2014-2015 EĞİTİM VE ÖĞRETİM DÖNEMİ BAŞLARKEN


              Eğitim; bir milletin ana dilinin, bünyesinde var olan unsurları (Ekonomi-Ticaret-Sanayi, Kültür ve gibi..) ve bir takım özelliklerinin zenginleşip yayılmasında olmazsa olmazıdır.

            Zamanın var hızla akışı içerisinde eğitimde bir yılı daha geride bırakıp yeni bir eğitim dönemine yani 2014-2015 eğitim ve öğretim dönemine daha girmiş bulunmaktayız yetkililerce alınan yanlış kararlar sonucu bir takım olumsuzluklar ve mağduriyetler yaşansa da.

            İnsanların hayatlarını idame ettirdikleri her alanda şart olan eğitim ve eğitimi sağlayan meslek erbapları bütün alanların yani mesleklerin anası konumundadır bu ister ilahi eğitim olsun isterse beşeri eğitim olsun fark etmez.

Her iki alanda da mevcut bulunan alanların anasıdır eğitim.

            Eğitimde ana dil esastır. Farklı diller de eğitim; yani dünya dili olan veya olma yolunda bulunan dillerde bir eğitim de (İngilizce-Türkçe-Arapça-Almanca dilleri gibi…) bir milletin dünyada ki yerini almasında bir etkendir. Ya kendi dilinizi genişletip yayarak dünya dili haline getirip olmanız gereken yerde olacaksınız ya da dünya dili olmuş dünyada yerini almış dillerle eğitim yaparak dünyada ki gereken yerinizi alacaksınız.

Bu durum, bu hal eğitim de kaçınılmazdır.

Ülke olarak eğitimde çok ilerilerde olduğumuz söylenemez. Çünkü birçok alanda olduğu gibi eğitimde de başında milli ifadesi olmasına rağmen milli bir eğitim politikamızın olmaması ve her gelen yetkiliye göre yaz-boz tahtasına çevrilmiş olmasıdır. Bu sebeple eğitimde ve dilde asıl olmamız gereken yerde değiliz maalesef.

Son örneğini verecek olursak üniversitelerimizde araştırmaya dayalı bilimsel çalışma gereği bazı diller için açılan bölümler yanında ilk ve orta öğretim kademelerinde bile kendi dilimizi geliştirip dünya dili haline getiremezken söz konusu bazı diller için müfredatta yer verilmiş ve o diller için sınıfların açılması ön görülmüş, bunun yanında bazı illerde okulların açılmasına bile göz yumulmuştur her ne kadar bir iki okula göstermelik olsun diye sonradan mühür vurulmuş olunsa da.

Tecrübe ve deneyimleriyle eğitimde çıtayı yükseltmiş, başarıdan başarıya koşarak yüksek makam ve mevki sahibi olmuş gençliği yetiştirmiş olmaları hasebiyle yüksek puanlar alarak idareci konumuna gelmiş, müfettişlerin vermiş oldukları (100 puanla ) yüksek puanları alarak varlığını muhafaza etmiş idarecilerin ne idiğu belli olmayan bir uygulama ile idarecilikleri durdurulmuş olması ve gibi bazı uygulamalar.

Bırakın dünya dili olmak, kabile dilinden öteye geçmemiş, kelime hazinesinin yetersizliğiyle daha ilerilere geçemeyecek olan dille eğitim yapmak, yapmayı istemek, mensubu bulunduğu asıl resmi dili birilerine hoş görünmek adına küçümsemek kendi diline olmakla beraber varlığına ihanet etmek ve de sözüm ona savunduğu bir toplumun geleceğiyle oynamak anlamına gelir.

Bugün ülkemizde yapılan ve devam ettirilmesi istenen de o zaten.

            Ülkenin geleceğini karanlığa gömmek isteyen unsurların isteği doğrultusunda alınan anlamsız ve olumsuz kararlar sonucu Türk Eğitim sisteminin bugün itibariyle allak bullak bir duruma düşürüldüğü her kesin malumu.

,           İsmi Milli Eğitim olan eğitimimizin milli olmaktan çıkarılması noktasında yıllar önce atılan tohumların ne yazık ki bu gün meyvesini vermeye başladığına şahit olmaktayız.

