EDEBİ ŞAHSİYETLER-20-


            Hayat; bir şairimizin bir şiirinde ifade buyurduğu gibi okumakta olduğumuz bir romandır aynı zamanda.
            Bizde diyoruz ki hayat; kitabı, defteri, kalem, ve silgisi olmayan bir mektep yani bir okuldur.
            Hayatla ilgili bu ve benzeri düşüncelerimizi çoğu zaman yazıp çizmekle beraber değişik dost meclislerinde de dillendirmekteyiz.
            Hayat; insana her zaman mutluluk sunmuyor. Bazı insanlar edindiği sonsuz inanç veya aileden aldıkları sağlam terbiye, yaşadığı ülke, bölge, varlık menbaı olan ilin veya köyünün körü körüne olmayan bir güzelliği ve anlamı bulunan genel örf ve adetlerine bağlılığı ile mutsuzluğunu tozpembe gösterir ve sunar ne kadar mutsuz olsalar da.
            Hayatın acımasızlığına aldırmadan büyük bir mücadele örneği sergileyerek yaşama devam eden ve insanların umutsuzluğa düşmemesi için olumsuzlukları yaşamıyormuş gibi sabırla karşılayıp suskun kalan ve yaşamını tozpembe gösteren insanların varlığıdır ki;
Bu ülke de,
Bu coğrafya da,
Her karışında şehit kanı bulunan cennet misali güzellikte ecdat yadigari anavatanımız da her türlü entrikaya rağmen umudunu yitirmemiş, mücadele azmini elden bırakmamış ve de ihaneti aklının ucundan bile geçirmeden vatanını ve milletini severek yaşama bağlı insanlar var olmuş.
            Hayatın acımasızlığını tatlıya bağlayan ana unsur sevgidir, sevgiyi sunan kuvai maneviyedir yani kişide riya ve istismardan uzak olmak adına yaşandığı görülmeyen kuvvetli maneviyattır. Allah, peygamber, Kur’an, vatan, millet ve de milli ve manevi değerlerin bütününe karşı olan sevgidir.
            Bu hafta bugün; yukarıda bahis konusu olan çok değişik anlamlar yüklenerek ifade edilebilen hayatın acımasızlığını yaşamıyla belli etmeyen ve göstermemeye çalışan ancak acıyı çok acı bir şekilde yaşadığını zaman zaman derinlere dalışı,
İnsanlara sizi anlayamıyorum der gibi sabit bakışı,
Şiirlerinde, yaşadığı acı ve acıları mutluluk oyunuyla şerbet gibi sunsa da biraz acı, biraz sitem ve biraz da kızgınlık belirtisi ifadelerini gördüğümüz,
Yazılarında ki örneklemelerle; adaletin aslına uygun icra edilmediğinden, Türk aile yapısının her geçen gün zedelenmesinden, sevgi ve saygı denen değerlerin yok edilişinden duyduğu rahatsızlık ve haksızlığa tahammülü olmadığını çok iyi anlamaya ve tanımaya çalıştığımız bir şahsiyeti,
Yaşadığı acıları yüreğine gömmüş, zoraki de olsa insanları hayata hoş bakışlı kılmak adına sevgiyi ön plana çıkaran,
Hayat tecrübelerinden aldığı ilhamla gönül pınarından kaynayan duygularını yansıttığı acı ve gözyaşı şiirlerini kalıcı esere dönüştüren bir edebi şahsiyeti sizlere sunalım istedik.
