TÜRK DÜŞMANI STEFAN NE DİYOR?


 TÜRK DÜŞMANI STEFAN NE DİYOR?

                                                          Bedrettin KELEŞTİMUR

Tarihi tefekkür ederken, ‘geçmişle muhabbet..’ ederiz!..

İçimizi ısıtan bir güzel söz vardır;

“Muhabbet’ten doğdu Muhammet..”

Bu milletin tarihi serüveninde bir sıcaklığın en içten, en samimi, en dürüst duruşunu görürsünüz!..

Ecdadımızın gönül iklimine olan hayranlıklarını;

Bu millete aleni bir şekilde, “kin kussalar da, öfke içerisinde olsalar da…”

Batılı mütefekkirler itiraf etme durumunda kalmışlardır..

16. yüzyılda Türklerle yaptığı mücadelelerden dolayı,

 Katolik Avrupa tarafından kendisine "Hıristiyanlığın şövalyesi" unvanı verilen,

 Boğdan Beyi Büyük Stefan'ın ölüm döşeğin de,

Evlatlarına tarihin ibretle asırlara ferman olarak takdim edeceği şu vasiyette bulunur:

 "Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız Asla Rus'a yanaşmayın.

Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler"

Bir Türk düşmanı vasiyetinde,  “kendinizi Türklere teslim ediniz…” diyor!

Ve ekliyorlar, “o teslimiyette emin olursunuz…”

Allah Resulü ’nün Mekke hayatını hatırlayınız.. Müşrikler bütün emanetlerini,

Allah Resulüne bırakırlardı!.. İman etmeseler bile,

O’nun Muhammed’ül Emin olduğunu bilirlerdi..

‘emin ve güvenilir olmak..’

Bu milletin belki de tarihte var olan en güzel sıfatları arasında  yer aldığını görmekteyiz!

***                  ***

ŞEYH EDEBALİ VE OSMAN GAZİ

Şeyh Edebali ve Osman Gazi;

Birlikte anılırlar, birlikte yad edilirler…

Nesiller boyu atadan yadigâr kalacak bir büyük emanet,

Tarihin altın sayfalarında yerini sürekli koruyacak nasihatleridir.

Öyle bir nasihat ki, edeple dinlenmiş, takvayla korunmuştur..

 İlimle bezenmiş, hikmetle donatılmıştır..

Bir daha aynı yürekle, aynı aşkla dinleyelim;

 “Ey oğul! Beysin... Bundan sonra öfke bize, uysallık sana...

Güceniklik bize, gönül almak sana... Suçlamak bize, katlanmak sana...

Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana...

Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana...

Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana...

 Ey oğul! Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana...

Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana...

Ey oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz...

Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.

 Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kula bağlı.  Allah (c.c.) yardımcın olsun..”

İnsan için ne diyoruz; “Huy ve ahlak yönünden üstün vasıflı kimse."

****                            ***

RADYO BİZE NİYE ERKEN GELDİ?

Radyo yayınları Türkiye’ye,  “6 Mayıs 1927 tarihinde…” geldi!

Atatürk bir gün Orman Çiftliğinde toplantıda;

İstasyon ararken, karşısına Rus Radyosu çıkar!

Dikkatle dinlerler;

Rus Radyosunun, ‘propaganda’ yaptığını görür…

Bu bir, ‘menfi propagandadır’

Bu milletin sinir hücrelerini bozmaktadır

Ve ilgililere, en kısa zaman içerisinde Türkiye’nin de;

“Radyo Yayınına Geçme…” talimatını verir!

Bu talimat üzerine hızlı bir çalışma temposuyla;

“6 Mayıs 1927 tarihinde” ilk defa düzenli Radyo Yayınına geçilir!

Teknolojiyi en iyi bir şekilde, “milletin hizmetinde…” kullanmak’

“Bilgi kirlenmesine…” izin vermemek.

***                              ***

AZINLIK BASINI!

Milli Mücadele tarihini iyi okuyalım…

Mondros Mütarekesi hemen sonrasında,

Anadolu’nun birçok yerinin işgal edilmesini fırsa bilen,

“Rum ve Ermeni azınlık gazeteleri…” derhal harekete geçerler.

Türklerin, “kendi bölgelerinden uzaklaştırılmasını…” isterler!

İhanet, ‘mürekkep damlalarını…’ kızıla boyayacaktır!

Bin asır, “kendilerini himaye eden…” bir millete ihanet!

Acaba tarihte, Türkler kadar “hoşgörü…” toplumu var mı?

Tarihinde büyük devletler kuran,

Ama “emperyal olmayan…” ikinci bir millet var mı?

Tarih, bütün olanlarla geleceğe ayna tutuyor!

Dünü, ‘bugünlere…’ taşıyor!

Dün, “huzuru çimlendiren bir millet”

Bugün, aynı coğrafyada; “kan ve gözyaşı”

Tarihte ihanetleri iyi okuyalım;

“Mütareke Basını…” kavramını iyi bilelim!

Milli Mücadeleye bütün güçleriyle saldıran;

“Peyam-ı Sabah, Alemdar ve İstanbul Gazeteleri…”

O ihanet kokan kirli yazılar!

O edepsiz, vicdansız, hamiyetsiz kalemler…

Ne oldular?

İhanetleriyle birlikte,

Her biri, bir yana savruldular!

Onlar, “kökleri olmayan otlar misali…”

Rüzgârların estiği yöne eğildiler!

Onlar,  “meyve vermeyen ağaçlar misali…”

Hafızalardan silinerek gittiler!

***                              ***

TARİHTE 30 ARALIK

30 Aralık 1517 - Osmanlı Orduları Kudüs'e girdi.

Kudüs, 1251 km2 bir alana sahiptir.

O alan fiziki olarak değil, “fikri, zikri ve ruhi olarak…”

İnsanlığı ihata eder.

Mekke ve Medine’den sonra İslam dünyasının;

“kalbi ve hasbi…” şehridir.

“Mescid- Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yürüyüş…”

Ve Allah Resulü’nün Miraç’ı…

İslam’ın cihanı ihata edecek şekilde yükselişi!

Kudüs’ün 3 önemli fethi bilinir;

Hz. Ömer’in fethi ve “güven fermanı”

1187 tarihinde, Selahattin’i Eyyubi’nin Fethi…

1517 tarihinde Osmanlı Türkleri tarafından fethi…

Bu fetih, 1917 tarihine kadar devam edecektir.

Kudüs, her zaman bu milletin hafızasındadır!

Orada, bir taşın yerinden oynaması bile bu milleti rahatsız etmektedir.

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Doğal mı hormonlu mu?

20Eyl
19Eyl

Ağın’da Buluşalım

18Eyl

Şiirlerimden Bir Demet

17Eyl

Tarih Kavramı

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.