Şöyle ki;

            Bir ayette, O Ayet ki Zumer Süresi 9. ayettir der ki; ‘’Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?’’ diye. Bu ayet dışında bu konuda birçok güzel söz ve ata söz mevcut olmasına rağmen birileri bunları bilmezden ve görmezden gelerek bilenle bilmeyeni aynı potada eritip, aynı kefeye koyup bilmeyenlerin vermiş oldukları kararla Türk Eğitim sistemi bir kez daha felç edilmiştir bir daha ayağa kalkamayacak şekilde…

Bugün;

Yıllarını eğitime vermiş,

Üstün gayretleriyle büyük başarılara imza atmış,

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi bakanlık müfettişlerinin verdikleri rapor gereği takdir edilmiş, onur belgeleri verilmiş,

Binlerce hatta ve hatta on binlerce üst seviyelerde, makam ve mevkilerde görev yapmış ve yapmakta olan nesiller yetiştirmiş,

Okul Müdürleri, Mil. Eğt. Teftiş Kur. Bşk., Mil. Eğt. Şb. Müd. ve akabinde yarın Okul Müdür Yardımcılarının daha dün göreve başlamış ve eğitimciliğin ilk basamağında olan, idarecilik tecrübe ve deneyiminden yoksun ile gerçek manada Avrupa standartlarında bir Okul Aile Birliği görev ve selahiyetinden bihaber olanların verdikleri puan sonucu müdürlerin müdürlükleri durdurularak görevleri ellerinden alınmış, yardımcıların ise alınmaları sağlanmış olacak.

Bununla on bine yakın idareci görevden alınmış yenileri atanamadığı için okullar idarecisiz bırakılmış, diğer idari makamlar ise tecrübesizlere havale edilmiş, (sadece ve sadece İstanbul gibi yerde 1200, Elazığ ve benzeri bazı iller de ise 100’e yakın okulun idarecisiz kaldığı gibi..,)

Öğrencilerin okulları değiştirilerek anlamsız bir kargaşaya sebebiyet verilmiş,

Öğrenci velileri isyanları oynamak durumunda bırakılmış,

Ve birilerinin isteği gerçekleşsin tarzında adam kayırmacılığına gidilerek eğitim seviyesinin aşağılara çekilmesi noktasında gayret gösterilmiş,

Temel sınıflar olan ana sınıf ve sınıf öğretmenliğine iş bilmez,

Psikolojisi bozuk,

Ruhsal bunalım geçirenlerin görevlendirilmesi ve gibi olumsuzluklar.

            Tüm bunlar adı göstermelik milli olan ancak bir türlü milli bir politika haline dönüşmeyen Milli Eğitim sistemimizde ki bu çalkantı, bu olumsuzluk Türk Eğitim Sisteminin tasfiye edilmesinin bir göstergesi olsa gerek.

            Yine ilimiz Elazığ’ da eğitim alanında yaşanan bir başka olumsuzluğa baktığımızda, müdürlük görevi durdurulan idarecilere baktığımızda (Koç İlköğretim- Balak Gazi- Cumhuriyet Anadolu Lisesi ve gibi) bazı okul idarecileri, Teftiş Kur. Bşk. ve Şube Müdürü konumunda olanların idareciliklerinin durdurulduklarına baktığımızda Karakoçanlı olduklarını görmekteyiz.

Bununla da Karakoçan üzerinde oynanan oyunların bir başka ayağının oynandığını görmekteyiz.

            Tabii ki tüm bu olumsuzluklarla olan milletimize ve gençliğimize olmakta ve asıl olan devletimize, devletimizin bekasının zaafiyetine yönelik olmaktadır. Çok iyi bilinmektedir ki milletler yüksek eğitim seviyesi, kültür ve dil zenginliği ile var ve ayakta kalmakta, dünyada var olan yerlerini muhafaza etmektedirler.

            Aziz Türk Milletinin kaderiyle oynamanın bir ihanet olduğunun ve akibetinin hayır getirmeyeceğinin bilinmesini, tez beri bu ve gibi olumsuzlukların önüne geçilerek sağlıklı bir eğitim yılı geçirilmesini diler, idarecilikleri haksız yere durdurulan idareci, öğrenci ve velilerine de sabırlar temenni ederiz.