Bu edebi şahsiyetimiz;
Tarihe baktığımızda üzerinde oyun ve tezgahların hiç mi hiç eksik olmadığı, Aziz ve şerefli bir millet olarak Müslüman kardeş diye hep koruyup kolladığımız devletlerin bile gadrine uğramış, merhum Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur’’ diye ifade ettiği  Aziz Türk Milleti’nin büyük bedeller ödeyerek elde ettiği Türkiye Cumhuriyeti coğrafyası içinde;
Tarihi derinliği ve kültür zenginliği tartışılmaz, medeniyetlere ev sahipliği yapmış, manevi mimar ve edebi şahsiyetler mekanı Harput’un dolayısıyla azığı bol ancak ileriyi görememişlikten verimli toprakları birçok ilde olduğu gibi betonlaşmış,
Kültür etkinliklerinin bolca yaşandığı ve gerçekleştiği ve bu nedenle Musiki’nin Kabesi ile şiirin başkenti unvanına sahip Elazığ’ın merkez köylerinden eski ismiyle LOTOĞLU Köyü’nün yetiştirdiği,
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi hayatın acımasızlığını yaşamış, acılarla iç içe olmuş, değer verdiği aile fertlerinin, anne ve baba dan öte bu fakirinde yaşadığı kardeş acılarını yaşamış ve yüreğine gömmüş olsa da zaman zaman yüz hattında ki acı dolu tebessümüyle kendini gösteren,
Hayat ve devlet memuriyeti tecrübesini harmanlayarak edebi kişiliğini kavrama sanatıyla geliştirmiş ve bunu yazıya ve yazıdan öte şiire dökerek edebi eserler meydana getirmiş,
Edebi eserlerden kasıt şiirleri kitaplaşmış olmanın yanında şiirlerinin bir kısmı bestelenmiş, Cd. si çıkarılmış, klipleri yapılmış,
Acıların adamı diyebileceğimiz, ancak acılarını her şeye rağmen umutsuzluğa sebebiyet vermemek amaçlı yüreğine gömerek yaşamını tozpembe göstermeye çalışan,
Milli ve manevi değerlerine bağlı, yazı ve şiirlerini o minvalde yazan ve çizen olmakla beraber fiili olarak yaşamaya çalışan,
Vatan, millet, ezan, bayrak ve gibi değerlere değer katan şahsiyetlerin, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu merhum Mustafa Kemal ATATÜRK sevdalısı,
Yazı ve şiirleri birçok gazete ve dergilerde olmakla beraber Elazığ Günışığı Gazetesi Gönül Tahtından adlı Kültür Sanat sayfasında da yayınlanmış ve yayınlanmakta olan,  
Kadir kıymet bilen, Elazığ’da sivri diye tanımlanan kalemlerden, sevdiğimiz, saydığımız ve değer verdiğimiz Mehmet Şükrü BAŞ Ağabeyimizdir.
Bu değerimizi, bu kadir kıymet bilen şahsiyetimizi, bu sevdiğimiz ve tarafından sevildiğimiz, vatan ve millet sevdalısı, sabır timsali, bu fedakar bir baba olmanın yanında hayatımın baharı dediği torunlara fedakar bir dede, bu şehit torunu değerimizi kendimizce sizlere anlatmaya çalıştık. İsterim ki bu edebi şahsiyetimizi birde kendi anlatımıyla tanıyalım,
Evet, işte edebi şahsiyetimiz ve işte siz değerli okurlarım.
 
