EDEBİ ŞAHSİYETLER-21-


                                                              GÖNÜL TAHTINDAN

                                                        EDEBİ ŞAHSİYETLER-21-

            İnsanın hayata gelişi bir ilk olduğu gibi hayatta var olup yaşarken yaşadığı ve yaşatılan her şey de bir ilktir tıpkı konuşmaya başlaması, sevmek ve sevilmesi, acılar karşısında ağlayıp hüzünlenmesi, mutlu anlarda gülmesi ve bazen de mutluluktan ağlaması ile okula gitmesi ve daha sonrası birçok ilkler gibi.

            İnsanların yaşadığı ilk, hayata sevgiyle gelmesi ve sevilmesidir.

            Her insan hayatında bir takım ilkleri yaşar.

            İlkleri olmayan ve yaşamayan insan yoktur.

            Genelde her kesin hayatta yaşadığı bir ilk ve sonrasında bir takım ilkleri var olduğu gibi hayatında ki ilklerde de farklılıklar vardır çok yönlü olmanın, yani sosyal olmanın getirdiği ilkler gibi.

            Kimi insan yaşadığı ilkleri kendinde ketum kılar, kimi insanda ilklerini toplumsallaştırır. Yani bünyesinde var kıldığı hasletlerden biri olan paylaşımcı ruhunu ön plana çıkararak hayatın kendisine sunduğu ve paylaşmak istediği ilk ve ilklerini sosyal aktiviteye dönüştürüp zenginleşmesini sağlar.  Bununla da kalmayıp ilk ve ilklerini insanların hizmetine sunarak onlarda hem ilklerin oluşmasına ve hem de yaşamalarına vesile olur.

            İşte bu hafta bugün;

            Sevgi,

            Umut,

            Barış,

            Onur sevdalısı,

            Sevgide samimiyet arayan,

            Gönlü hizmet aşkıyla dolu,

            Milli ve manevi değerler çerçevesinde bir yaşama sahip ve herkesinde böyle bir yaşama sahip olması özlemi içinde olup insanlar arasında insanlığın, insan sevgisinin, vatan ve millet sevgi ve sevdasının doruğa çıkması yönünde gayretkeş,

            Hayatının ilklerinden mutluluk duymuş olmalı ki bunlardan çıkardığı derslerle yeni ilkler yaşamaya başladığı gibi çevresindekilere olmakla beraber kültür ehli insanlara ve kültürden az çok anlayanlara bile ilkleri yaşatan bir değeri,

            Hayatın zorluklarıyla mücadele edip acılarını tatlıya dönüştüren ve üretici ruha sahip olmakla beraber şair ve yazarlık sanatına sahip bir güzel insanı bir edebi şahsiyeti sizlerin bilgisine sunmaya çalışalım istedik.

            İşte hakkında bir takım görüşler ileri sunduğumuz edebi şahsiyetimiz; ecdadımızın çok ama çok büyük bedeller ödeyip büyük zenginliklerle bizlere emanet bıraktıkları Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde olup hangi toplumdan olduklarını hiç düşünmeden devletin içinde bulunduğu her hal ve anda göğüslerini siper edip devletin yanında olmuş, münferit olumsuzluklara çanak tutmayıp olumluya çevirmeyi erdem saymış, Türk Milleti olmak ve kabul etmek noktasında varlık göstererek Türk tarihine, kültürüne, kısaca Türk varlığına büyük zenginlikler katmış,

            Gerektiğinde Türk milli ve manevi değerleri uğruna büyük mücadeleler verip gözlerini kırpmadan şahadet şerbetini içmeyi, gazi olmayı, hatta ve hatta mağdur olmayı bile göze almış, birbirinden değerli nice şahsiyetli evlatlar yetiştirmiş, şerefli ve onur timsali insanların var olup varlık gösterdikleri,

            Peygamberler,

            Evliyalar diyarı,

            Tarihi ve kültürel zenginliklerin var olduğu,

            Bir dönemler büyüklüğü ve lezzeti ile ünü Türkiye geneline yayılmış bulunan Karpuz'un yetiştiği,