 

                                                          BİR KONUK BİR KONU

                                                                  ÖZEL MESAJ    

                                                                                               Zeynel Abidin BAŞARAN

      Üzerinde yaşadığımız bereketli topraklar, en eski medeniyetlerin şekillendiği, geliştiği ve zenginleşerek, kök saldığı, diğer kültürlerle de kaynaşarak ortak, üst kültürlerin oluştuğu, Anadolu topraklarıdır. 
      Anadolu toprakları,  Atatürk’ün ifadesiyle , “-tarihçilerin de üzerinde mutabık kaldığı- ;”Dört bin yıllık Türk yurdudur.”  sekiz bin yıllık Türk yurdu olan Anadolu, yaklaşık bin yıldır Türkiye olarak adlandırılmaktadır. Bu topraklarda millet olarak, yine Atatürk’ün ifadesiyle ;  “Bütün insanlığa, tarımı sanatı ilk öğreten Türklerdir. Anadolu Türklerinin   dünyaya eğiticilik yapmış olduğuna artık gerçek bilim adamlarının da şüphesi kalmamıştır. Anadolu insanlığını oluşturan Türk Milleti bundan sonra da lâyık olduğu derecede ekonomik iktisadi alanda yükseleceğine inancım tamdır.” Demiştir. 
      Türk Milleti’ nin, geçmişte olduğu gibi gelecekte de kültürleri kaynaştıran engin hoş görüsü ile dünya milletlerine  öğretmenlik ve öncülük edeceğine inancımız tamdır. Anadolu, Alp erenleriyle, derviş-pirleriyle, evliya ve âlimleriyle yaptıkları en önemli iş, kültür alış verişleridir. İnsanı Kâmil olma yolunda, erdemli irşatçılarımız, insan sevgisi ve yüceliğini ön plana çıkararak gönül köprüleri kurmuş ve medeniyetleri yakınlaştırmada en büyük öğretmenliği yapmışlardır. Yunuslar, Mevlanalar, Hacı Bektaşi Veliler  bu öncülüğü yaparken, insan olma yolunda, tahammül etmeyi, anlayışla karşılamayı ve hoş görmeyi bir prensip olarak benimsetmişlerdir. 
      Bu nedenle, Türk Milleti’nin kendi öz değerlerine, öz benliğine ve topyekun maneviyatına dört elle sarılarak, geçmişini algılayarak, geleceğini şekillendirme yolunda daha gayretli olması kaçınılmazdır. . Ancak bu şekilde, kaliteli nesiller yetiştirerek, küreselleşen dünyada barışa ön ayak olup, diğer dünya milletlerine de örnek oluruz. Eğitimci insan gerçekten yaşar; yaşamı seyretmez. Çünkü eğitim, bilinmeyen hikmetleri öğretmektir, eğitim; kirli ayakkabıları çıkarmaktır, eğitim, herkese bilinç düşüncesiyle hizmet etmektir. Eğitim kişinin kendisini okuması ve kendisini tanıyarak disiplinlerini terbiye etmesidir. Kişideki disiplinlerini, düşüncelerini hizaya getirmesidir. Eğitim değişimdir. “Değişimin kendisi değilse eğitim, başka ne işe yarar ki..” diyen İZGÖREN, iyiye, güzele ve mükemmele doğru bir yolculuğa çıkarak kendini yenilemeli ve değiştirebilmelidir anlamında kullanmıştır. İnsanlar doğaları gereği bilmek, tanımak ve anlamak ister. Çünkü anlamak; ‘’Bağışlamak tır’’. İnsan eğitimle insan olmanın en üst seviyesine çıkar. Eğitimde kalıcı davranışlar model olmakla kazandırılır. Eğitimde yer ve mekân ile psikolojik durumlar ve iletişim göz önünde bulundurularak en uygun yöntemin veya yöntemlerin seçilmesiyle gerçekleştirilir.

