Dünya ne demiş bilmem biz ne demişiz ona bakalım


Dünya dediğimiz şey; kainat olarak bilinse, kainatın kendisi gibi görülse de aslında dünya bir anlamda içinde var olup yaşayan insan topluluğu, insan topluluğunun oluşturduğu devletlerin bütünüdür. Hatta ve hatta halk arasında çok dar kapsamda var olan çevre anlamında da kullanılmaktadır dünya.
İnsanların, insanların oluşturduğu toplum veya devletlerin uğraşlarının başında hayatta var olup ayakta kalmaktır.
Bunun için büyük uğraşlar vermektedir insan, insanlık. Hatta öyle toplumlar ve devletler var ki var olmak adına olmadık ayak oyunları oynamakta, karşısındakine olmadık girdaplar açmakta, karşısındakini yok etmek adına yanlış olanı doğruymuş gibi sunup uygulaması noktasında telkinde bulunmasının yanında bazen de tehditkar davranmakta.
Bunu örneklemelerle zenginleştirebiliriz. Mesela bir insan, bir toplum veya bir devlet karşısındakini zayıflatmak adına yahu kardeşim, yahu dostum ne uğraşıyor kendini yoruyorsun değer mi bu kadar uğraşmana veya yorulmana ben zaten üretiyorum sana vereyim kullan sende karşısında bana şu kadar zaman dilimi içerisinde karşılığını şu işi yaparak veya şu şartlarda ödeme yaparak karşılarsın gibi…
Dünya dediğimiz toplum veya devletlerin günümüzde uyguladıkları ayak oyunları bu ve benzeri tarzdadır. Bu daha çok varlığından rahatsızlık duyup yok olmasını istedikleri insanlar, toplumlar veya devletler üzerinde uygulanan bir tür oyun, bir tür savaş taktiği bizim gibi bir milleti ve devleti zayıflatmak amaçlı uygulanan taktik.
Bugün millet olarak, ülke olarak yaşadığımız eğitimin yapboz tahtasına dönüşmesi, terörün her geçen gün azıtması, ekonomide zafiyet, komşulardan yaşadığımız haksızlık, çok fazla tüketici olmamız, milli servetin heba edilişinde ki duyarsızlığımız, yerli malı tüketmeyişimiz ve gibi olumsuzlukların, ekonomik darboğazın temelinde yatan husus ta bu zaten.
Millet olarak temel sorunumuz değerlerimizden ödün vererek uzaklaşmamız, çok fazla tevazu sahibi olmamız ile üreticilikten tüketici konuma geçirilmiş ve geçmiş olmamızdır.
İşte bizde yıllardır eğer yazılarımızda olsun, eğer bulunduğumuz mahfillerde ve dost meclislerinde olsun sıkıntıları dile getirirken hep diyoruz ki fazla tevazu sahibi olmamız bizleri zelil duruma düşürmekte, bize karşı yapılan haksızlıklara karşı sessiz kalmayıp müeyyide uygulamamız, tüketici olmak yerine üretici olmamız, milli düşünüp milli yaşamamız, milli servet bilinç ve şuuru içerisinde olmamız gerek diyoruz.
İnsanın olduğu yerde elbette ki yanlışlar, eksiklikler ve de tüketim vardır ve olacaktır da ancak bu yanlışların devam etmesi, eksikliklerin tamamlanmaması ve her şeyi üretmek yerine tüketmek anlamına gelmemeli. Tüketilenin en az bir kısmını veya belirli olanlarını duruma ve konuma göre üretmek gerek, üretmenin gerekliliğini istihdam açısından da olsa göz ardı etmemek gerek diyoruz.