            Türk Halk ve Türk Sanat Musikisini doruğa çıkaran ve Karacaoğlan'a ait 65 yaş şiirini en güzel şekliyle dillendiren merhum Celal Güzelses ve gibi değerli sanatçı ve sanatkarların,

            Türk Tarih ve Edebiyatına damgasını vurmuş merhum Ziya Gökalp- 35 yaş ile Memleket isterim adlı şiirlerin şairi merhum Cahit Sıtkı Tarancı- şiirlerinde memleket sevgisini ön plana çıkaran Abdulkadir Nur Gördük ve gibi edebi şahsiyetlerin yetiştiği ve var olduğu,   

            Birçok medeniyetlere ev sahipliği yapmış, tarihi eserlerin varlığıyla kadim şehir olma özelliğini muhafaza etmiş, eski ismiyle Diyarı bekir olup Cumhuriyet döneminde bünyesinde bulunan zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarından dolayı DİYARBAKIR adını almış bulunan tarihi ve kültürü zengin şehrin yetiştirdiği edebi şahsiyetlerden şair ve yazar İhsan İpek CANKURT Bey' dir.

            Değerli, gönlümüzde yer etmiş bu edebi şahsiyetimizin tanıtımını yetiştiği ve yaşamını idame ettirdiği şehrin plakası olan 21'le yapmaktayız.  Yani 21. edebi şahsiyet olarak tanıtmaktayız. Bu hal tam anlamıyla bir tevafuk.

            Bu edebi şahsiyetimiz; yukarıda ifadeye çalıştığımız gibi sanatkarlığıyla üretici, insanların barınma ihtiyacı duyduğu evlerin yapımında usta,

            Edebi noktada yazı yazmanın yanında şiirler yazması ve şiirlerinin birçok gazete ve dergide olmakla beraber bu fakirin genel yönetmeni olduğu kültür-sanat sayfasında da şiirleri yayınlanmış,

            Girişken olması hasebiyle edebi bir kültür mahfili yani dernek kurmak ve bu dernek bünyesinde birçok sosyal etkinliğe kapı aralamış,

            Elazığ-Diyarbakır kadim dostluğunu pekiştiren etkinliklerin yapılmasında katkıda bulunmakla  kalmayıp kendisinin öncülük edip kurmuş olduğu ve başkanı bulunduğu DİYŞAD derneği adına bağ ve bahçeleriyle ünlü HEVSEL BAHÇELERİ ile Diyarbakır tarih ve kültürünü daha zengin bir şekilde gündeme taşıyan HEVSEL DERGİSİ çıkarmakla ilkleri yaşamış ve yaşatmış çok yönlü bir edebi şahsiyettir Sn. İhsan İpek Cankurt.

            Şairimizin çok yönlü bir şahsiyet olduğunu vurguladık vurgulamasına ancak sanatı ile alakalı duygu ve düşüncemizi kısada olsa ifade etmedik.

            Evet şairimizin şiirlerine baktığımızda yüreğinde yanmışlık, sevgi ve sevdaya hasretlik, kardeşlik noktasında birlik- beraberlik ve bütünlüğün arzulanan noktada tesis edilmeyişi ve olumsuzluğun devamından kaynaklı üzüntüyü, ülkemizde nifak kaynaklı yaşanan ihanet ve ihanetin getirdiği huzursuzluğa karşı sitem, tatlı bir feveran (yalvarış-çırpınma) yakarış,

            Tebessümün (gülmenin) bir erdem olduğu ve insanın gerçek insan olması gerektiği vurgusunu sık sık yaptığını,

            Kısaca şairimizin şiirlerinde sevgiyi, ilahi ve beşeri aşkı ve bunların yerli yerinde yaşanmamasına karşın sitemi, isyanı ve de şiirlerinin insanların dikkatini üzerine çekecek ve toplayacak kadar anlamlı ve mesaj ağırlıklı olduğunu görmekteyiz.