                            EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ KİMDİR?
1944 yılında merkeze bağlı Gökçe (Lotoğlu) köyünde doğdum. İlk, orta ve Lise tahsilimi Elazığ’da tamamladım.
Askerlik, evlilik ve memuriyet derken Elazığ Adliyesi Yazı İşleri Müdürlüğünden (Personel Müdürü) 1998 yılında emekli oldum.  
O tarihten sonra öğrencilik yıllarımdan kalan köşe yazarlığı sevdamı hayata geçirmeye başladım. Elazığ'da yayımlanan Nurhak Gazetesi ile Malatya’da yayımlanan Hâkimiyet ve Söz Gazetelerinde beş bine yakın köşe yazıları yazdım. Hala yazı hayatıma Elazığ Hâkimiyet, Elazığ Şehir ve Malatya Söz Gazetelerinde devam etmekteyim. 
          Yazı ve şiirlerim yurdun pek çok yerinde yayınlanan sayıları yüzleri aşan dergi, gazete
ve kitaplarda yayınlanmıştır.
            Elazığ Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti,
 
            Elazığ Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti ile
 
            Elazığ Yazarlar ve Şairler Derneği üyesiyim.
Bu güne kadar başta Elazığ Uluslar Arası Hazar Şiir Akşamları, Harput Kültür ve Sanat buluşması etkinlikleri olmak üzere 10-15 vilayetimizde yapılan şiir günlerine şair olarak katıldım. 
On, on beş adet şiirlerim bestelenmiş, “Sarıkamış’ta O Gece” başlıklı şiirim İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Burhan TARLABAŞI tarafından bestelenmiş klibi çekilerek Şebnem KISAPARMAK’ ın seslendirmesiyle CD’leştirilmiştir.
Bu güne kadar almış olduğum onlarca sertifika ve plaketin yanında 05 Ekim 2013 tarihinde yapılan 2.Harput Kültür ve Sanat Buluşması etkinliğinde gönlümde istisnai bir yeri olan Sanayi ve Ticaret Eski Bakanı Ali Coşkun tarafından verilen “Yaşam Boyu Sanat Ödülü İle 81 ilin Gazeteciler Cemiyeti Başkanlarının katılımı ile Elazığ'da gerçekleştirilen Basın Konseyi toplantısında Elazığ Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti tarafından “Cemiyetimizin en kıdemli köşe yazarı” ödülü ile ödüllendirilmiş bulunmaktayım...
             Dört çocuk babası ve sekiz torun dedesiyim.
Torunlarım benim ikinci baharım ben onlarla hayatımın ikinci baharını yaşamaktayım.
 
                                                                      AYETLER
*Allah'tan korkanlardan, Allah'ın nimetine erdirdiği iki adam: ''Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz. Eğer gerçekten inanıyorsanız Allah'a dayanıp güvenin'' demişlerdi. Maide:23
*Onlar; ''Ey Musa onlar orada bulundukça biz asla oraya girmeyiz sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturuyoruz'' dediler. Maide:24
                                                                GÜZEL SÖZLER
*Şairin hayal dünyası, aşıkın sevgiliye özlemi, şiirin efsunlu güzelliğidir.
*Biz diyoruz ki şairi şiirden, şiiri şairden soracaksınız. Şiire şair gözüyle bakacaksınız. O zaman anlarsınız şiirin efsunlu güzelliğini, anlarsınız şairin ne demek istediğini.
*Şiir gün gelir ömürden bir yaprak, gün gelir yanık bir beste ve gün gelir sahipsiz bir güfte olur. Ya da sevenin sevdiğine bırakabileceği bir miras..Mehmet Şükrü Baş
 
                       M O L A
Çok az kaldı cancağızım bitmekte mola,
Tası tarağı topladım çıkacam yola.
 
BANA SORUN
Elli yıllık şu ömrümde
Bin bir çile, bin bir sorun
Nasıl dayandım, nasıl yaşadım
Bir de gelin bana sorun.
     Her günümde bin ıstırap
     Nasıl dayandım buna Yarab
     Her ümidim yaprak yaprak
     Nasıl düştü bana sorun.
Bana sorun bana sorun
Her çileyi bana sorun
Acı neymiş, dert neymiş
Bir de gelin bana sorun.
     Oğlum için kızım için,
     Ben bir yudum sevgi için
     Bir gün olsun gülmek için
     Neler çektim bana sorun.
          YAĞMUR
Her karın, yağmurun yağdığında,
Odam sıcak olsa da üşürüm.
Yalnızları, kimsesizleri,
Yalınayak yetimleri düşünürüm.
     Bir gariplik çöker içime
     Neler geçmez ki, neler aklımdan,
     Yağmur altındaymışım gibi üşürüm,
     Gurbeti, yalnızlığı, garipliği düşünürüm.
Gözüme bir türlü uyku girmez
Sıcak yatağımda bile üşürüm.
Kurdu, kuşu, insanları,
Hatta ölmüş babamın mezarını düşünürüm.
     Yağdıkça yağmur, ben ıslanırım,
     Soğuk bir giysi olur, yorganım bana.
     Bir türlü atamam içimden hüznü,
     Açlığı, susuzluğu, yoksulluğu düşünürüm.
 
