İnsanların, önce dünya ve ahiret


 İnsanların, önce dünya ve ahiret yaşantısına nasıl sahip olabildiğini anlatmak lazım; fakat bugün inanç dünyasında ve din öğreniminde Peygamberler dışında Allah ile kimse konuşamaz. 

Allah aslında herkes ile konuşur da, insanların Allah ile ilişkisi öyle bozulmuş ki, bırakın konuşmayı; insanların dünya ve ahiret yaşantısında mutlu olması için istedikleri bile önemsenmiyor. Varsa yoksa farz olan İslam’ın beş şartı. O da dalâlette olan bir kişinin İslam’ın beş şartı ile kurtuluşa ermesi mümkün değildir. Ancak hidayette olan kişilerin ibadetleri onları Allah'a daha da yaklaştırır.
Kavram olarak gene de vahye bakalım ve arada da kurtuluştan bahsedelim.
Allah vahiyle konuşur insanlar gibi ağızlarından çıkan kelimeler ile değil veya Allah bir aracı ile ve perde arkasından, yani "beni görerek de görmeden de konuşa bilirsiniz" diyor Rabbimiz.
ŞURA - 51 :Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun). Allah'ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek
. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.
Kendisini fetva makamı gibi gören birçok kişiden şiddetle karşı çıkıldığını görürsünüz. Allah’ta bunu biliyor ve ayetle cevap veriyor.
BAKARA - 118 :Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun), kezâlike kâlellezîne min kablihim misle kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal âyâti li kavmin yûkınûn(yûkınûne).(Gerçeği) bilmeyenler dediler ki: “Allah bizimle konuşsa ya.” veya “Bize de bir âyet gelse ya.” Bunlar gibi bundan öncekiler de onların dediklerine benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri (de ne kadar) birbirine benzer.
Âyetlerimizi yakîne ulaşan (üst seviyede hakikati bilip şüpheden kurtulan) bir kavim (topluluk) için beyan etmişizdir (açıklamışızdır).
Hâlbuki insanlar, yaratılışlarında Allah ile konuşa bilme ve Allah'ı görebilme özelliğine sahiptirler. Allah her doğan çocuğa kendi ruhundan üfler ve bu esnada kalp kulağı, kalp gözü, kalplerine idrak edebilme hassaları veriyor.
SECDE - 9 :Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).Sonra (
Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Şimdi şöyle bir soru soralım kendimiz; biz bu kalp gözü ve kalp kulağını neden kullanamıyoruz. Sorun bakalım İslam’ın beş şartı yeterli diyen din adamlarına, "siz kalp gözünü ve kalp kulağını kullanıyor musunuz ve ne işe yarar?" Allah süs olsun diye vermiyor herhalde.
Her zaman ve her kavme kendi lisanı ile Allah vahyettiği kişiler gönderir insanlara ayetleri anlatarak onların kurtuluşa ulaşmaları için vesile olsun diye.
YUNUS - 2
:E kâne linnâsi aceben en evhaynâ ilâ reculin minhum en enzirin nâse ve beşşirillezîne âmenû enne lehum kademe sıdkın inde rabbihim, kâlel kâfirûne inne hâzâ le sâhırun mubîn (mubînun).Onlardan bir adama; insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler) müjdelemesi için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? Muhakkak ki; onlar için Rab'lerinin yanında (katında) sıddîkler makamı vardır. Kâfirler şöyle der: “Muhakkak ki bu, mutlaka apaçık bir sihirbazdır.”
Bu Allah'ın vahyettiği kişiler, aslında EHLİ ZİKİR kişilerdir. Yani yirmi dört saat Allah’ı zikreden kişiler.
ENBİYA - 7 :Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne). Ve senden önce, vahyettiğimiz rical
(erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
Her an kalbi ile birlikte dili de sessiz sesle Allah diyen kişilerdir bunlar. Allah'ın bir emridir daimi zikir.
NİSA - 103
:Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah'ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü; namaz, mü'minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.
Allah'ın bu emrini yerine getirebilenler ve Allah’tan vahiy alan insanlar var mıdır?