            Çok yönlülüğü ile tanıdığımız bir edebi şahsiyetimizi daha kendimizce tanıtmış sizlerin bilgisine sunmuş olduk. Medeniyetlere ev sahipliği yapmış kadim şehir Diyarbakır'ın yetiştirmiş olduğu bu edebi şahsiyetimizi birde kendi lisanı haliyle tanımamızda fayda görmekteyiz.

            İşte edebi şahsiyetimiz Sn. İhsan İpek Cankurt ve işte siz değerli okurlarımız.

                              EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN İHSAN İPEK CANKURT KİMDİR?

25.01.1980 Diyarbakır’ın Dicle İlçesi, Özbey Köyünde dünyaya geldim. İlkokulu Köy okulunda, Orta ve Lise eğitimini, Açık Öğretim Okulu ve Lisesinde tamamladım.

İlkokul yıllarından beri Şiire olan bağlılığım hayatımın tamamına yayıldı. Yirmi beş yaşına kadar yazdığım söz ve şiirlerimi özel bir sebepten ötürü yaktım.

Şiir ile haşr-u neşre yirmi beşinden sonra başladım ve devam etmekteyim. Dörtlük, akrostiş, hece ve serbest ölçülü olarak çeşitli şiirler yazmakta ve yayınlamaktayım. Diyarbakır Yerel gazetelerinde şiirlerim ve Diyarbakır Özgür Haber Gazetesinde ise haftalık Köşe Yazılarım yayınlanmaktadır.

2013 yılında “Bizim Ece Dergisi Şairler Antolojisi” ve 2014 yılında “Sivas Yazarlar ve Şairler Derneği Seçkisi Antolojisi”nde şiirlerime yer verildi ve programlarında sahne aldım.

Ekim 2014 tarihi itibariyle oluşturduğum ekip arkadaşlarımla beraber DİYŞAD–Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği’ni kurdum ve kuruculuğunu yaptığım derneğin geçici yönetim kurulu başkanlığına seçildim.

Yapılan ilk olağan kongre de Yönetim Kurulu Başkanı seçildim ve başkanlık görevine halen devam etmekteyim.

2014 yılı itibariyle başlattığım “DİYŞAD - Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği” bünyesinde çeşitli yerel ve Ulusal Kültür Sanat çalışmalarına yani etkinliklerine katılmakla beraber derneğimiz bünyesinde etkinlikler düzenledim.

İnşaat sektöründe çalışmakta ve İnşaat Taşeronluğunu yapmaktayım.

Diyarbakır’da ikamet etmekte olup, evli ve üç çocuk babasıyım.

Evet; hem bizim hem de kendi anlatımlarıyla tanımış olduğunuz inşaat ustası (Taşeron), şair ve yazar İhsan İpek CANKURT' a ulaşmak isteyenler için İletişim adresi: E-MAİL: ihsanipek2100@gmail.com GSM.. ve telefon numarası 0535 505 25 20 dir.

 

                                                               AYETLER

*Allah ve Peygamber ile savaşanların ve yeryüzünde fesat için uğraşanların cezası ancak öldürülmeleri veya asılmaları, yahut elleriyle ayaklarının çapraz olarak kesilmesi, ya da yurtlarından sürülmeleridir. Bu ceza onlara dünyada bir rezilliktir. Ahirette de ayrıca büyük azap vardır. Maide:33

*Ancak onları ele geçirmezden evvel tövbe edenler bunun (hükmün) dışındadır. Biliniz ki şüphesiz Allah bağışlayan ve esirgeyendir, tövbe edenleri affeder. Maide:34

 

                                                          GÜZEL SÖZLER

 *Damıtan çeşmesinden tatmak istedim Aşk'ın, gönlüm duygudan yana.
Fışkırıvermiş kırk pınar akabinde, tadında yaşanmış Aşk, Sarhoşuyum Hâla...
*Tek bir gayem vardır hep de olacak, sevgiyle yaşamak.