ELLİLERDE BİZİM KÖY
Sene Elli'lerdi, Aylardan Ocak,
Köyümüz serindi, gönüller sıcak.
Her akşam gürlerdi, bizlerle ocak,
Ocak başı muhabbetler, güzeldi.
     Hayber Kalesini, oku derlerdi,
     Hepsi birden susup, beni dinlerdi.
     Yaşlanmış bir çınar, gibi o dedem,
     Sanki kuşanıp ta, cenge giderdi.
Bildiğimiz yemek, pilavla çorba,
Ne de hoş olurdu, kuru soğanla.
Artarsa verirdik, kuşlara kurda,
Bizim köyde paylaşımlar güzeldi.
     Sözü dinlenirdi, bir yaş büyüğün,
     Nerde öyle yemek, günde üç övün.
     Bir ceketle yapılırdı kaç düğün
     Bizim köyün düğünleri güzeldi.
Dedemle birlikte, bağda yatardım,
Gece yarıları, hırsız avlardım.
Ben dedemle, askerlikte yapardım,
Anlatılan hatıralar güzeldi.
     O anlatır bense, susar dinlerdim,
     Onla Yemen'lere, bile giderdim.
     O zamandan Atatürk'ü severdim,
     Onu sevmek her zamanda güzeldi.
 
HARPUT
Kıvrım kıvrım yollarında
Güller açar bağlarında.
Ta çocukluk çağlarımda,
Gönlümdeki sevda Harput.
     Hoyratıyla mayasıyla,
     Abu hayat havasıyla.
     Hele çayda çırasıyla,
     Dillerdeki Türkü Harput.
At üstünde Balak gazi,
Seyir eyler Elaziz'i.
Değerlerin en azizi,
Tarihimde onur Harput.
     Sanki Cennet manzarası,
     Delilosu, tamzarası.
     Dört mevsim bahar havası,
     Yaşanacak belde Harput.
Sayfa sayfa tarih yatar,
Şu kalbimde nabzın atar.
Sende güneş başka batar,
Ecdadımdan miras Harput.
     Kucağında ben kardeşin,
     Bulunmaz bir başka eşin.?
     Damla damla tükenişin,
     Yüreğimde yara Harput.
 
İZZETPAŞA CAMİİ
İzzetpaşa Camii’nde yine sala veriliyor,
Ey Yarap bir kulun daha huzuruna geliyor.
Saf saf dizilen şu Ümmet-i Muhammet
Hepsi senden af, bir mağfiret diliyor.
     Zaman gelecek hepimiz, birleşeceğiz o noktada.
     Ve yolculuğumuz bitecek bir gün, bu son durakta
     Ecel nerde, nasıl, ne zaman çalar kapını?
     Bilinmez ki vakit belki akşamüzeri, belki de bir şafakta.
Son sözümüz ne olur, en son kimi görürüz?
Bilinmez ki nasıl doğduk, nerde nasıl ölürüz?
Arkamızda ne kalır, kim ne söyler kim bilir?
Hangi yavru perişan, hangisi öksüz kalır?
     Nedir bu insan akını, nere gider bu millet?
     Omuzlardan omuzlara gene geçiyor bir meht
     Dünyada son yolculuğun, son debdeben ey insan
     Dilerim Rabbime sana etsin merhamet.
 
 
ÖĞRET
Kızıma –
Öğret kızım öğret,
A' yı, öğret, B’yi öğret.
Dağları denizleri,
Vatanı, yurdu öğret.
     Öğret kızım öğret,
     Harbi öğret, sulhu öğret.
     Ülkeyi ülke yapan,
     Büyük Ata’yı öğret.
Öğret kızım, öğret,
Cumhuriyet nedir onu öğret.
Sakarya'yı Dumlupınar'ı,
Ardahan'ı Kars'ı öğret.
     Öğret kızım öğret,
     Cahili gafili haini öğret.
     Kır cehalet zincirini,
     Aydınlığın yolunu öğret.
Öğret kızım öğret,
Vatan nedir onu öğret,
Kefensiz şehitlerimi,
Topal dedeni öğret.
 
VASİYETİM
Eğer hakiki dostlarım varsa yeryüzünde;
Sakın ağlamasınlar ben öldüğümde.
Benim ölümüm dertlerimin de ölümüdür;
Ben öldüğüm gün, acılarımın dindiği gündür.
 
                PERDE
Hayat bir romandı okuduk, bitmek üzere,
Çekilmedik dert kalmadı, dertler de bitmek üzere.
Dünyada her şeyi görüp de pay isteyen gözlerim,
Sana da karanlık çöktü, perden inmek üzere.
Mehmet Şükrü BAŞ/Elazığ

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
11Ekm
03Ekm

Eylül’de hazanlaşmayan!..

27Eyl

Biz korkuyoruz!..

20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.