      Ancak takdir edersiniz ki bir yönetici olarak, birçok husus, uygulamadaki yasal mevzuat çerçevesinde yönetmelik ve yönergeler doğrultusunda yapılsa bile, bir yöneticinin ruh dünyasını, iletişimdeki maharetini, çalışanların ve hizmet alanların beklentilerini memnun edecek en üst kararları vermek zorunda olduğunu bilmelidir diyorum.."Hizmet bizden, himmet Hakk tan" Karşılığında sadece insanların bir teşekkürünü, bir şükran borcunu alması, insanı mutlu etmekte en ulvi duygulardandır. Eğitimin en büyük amacı da mutluluğu paylaşmak demek değil midir? Bu nedenle soyut konuları “mana” yönünde bilmesi, insan-ı kâmil olma yolunda kendi benliğinin, kibir ve bencilliğinin çok ötesinde hizmet aşkı ile işlerini yapmalıdır dersem herhalde çok yanlış olmaz..“Düşünülen her şey, gözle görülen diğer şeyler gibi bir gerçek olduğunu bilmeyenler, düşünmesini unutanlardır.” Bir kurum yöneticisi, iyiye, güzele ve mükemmelliğe doğru hareket tarzını belirlemek için, çevresindeki bilge insanlardan yardım alabilmelidir. 

      Soyut ve manevi değerleri de yeterince bilmek durumundadır. "Ne şiş yansın, ne kebap" veya nümayiş ve alâyişle hareket etme mantığı samimi bir yöneticinin tarzı olmamalıdır. Şiddetli yokluktan, mutlak varlığa, mutlak varlıktan da, yokluğa çıkmadan önce varlık sahibi olanları bilebilmelidir. Bunu görebilmek için, kendi benliğinin esaretinden kurtularak, hiçliğin ve sonsuzluğun kudretinde erimekle ve kendini hizmetle yeniden bulması gerektiğini bilmememiz lazım olduğunu hatırlatmak isterim. Unutmayalım ki, mütevazı davranışlar, hâlâ insanı ürküten görkemli törenlerden ve pek çok anlama gelebilen muammalı sözlerle dolu konuşmalardan daha büyük bir anlam taşır…

      Sonuç olarak, bir kurum yöneticisi tüm eğitimsel duruşunu, toplantılarını, tüm çalışma süreçlerini bu kurgu üzerinde yürüterek,"Görevi öğretmekten çok, görevi sevdirme" anlayışı ile hareket ederek, ortak akıl ile ortak ruhu oluşturmada, kalpleri mutmain edebilmelidir.

 

                                                                        AYETLER

*Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınır iseniz diğer suçlarınızı bağışlarız ve sizi iyi bir yola sokarız. Nisa: 31

*Allah’ın bazılarınızı bazılarınızdan üstün kıldığı şeyleri dileyip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir nasip vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir nasip vardır. Allah’tan onun lütuf ve kereminden isteyiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilir. Nisa:32

*Ana ve babanın, yakın akrabanın bıraktıkları maldan (erkek-kadın) her birine mirasçılar yaptık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere dahi nasiplerini veriniz. Şüphesiz Allah her şeye şahittir. Nisa:33

 

                                                                 GÜZEL SÖZLER

*Eğitim ve öğretimde uygulanacak yol, bilgiyi insan için fazla bir süs bir zorbalık vasıtası, yahut medeni bir zevkten ziyade maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden pratik ve kullanılması mümkün bir cihaz haline getirmektir. Milli Eğitim Bakanlığı bu esasa önem vermelidir.

*En mühim ve feyizli vazifelerimiz Milli Eğitim işleridir. Milli Eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu suretle olur.

*Türk Dili Türk Milleti için büyük bir hazinedir. Mustafa Kemal ATATÜRK

*Karamanoğlu Mehmet Bey’in bizce en önemli özelliklerinden biri dile, Türk diline sahip çıkması ve Türk Dili’ ni ferman çıkararak sahiplenmesidir.

*Dil bilmeyi öğreten bir vasıta bir araçtır. Milletlerin en bariz özelliği dildir. Dil varsa millet vardır. Kültürü besleyen ve ayakta tutan da dildir.

* Dil üzerinde duran, gelişmesini sağlayan, kurum ve kuruluşlar kuran tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ tür.