*Ben kişi olarak bir'im fakat milyonca yaşıyorum. Bir başarı ile bir ülkeyi mutlu edebilen bir utanç ile yetmiş yedi milyonu mahçup edebilirim. İhsan İpek CANKURT

 

… İSTİYORUM!
Bir rüzgar olasım var bugün...
Burun direklerini sarsan yanık kokularını,
Namludan fırlamış kör kahpe kurşunlarını,
Ölüm kanyonuna dönmüş SUR sokaklarını,
Tefl-u dumana katarak, silip süpürmek istiyorum!
     Bir yağmur olasım var bugün...
     Üzerini kara bulutların kapladığı şehirleri,
     Yaylası, deresi kana bulanmış köyleri, köylüleri,
     İki ateş arasında kalıp kaçan masum naçar Cizrelileri,
     Baştan aşağı rahmet damlalarıyla yıkamak istiyorum!
Bir şimşek olasım var bugün...
Menfaatleri uğruna kaos çıkaran siyasetçileri,
İnsanı insana kırdıran meymenetsiz müsveddeleri,
Toma Hendek arasına Silopi’yi sıkıştıran arbedelileri,
Cehennem çakıldısına tutarak, kalbinden vurmak istiyorum!
     Bir güneş olasım var bugün…
     Doğudan batıya aynı anda aynı ışınları yağdırmak,
     Dünyanın kucağına kundakta yeni bir gün doğurtmak,
     Edirne’den Ağrı’ya; yükselen ağıtları bir bir susturmak,
     Sabahtan akşama göğün yanaklarında, gülmek istiyorum!
Bir barış olasım var bugün…
El çektirip tetikten, kin nefreti zılgıtlara gömmek,
Her insanın hüviyetinden dilini, ırkını, rengini silmek,
Aydın’dan Ardahan’a kardeşçe yaşayıp kardeşçe ölmek,
Davası insan olanın omzuna, bir güvercin gibi konmak istiyorum!
           
BELKİ SANA RÜYALARDA DOYARIM
Saçlarından gül kokarı rüzgarlar gönder bana,
Avuçlarından üfleyip üfleyip sevda sıcağı okşanlarını....
Gözlerinden, cennet pencereleri gözlerinden bir tadımlık uyku gönder.
Hayalini uzatıp yanıma, boynuma dolandırıp kollarını yumayım gözlerimi.
Aş pişmeyen gecelerde Aşk besleyen uykularıma gel, belki sana rüyalarda doyarım...


SEHV SECDESİ
Batıl inançların şahdamarını kestim bendimde,
Ne vazodan cin çıkıp seni bana getirecek, 
Ne de ziyaret ağacına bağlanan bez beni sana kavuşturacak.
Gelmen için istihareye yatıyorum, gelirsen Sehv secdesine koşacak alnım...

 

SEN GÜLÜMSE (Tüm Gülümseyenlere)

Sen gülümse,

Dağılsın toplanmış kara bulutların gizi!

Bir bir çözülsün gönüllerin kokuşmuş buzu.

Maske düşsün, ayırt edilsin zalim ile mazlumun yüzü;

Belki bir yerlerde kendine gelir insan özü, şeytan kovulur!

Sen gülümse,

Gözlerin umut dağıtsın, dudakların çağırış!

Sevgin en uzağı yakın etsin, ıraklar olsun bir iki karış.

Ellerinde iyileşsin, bebek yüzleri çizdiren en derin tahriş;

Belki bir yerlerde başlar bir yarış, kalıcı barışa avuçlar ovulur!

Sen gülümse,

Özgür ve kavgasız yarınlara yürüsün adımlar!

Güzel kadınların dilinden kardeşliğe çekilsin zılgıtlar.

Meydanlarda sevince atılsın, gün yüzü görmemiş çığlıklar;

Belki bir yerlerde kucaklaşır iki kişi, insanlık onuru yerden doğrulur!

Sen gülümse,

Nadasa gönüllere sevgi tohumları serpilsin!

Öpülsün yanağı çocukların, ellerine karanfiller verilsin.

Çepilsin rakkasların avuçları; çiftetelli, halay, horon tepilsin;

Belki bir yerlerde çalınır davul zurna, halkların ortak düğünü kurulur!

Sen gülümse,

Çalınsın bir ıslık, kurt ile kuzu bir araya gelsin!