Teknolojik olarak çok zengin olmayabiliriz, ancak tarım ve ziraat ile hayvancılık noktasında konumumuz buna elveriyorsa ki elveriyor hiç değilse bu ve benzeri noktalarda veya elimizdeki verilerle kendimizi ayakta tutabilir, başkalarına karşı bağımlı olmaktan kurtarabiliriz şeker pancarı kotasını kaldırıp fabrikaları işler hale getirerek, poşetten vaz geçip fileye dönmemiz için pamuk ekimini hızlandırıp iplik fabrikalarını işler hale getirip milliye dönmek gibi….
Bu güzellikler, milliye dönmek, tüketicilikten yani bir diğer anlamda israftan kurtulmak, üretici olmak, ellerinde varsa ki vardır var olan dövizlerini Türk Parası’na çevirme gibi güzellikler sadece ve sadece tabandan beklenmemeli ve istenmemeli tavandakilerin de bu ilkeye uymaları ve uygulamaları hatta ve hatta millete örnek teşkil etmesi babından ilk olarak tavandaki şahıs ve şahsiyetler başlamalı ve başlatmalılar ve de alenen ortaya çıkıp bu güzellikleri uygulamalılar ve uygulamaya koyduklarını ilan etmeliler ve etmeleri daha güzel ve anlamlı olur diyoruz.
Dünya ne demiş bilmem biz ne demişiz ona bakalım sözünden kastımız yukarıda ifadeye çalıştığımız üzere dünya veya bir diğer anlamda el alem ne demiş bilmeyiz biz ne demişiz ona bakacağız.
 Biz;
Her şeyden önce üç kıtaya adaletle hükmetmiş, İslam’ın bayraktarlığını yapmış ve halen daha yapmakta olan Aziz Türk Milleti olarak ne olduğumuzu, nereden nereye geldiğimizi, kimlere nerede ne zaman ne gibi davrandığımızı, dostumuzun kim düşmanımızın kim olduğunu bilmemiz ve hatırlatmamız gerektiğini,
Terörün belini kırmak, bize karşı olmadık ihanet içerisinde olanlarla mücadele etmek, terörün ağa babalığını yapanlara hadlerini bildirmek için fazla tevazuya gerek olmadığını, müeyyidede gecikmemeli ve de gerektiğinde ki gerekmektedir hem de ivedilikle idam cezasını devreye sokmak,
Milli düşünüp milli üretime hız vermede geciktiğimizi ve behemehal bu işi hızlandırmamız,
Çok fazla tüketicilikten uzaklaşıp çok fazla üretici konuma geçmemiz elzemden de öte olduğunu ve daha bu ve bunlar gibi birçok güzel şeyler yaparak ülke olarak, millet olarak refah düzeyimizi yükseltebiliriz diyoruz.
El allem veya dünya ne diyor, ne demiş veya ne diyecek bizi bağlamamalı, bizi bizim geleceğimiz, gelecek nesillerin huzur refah ve güven içerisinde yaşayacakları ortamı hazırlamamız bağlar.
Bizi; milli ve manevi değerler çerçevesinde yaşayıp vatan ve millet aşkı sevdasıyla tutuşan Aziz Türk Milleti’nin, asırlardır tüm unsurlarıyla birlik, beraberlik ve bütünlük içerisinde kardeşçe yaşayan ve yaşamakta olan Aziz Türk Milleti’nin varlığı ve devamiyeti bağlar.
Bizi; bizim varlığımız ve bütünlüğümüz bağlar.
 