Ahad ÜSTÜNER

 

    BİLESİN
Ne resmin inecek
Duvardan,
Ne ismin silinecek
Hafızamdan…
Hayalimde de hep
Sen olacaksın
Bilesin….
     Hele hele,
     Gönül sarayımdaki
     Köşküne de kimse
     Oturmayacak
     Bilesin…
Ve yine bilesin ki,
Kadim dostluğum,
İkrarım,
Sana olan
Ahdimin de 
Sadığıyım ben…
     Ve yine bilesin ki,
     Anlaşılmayacak kadar,
     Zorlu biri değilim..
     Sadece,
     İşlenmemiş suçların
     Muhatabıyım ben
     Bilesin…
Bilesin ki,
Kinin ve ihanetinle,
Tutuşup,
Kahrolmayasın…
Ve felakete giden
Rüyadan uyanasın….
Zeynel Abidin BAŞARAN/Elazığ

 

               SÜRERİM

Yarıcıyım yarıcı, gam tarlası sürerim

Bulamadım sarıcı yufka gönlüm dürerim

Sevgi dolu baş tacı çıkmaz oldu karşıma

Yüreğimde bir acı sızlıyor dileklerim

     Bahar geldi sinemde yeşerdi gam ekini

     Topladım deste deste bırakmadan tekini

     Görmedim yeryüzünde güzel gönlümdekini

     Merhem diye yarama kara toprak sürerim

Harman ettim derdimi savurdum verdim yele

Samanı bir tarafa buğdayı aldım ele

O kadar yığılmış ki san ki eski bir kale

Kahır arabasıyla değirmene sürerim

     Hiç ayırmam tohumluk daha artmasın diye

     Gam tarlasına dahi yarıcı oldum niye

     Bilinmeyen diyarda ufacık bir sediye

     Dört kollu arabamı bir hendeğe sürerim

 Tuncer SÖNMEZ/Tunceli-Pertek

 

                  SERÇE

Serçeye baktımda çok şey öğrendim; 
Mala düşkün değil, bize benzemez! 
Ötüşür de durur çalı dalında; 
Fesatta değildir, giz’e benzemez! 
     Bir parça ekmekle, günlerce yaşar, 
     İnsanı tanısa, aklını şaşar, 
     Nisanla, mayısta sevinci taşar; 
     Bahara düşkündür, güz’e benzemez! 
İnadı hiç sevmez, hırsı da yoktur, 
Köşk villa istemez, yeri kovuktur, 
İyilik düşünür, düşmanı çoktur; 
Yalancı ağzında söze benzemez! 
     Kavgayı hiç sevmez, uçar da gider, 
     Ne ayak diretir, ne isyan eder, 
     Ne ırkçılık bilir, ne nefret güder; 
     Sahte bakışlarda, göze benzemez! 
İzzettin çok sever, serçe kuşunu, 
Unutmak istiyor, sapan taşını, 
Ağartmış saçını almış yaşını; 
Maskeyle gizlenmiş yüze benzemez! 
izzettin DÖNMEZ


    TERÖRÜN ANASI

TERÖRDEN RAZI DEĞİL

Her gün bir köşeden çıkar bir vampir

Kimi aldatılmış kimisi kafir

Işid vahşeti olabilir ahir

Terör ölsün diyen teröre tacir

     Amaç Müslüman’dan kalmasın eser

     Haçlı orduları terörü besler

     Kimi gizli kimi aççık destekler

     Obama kışkırtır sonucu bekler

Gerçekleşmez suya gömülen hayal

Destekli bombalar ağır kimyasal

Halepçe’ yi düşün açıktan misal

Toplu bir vahşete veriyor sinyal

     Nebi türbeleri uçtu havaya

     Bütün alem sessizdir bu davaya

     Yalancının hayali çürümüş maya

     Yahudiler sahip çıkacak paya

Ayakta canlı yok bu nasıl zafer

Türkiye’yi katacakmış bu sefer

Vatanıma yakışır mı bu kader

Vahşet dünyalıktır sonradan mahşer

     Türkiye'm biliyor kendi işini

     Rahat durmayanın çeker dişini

     Terörü yok eder çeker fişini

     Kurtarır Müslüman’ı kardeşini

Umarım Haçlıların son oyunu

Kader var bitiremezler soyunu

Öldürmektir Yahudi'nin kanunu

Kasaplar soyacak kendi postunu

Tanı ey Türkiye'm tanı dostunu

Yanıyor dağdaki taşın yosunu

Işid sahibine sıkar kurşunu

Mahmut ALDEMİR/Adıyaman-Çelikhan

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.