TARİHİ EDEBİ BİR DİLLE ÖZETLERSEK


Destanlarımıza bakınız; “Demiri Dövdük..” Dağları erittik…

İnsanlığa koskoca medeniyetleri hediye ettik

Masallarımız, kahramanlarla çocuklarımızın gözlerini büyüledi…

Anne sütü gibi gönüllerini ferahlattı..

Gürbüz yiğitler çıktı, vatan coğrafyasında..

Ses verdiler, Ötüken yaylasından.. Ders aldılar, Ahmet Yesevi’den..

Semerkant, Buhara rüyalarını süsledi, Kaşgar, dillerini bezedi..

Aktılar, doğudan batıya doğru.. Bahar coşkusu içerisinde Yunusça dillendiler,

Ahi Evran Konağı’nda yeni dünyalar/ yeni iklimlerle tanış oldular..

Şeyh Edebali, Emir Sultanlarla hayata barış oldular..

Fuzuli’den Nesimi’ye.. Şeyh Galip’den, Yahya Kemal’e

Bir yay kirişi gibi gönül iklimini sevdalarına gerdiler..

Bir hayat ki, Dede Efendilerde, Itrilerde billurlaştı…

Gazi Atatürk bir şiirinde şöyle seslenir;

“Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,

Avrupa'nın Alpler'inde Oğuz torunları,

Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;

Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.”

Şu ifade, ‘sığınabileceğimiz’ bir kaledir!

“Kendimizi bilmek”

Koca Yunus, o sevda dolu yüreğiyle ne derler;

“İlim, ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin/ Ya nice okumaktır”

Azerbaycanlı şair seslenir;

“Soranlara ben bu yurdun

Anlatayım nesiyem;

Ben çeynenen bir ülkenin

“Hak” kışkıran sesiyem!”

“Ses olmak…”

Ne diyor, Hüseyin Cavit;

“Kimlerin oğlusun? Nesin? Kimsim?/ Sürünüp durma böyle bir yüksel!

Bir düşün, gör beş altı asır evvel, Ne idin? İmdi neredesin? Bu ne yas?

Acaba yok mu sende izzet-i nefis”

Şu edebi belagata hayranlığımı bir daha ifade etmek isterim.

*** ***

Destan Şairimiz Niyazi Yıldırım;

“Şiir; dikenlikte laleye benzer

Ne fıkraya, ne makaleye benzer

Şair; vatan içre kaleye benzer;

AT uşaklığında görmez kârını,

Korur milletinin itibarını..”

Şair, bir haysiyet abidesi misali karşınıza çıkar,

Ondaki söz, milletinin dilidir, kelamıdır!

Yahya Kemal Şiiri tarif ederken;

“Kalpte geçen bir hadisenin lisan halinde tecelli edişidir;

Hissin birden bire lisan oluşu ve lisan halinde kalışıdır”

Beyatlı,“şiir dilin özüdür, kokusudur, lezzetidir,

Musiki kabiliyetidir yahut bunlardan doğan hususi bir şekildir” der.

Mehmet Emin Yurdakul,

“Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et;

Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;”

Şiir, Sanat, Edebiyat, Musiki, “ses ve söz” ihmale gelmez!

Elazığ Şehrinin, “diri, canlı ve huzur şehri olmasının…”

Sebebini hiç araştırdınız mı?

O “ses ırmağının…” sürekli çağlamasıdır!

“Söz ile…” “kelam ile…” Hakkı birlemesidir!

Sanat, tek cümleyle “tefekkür insanı”

Elazığ’ın, son 25 yıldır verdiği çaba-emek ve heyecan;

Öyle bir iklim meydana getirdi ki,

Bir ses yükseliyordu bu şehirden;

“Ben gelmedim davi için/ Benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir/ gönüller yapmaya geldim”

Cengiz Aytmatov bu şehir için şu nazikâne ifadeyi sarf edeceklerdir;

“Elazığ, Türk Dünyasının Manevi Azığı…”

Ve devam edeceklerdi; “Bütün Türk Dünyasının kökleri Anadolu’da olan,

Güzel Türkçemizi kullanmalarını arzu ediyorum.”