GÜZEL SÖZLER
* Hadi yaramı sarmaya merhemin yok. Yalandan da olsa gönül alamaz mısın? Hz. Mevlana
*Halk Hikayelerinin, destanla roman arasında geçiş görevi yaptığını söyleyebiliriz. Onlar birer kuru bir yaşam öyküsü değildir. Sosyal bir karakter taşır. Gerçek hayata dayanmakla beraber, katma hayal ve fantezi unsurlarını da içerir. Ahmet ÖZDEMİR
*İnsanın makbulü; ruhunda ve gönül dünyasında sevgi bulunanı ve bu sevgiyi yüreğinde taşıyanı olmakla beraber ruhuna silinmeyecek derecede sevgi nakşedilenidir. Bu da yetmez ruhunda ve gönül dünyasında yer ettiği yani gönül dünyasına nakşettiği sevgiyi milli ve manevi çerçevede yerinde ve zamanında değerlendirmesi, milli olsun manevi olsun her iki alanda üretime dayalı geliştirenidir. M Dursun AKSOY
 
YALANCI DOSTU NEYLEYİM
Yok artık olmaz,
Yalancıyla işim..
Plancıyla işim..
Sinsi sinsi oyunlar tezgahlayan,
Bizans oyunlarını ilke edinmiş,
Menfaatçı soytarıyla işim olmaz..
Yediğim kazıklar yetti..
Beni perişan etti..
Fakat, beni kendime getirtti..
Artık yok ucuz kahramanlık..
Balkondan izlemek güzel..
Arkamdan plan yapan..
Plancı dostu neyleyeyim?
Bana çelme takan,
Yalancı dostu neyleyeyim?
Sözünde durmayan,
Talancı dostu neyleyeyim?
Dost görünen sahtekar.
İki yüzlü riyakar..
Filancı dostu neyleyeyim?
Ayırdım yollarımı,
Sahte dost bildiklerimi,
Kendileriyle baş başa koydum..
Yalana dolana doydum,
Ben artık kendimi sanata,
Edebiyata, şiire verdim..
Siyaset benden hoşlanmadı,
Terk etti beni boşadı..
Yazcam, gezcem,yiycem, iççem,
Aşk ilen kendimden geççem..
Artık beni sevenleri sevcem..
Sedat GÜNAY/Manisa-Salihli
 
BİR BÜLBÜL OLSAYDIM 
Bir bülbül olsaydım yarin bağında
Öterdim isteğim olana kadar        
Yuvami yapardım gül yaprağında 
Ayrılmazdım yaprak solana kadar
     Vitamin olurdu çekseydim çile
     Katlanırdım getirmezdim hiç dile
     Yıllarca beklemek gerekse bile
     Gözlerdim yolunu gelene kadar
Esirgemez ne ki varsa imkanım
Yara bere dahi olsa her yanım
Orası olurdu evim mekanim
beklerdim yar beni bulana kadar
     Gürkani’ yem Hakka niyetim ayan 
     Kararım karardır değilim cayan
     Samimi duygumu eyledim beyan
     Ahdımdan dönmezem ölene kadar
Âşık Enver Gürkani- KARS

GÜL EKTİM UMUDA
Gülşene kar yağdı, gözlerin aydın
Senin de baharın güz olur biter.
Sevda ne, bilmezdim, sen olmasaydın;
Gönlüme verdiğin haz bana yeter.
     Bir dilek taşına dokunsa elim
      Başka yâr istemem, seni dilerim.
      Öyle bir sevda ki nasıl gizlerim;
      Küllense bu ateş, köz bana yeter.
Ömrümü hicranla bölme zamana
Pir olsa şu gönlüm, muhtaçtır sana.
Güldürme ne olur, dosta-düşmana;
Kaderi yeniden yaz bana yeter.
     Henüz yeşermişti dalında yaprak
     Yolun başındayken sendin son durak.
     Gül ektim umuda, niyet tutarak
     Toprağın verdiği giz bana yeter.
Mahir GÜRBÜZ- Elazığ
 
 
OLSUN
İhanet kurşunu sinemi deldi
Yediğimi yedim bal sizin olsun
Duaya muhtacım Azrail geldi
Defterim kapandı dal sizin olsun
     Yetmişime kadar sınav bitmedi
     Biriken servetim eşlik etmedi
     Başucumda ruhum çekip gitmedi
     Bineğim aksıyor nal sizin olsun
Meyvesini verdi diktiğim bağlar
Her şey talan olur geçince çağlar
Değil bana herkes haline ağlar
Yazılanı çektim fal sizin olsun
     Başıma toplanmış bütün sülalem
     İlhamlar tükendi yazmıyor kalem
     Dertli olduğumu ne bilsin el alem
     Amelim benimle mal sizin olsun
Mahmudi yolcudur yol olun ona
Divane bülbülüm başıma kona
Ömür dediğin ne eriyor sona
Gözyaşımla yüzen sal sizin olsun
Mahmut ALDEMİR/Adıyaman-Çelikhan
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
08Kas

Edebi Şahsiyetlerden- 9 -

01Kas
25Ekm

Hayat mı dediniz?

11Ekm
03Ekm

Eylül’de hazanlaşmayan!..

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.