Zengin ile fakirin beraber oturduğu yer sofraları serilsin.

Güler yüzlü çocukların, ana - babaların hatırına ölümlere son verilsin.

Belki bir yerlerde bir mucize doğar, kan kusturan savaşlar da son bulur!

Sen gülümse,

Kafeslerinden salınsın kuşlar, dağlar boşalsın!

Sözlerle, şiirlerle ve marşlarla, tarih yeniden yazılsın.

Şarkılar, türküler bir ağızdan okunsun, oyun havaları söylensin;

Belki bir yerlerde yeşerir gülüşün, o vakit birlik ve beraberliğin zaferi olur!

SEHV SECDESİ Batıl inançların şahdamarını kestim bendimde,

Ne vazodan cin çıkıp seni bana getirecek,

Ne de ziyaret ağacına bağlanan bez beni sana kavuşturacak.

Gelmen için istihareye yatıyorum, gelirsen Sehv secdesine koşacak alnım...

 

BELKİ SANA RÜYALARDA DOYARIM

Saçlarından gül kokarı rüzgarlar gönder bana,

Avuçlarından üfleyip üfleyip sevda sıcağı okşanlarını....

Gözlerinden, cennet pencereleri gözlerinden bir tadımlık uyku gönder.

Hayalini uzatıp yanıma, boynuma dolandırıp kollarını yumayım gözlerimi.

Aş pişmeyen gecelerde Aşk besleyen uykularıma gel, belki sana rüyalarda doyarım...

     Akşamdan sabaha saçlarımda kar yağışı,

     İçimde ölü aşkına kefen, yer gök karbeyaz...

     Titrek dudaklarımda ağıdın ve kutuptan naklen,

     Yüreğimde çarpık kristal kütlesi, büyük bir buzdağı...

     Sarkıtları bağlamış, dişlerimin arasında acımtırak bir gıcırtı...

Dudaklarımda don tutmuş, bende bir emanettir yokluğun...

Karakış çökebildiği kadar, çöksün omuzlarıma!

Ne senin yokluğun kadar üşütür, ne de öldürür beni.

Geceden gündüze durmaksızın karlar yağsın başıma,

Çığlar düşmez gönlüme, düşmem sana düştüğüm gibi.

     Zılgıtları yüklenmiş, kulaklarımın içinde bir gürültü patırtı...

     Damarlarımda döl olmuş, bende bir kör kehanet yokluğun...

     Varsın mevsime demir atadursun ocaktan bir çılle,

     Yine tek kişilik odamda kara soba'm ile ısıtırım kendimi.

     Hayalin bir enkaz gibi, uykularıma çökse de bir fılle,

Çığlık çığlık şarkılar, mısri mısri şiirlerle geri alırım bendimi.

İncileri dolunmuş, gözlerimin kuyusunda durmaz bir kaşıntı...

Yanaklarıma yol almış, bende bir yaş kokusudur yokluğun...

Kafama vurulmuş bir taş, zehir katılmış bir lokma aş gibi,

Hiç olmamış bir eşya, bir daha doğmayacak ay gibisin artık.

     Kasım aylarına küs, esmer çocuklardan çalınmış bir aşk gibi,

     Göçmen kuşların her geçişinde, tekrarlanan bir şarkı gibisin artık.

     Saçı başı yolunmuş, her baş gövdesinin üzerinde bir sığıntı...

     Kış kapıya dayanmış, yine hükmü yok gönüle zemheri soğuğun...

     Denilsin; sadakası verildi, son aşık da bu dünyadan taşındı.

Yokluğun benden can aldı, uzuvlarım şikayet eder ancak seni.

Son nokta da koyuldu, hayallerden ödünç alınmış bir aşk yaşandı.

Bundan böyle şehre her ilk kar düştüğünde, ancak hatırlarım seni.

Eksi dokuz bir hava, oysa içim sanki aşk cennetinden bir kalıntı...

Artık yoktur sevdaya, kazanılmış bir ömrün zaferi gibi yokluğun...

İhsan İpek CANKURT/Diyarbakır

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.