AL-İ İMRAN - 190
:İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). Hiç şüphesiz; göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, elbette ulûl'elbab için nice deliller vardır.
Bu “Ulül'elbab” olan kişi “LÜBB” lerin sahibi yani sırların sahibi fizik ötesini gören zikir ehli kişiler.
AL-İ İMRAN - 191
:Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı). O (Ulûl'elbab) ki; (lübblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler. (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi, ateşin azabından koru.”
Allah bu Ulül'elbab kullarının özelliklerini açıklamış. Hepsi hikmet sahibi ve devamlı Allah'ı zikrederek derecat kazanan kişiler.
BAKARA - 269
:Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi). (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir, ulûl'elbabtan başkası tezekkür edemez.
Asıl konu bu Allah'ın ulül'elbab kulları, Kur’an-ı Kerimi tezekkür etme (açıklama yetkisi) verilmiş.
SAD - 29
:Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârekun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ûlul elbâb(elbâbi).Bu Mübarek Kitabı sana indirdik, âyetleri ile tedbir alsınlar ve ulûl'elbab tezekkür etsin diye.
Sizce günümüzde Kur’an-ı Kerim açıklamalarına bakın, tefsir olsun meal olsun. Bu açıklamaları yapanlar, Ulül'elbab kullardan mı?
Mehmet Akif Ersoy'a böyle bir yetki verilmiş. O da açıklama yaptığı yazıdan sonra Arapça yazılı Kur’an-ı Kerimi ortadan kaldırılması söz konusu olduğu düşüncesi ile, yazdıklarını yok etmiştir. Türkçe yazılanı değiştire bilirsiniz ama Allah'ın vahyi olan Kur’an-ı Kerimi asla değiştiremezsiniz.
HİCR - 9 :İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn (hâfizûne).Muhakkak ki; zikri
(Kur'ân-ı Kerim'i) Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.
Her zaman Allah'ın vahyini, Allah’tan vahiy alarak açıklayan nebi resuller ile veli resuller olmuştur ve kıyamete kadar olacaktır. Bu Allah dostları insanları Allah'a davet edecekler ve davete icabet edenler, hidayet üzere takva sahibi olacaklardır.
A'RAF - 35
:Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmazlar.
Burada önemli olan, Allah'ın ayetleri ile anlatması. Kur’an-ı kerime uymayan hiçbir hadis ve velilerin (Evliya) sözünü kullanmazlar.
Kimdir bu korkmayan ve mahzun olmayanlar dersek;
YUNUS - 62
:E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, öyle değil mi?
Konunun aslı bu Allah dostları insanları, Allah’ın farz kıldığı İslam’ın beş şartı yeterli demezler. Bilirler ki Allah'a davet ettikleri insanlardan, kalben Allah'a ulaşmayı (ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dileyenlerin Allah kalplerine Farz olan emirleri sevdirerek yaptıracak.
Biliyor musunuz Hıristiyan ve Musevi kişilerin Allah'a ulaşmayı dilemelerinden kısa bir süre sonra, namaz kılmayı öğrenmek istediklerini. Bu gün Müslümanlar ile aynı ibadetleri yapan çok olmasa da Hıristiyan ve Musevi var.
Allah boşuna tek din Hanif (İslâm) dini demiyor. İkisi de aynı anlama gelen Allah'a teslim dinini anlatır. Allah nebilerine boşuna baban olan İbrahim’in dinine tabi ol demez.
AL-İ İMRAN - 85
:Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne). Kim İslâm'dan başka bir dîn ararsa, (bilsin ki o dîn) kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette HASİRÎN'lerden (HÜSRAN'da olanlardan) olacaktır
AL-İ İMRAN - 95
:Kul sadakallâhu fettebiû millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne). De ki: “Allah doğru buyurdu. Öyle ise HANİF olarak İbrâhîm'in dînine tâbî olun. Ve (zaten o), müşriklerden değildi.”
Bu güzelliklerin devam etmesinin sebebi, Allah'ın vahyini alan kişilerin her zaman içimiz de olmalarındandır.