Prof. Dr. Sadık Kemal Tural, Elazığ Şehri için,

“Şiirin Başkenti…” ifadelerini büyük bir içtenlikle kullanacaklardır.

Elazığ, gönül coğrafya’mızın “çekim merkezinde…” yer alacaktı!

Işık olup da, “deryalara akmak…” ne demektir?

Kafkasları, Balkanları, Basra’yı, Kırım’ı, Yavru Vatan’ı;

Bu sevda şehrine, “yakın kılma…” nasıl bir irade!

Ve o iradeyle yıkanan ve arınan güzelim coğrafya’m;

Zelimhan Yakub’un şiirinde terennüm ettikleri gibi,

“Düşman meni düz düşünmez şaş anlar

Dediğimi gaya duyar, daş anlar

Gayıdacak Çin Seddi’ni aşanlar

Müjdeçiler düzüm düzüm olacak

Ezel ahır dünya bizim olacak”

Elazığ’dan, 21. Asra sesleniş…”

O sesleniş de Bahtiyar Vahapzade;

“Bir ananın iki oğlu,/ Bir âmâlın iki kolu.

O da ulu, bu da ulu/Azerbaycan-Türkiye.
Dinimiz bir, dilimiz bir,/ Ayımız bir, ilimiz bir,

Eşkimiz bir, yolumuz bir/Azerbaycan-Türkiye.

Bir milletik, iki dövlet,/ Eyni arzu, eyni niyyet.

Her ikisi cümhuriyyet/ Azerbaycan-Türkiye.

Birdir bizim her halımız/Sevincimiz-melalımız.

Bayraklarda hilalımız/ Azerbaycan-Türkiye.

Ana yurdda-yuva kurdum,/ Ata yurda könül verdim.

Ana yurdum, ata yurdum/Azerbaycan- Türkiye”

*** ***

NURİ PAŞA VE BAKÜ

Türkiye ve Azerbaycan’ın, ‘bir ortak ülke etrafında birleşen’ tarihi vardır!

O tarihi iyi bilmeliyiz… O kutlu yolun erdemli insanlarını da iyi tanımalıyız…

1918 yılında, Bakü işgal altındadır…

Ermeni-Bolşevik ittifakının büyük bir katliamı ile yüzyüzedir…

O karanlık günlerde, Bakü’nün imdadına,

Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa koşacaktır…

Nuri Paşa’nın komutasındaki 20 bin kişilik bir ordu,

Gence ve Şamahı üzerinden Türk Ordusu hareket edecek;

Kurban Bayramının o kutlu, mübarek bildiğimiz sabahı’nda,

15 Eylül 1918 tarihinde Bakü’ye, Türk Ordusu büyük bir zaferle girecektir…

Bakü’nün işgalden kurtuluşunda, bin yüz otuz askerimiz şehit olacaklardı!

Azerbaycan Türk’ü, o kurtuluş bayramında, “Selam Türk’ün bayrağına” diyecekti!

O söz, her iki milletin birbirine olan izzet ve ikramının,

Asırlar boyu devam edecek ifadesi olacaktı, elbette!

“Çırpınırdı Karadeniz/Bakıp Türk'ün bayrağına

Ah ölmeden bir görseydim/ Düşebilsem toprağına…

Sırmalar sarsam koluna/ inciler dizsem yoluna

Fırtınalar dursun yana/ Yol ver Türk'ün bayrağına.

Kafkaslar'dan esen yeller/ Şimdi sana selam söyler

Olsun bütün Turan eller/ Kurban Türk'ün bayrağına.

Kafkaslar'dan aşacağız/Türklüğe şan katacağız

Türk'ün şanlı bayrağını/ Turan ele asacağız.”

Tarih hafızalarda ne kadar, “diri ve canlı bir şekilde…” kalırsa,

Geleceğe de o kadar huzur ve güven içerisinde bakabiliriz.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Doğal mı hormonlu mu?

20Eyl
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

18Eyl

Şiirlerimden Bir Demet

17Eyl

Tarih Kavramı

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.