaptığı yıllar…

Turan Gazetesi’nde, “yazdığı yıllar!”

O isimde, “birleştirici…” bir ruh ve bir iklime şahit oluyoruz

O yıllarda, “edebi mahfil…” oluşuyordu!

Özellikle de, “basınımızda…” birliktelik vardı;

O birliktelik, şehrimize de, “dinamizm…” kazandırıyordu!

Şehir, daha aktif roller üstleniyordu!

Profesyonel anlamda, “kitap fuarı…” gerçekleşiyordu!

Uluslar arası Hazar Şiir Akşamları bu yıllarda başlayacaktı!

EMK, şehrin en canlı ve verimli; “sivil okuludur!”

FHGCemiyeti, “en verimli dönemlerini…” yaşamaktadır

Güzel yıllar, “hatıralarıyla…” hafızalarımızda!

Bu şehrin, “iz bırakan…” gönül insanı Şeref Tan’ı rahmetle anıyoruz…

19 Kasım 2016 Günü Saat 13.00’de bir anma programı hazırlayan;

Manas Gönül Evi’ne de,  şükranlarımı iletiyorum.

Hayat, “vefalı dostlarla…” daha güzel ve daha anlamlı… 

 

 

           

 

 

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Ekm
18Ekm

Ahilik ve fütüvvet!

17Ekm

Bir taş ne ki demeyin?

16Ekm

Dil o kadar önemli ki?

15Ekm

Dil ve yürek!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.