O zaman Allah’ın vahyi Kur’an-ı Kerim de kimlere yapılmış bir inceleyelim.
Allah göklere vahyetmiş,
FUSSİLET - 12 :Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ(hıfzen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi). Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti.
Ve dünya semasını kandillerle muhafaza ederek süsledik. İşte bu, Azîz ve Alîm olan (Allah'ın) takdiridir
Allah bal arısına vahyetmiş;
NAHL - 68 :Ve evhâ rabbuke ilen nahli enittehızî minel cibâli buyûten ve mineş şeceri ve mimmâ ya’rişûn(ya’rişûne). Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti
Bütün nebilere vahyetmiş;
NİSA - 163 :İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ven nebiyyîne min ba’dih(ba’dihî), ve evhaynâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâti ve îsâ ve eyyûbe ve yûnuse ve hârûne ve suleymân(suleymâne), ve âteynâ dâvûde zebûrâ(zebûran). Hz. Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrâhîm'e, İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına, İsa'ya, Eyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Ve Davud'a Zebur'u verdik.
Zekeriya AS insanlar ile vahiyle konuşmuş;
MERYEM - 10 :Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).
(Zekeriya A.S): “Rabbim, bana bir delil (işaret) kıl (ver).” dedi. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “Senin delilin (işaretin), insanlarla üç gece normal (sağlıklı) olduğun halde konuşamamandır.”
MERYEM - 11 :Fe harece alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Bundan sonra mihraptan kavmine (kavminin karşısına) çıktı. Böylece onlara, (Allah'ı) sabah akşam tesbih etmelerini vahyetti (konuşmadan, iç sesi ile duyurdu).
Allah Musa AS ın annesine vahyetmiş;

KASAS - 7 :Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en erdıîh(erdıîhi), fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fîl yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî, innâ râddûhu ileyki ve câılûhu minel murselîn(murselîne).
Ve Musa (A.S)'ın annesine şöyle vahyettik: "Onu emzirmesini ve onun için korktuğu zaman onu nehre atmasını (bırakmasını). Ve sen korkma, mahzun olma (üzülme). Muhakkak ki Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu mürselinlerden (resûllerden) kılacağız."
Allah havariler vahyetmiş;
MAİDE - 111 :Ve iz evhaytu ilel havâriyyîne en âminû bî ve bi resûlî, kâlû âmennâ veşhed bi ennenâ muslimûn(muslimûne).
Ve havarîlere; "Bana ve Resûl'üme iman edin." diye vahyettiğim zaman, onlar da "İman ettik ve bizim (Hakk'a) teslim olduğumuza şahid ol." demişlerdi.
Yok Allah bize vahyetmez diyeniniz var mı hala bilmiyorum, ama akşam oturun seccadeye TAHİR olarak,
YÜKSEK SESLE OLMASIN DELİ DERLER ALLAH'A HER ŞEYİ VE KENDİNİZİ ŞİKAYET EDİN. SİZ KONUŞMAZSANIZ ALLAH SİZİNLE NEDEN KONUŞSUN. SİZ ONA MUHTAÇ OLMADIĞINIZDAN MI KONUŞ MUYORSUNUZ?
Kılın bir hacet namazı Allah’tan vahiy alan bir dostuna sizi ulaştırmasını ve Onun, Allah'ın dostu olmayı Allah’tan isteyin.
Hacet namazını perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asildir. Ama bütün gecelerde kılınabilir. Önce boy abdesti alınır. Sonra hacet namazına niyet edilir.
Namazda aşağıdaki âyetler okunur:
1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî
2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
2. Rekâtın sonunda: Ettehiyyâtü
3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
Namaz tamamlandıktan sonra Allah’tan hacet neyse o istenir. Allah’tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürsid istenir.
Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü yatılır, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah’tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmaksa (zahirî veya Batıni bir hedef olabilir) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar. Yanüstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Bas biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacağı pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında “Allah, Allah” diyerek kişi Allah’ı zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.
Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir.
dkusman@yahoo.com
Çok şey kazanırsınız.
Allah'a emanet olun.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.