EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN -8-


                                                               GÖNÜL TAHTINDAN

                                                    EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN -8-

Toplumlar, iki ana unsurla varlık gösterip milletleşmiş ve ayakta kalabilmişler. Birincisi kültürlerini bilinçli bir şekilde yaşayıp yaşatarak, ikincisi ise üretici bir toplum olmakla!

Üreticilikten maksat sadece temel ihtiyaç olarak bilinenleri üretmek değil; insanların beynine hitap eden, duygu ve düşüncelerinin zenginleşmesini sağlayan, hafızasının tazelenmesine vesile olan ve olacak eserler (Kitap yayınlamak-İmarethaneler yapmak ve yapana katkı sunmak ve gibi) meydana getirmek, yaşam hayatına bir şeyler katmak ve kazandırmaktır da.

Bizi, biz Aziz Türk Milleti’ni var kılan ve ayakta tutan ana unsurlardan birisi yaşadığımız ve hasbel kader yaşatmaya çalıştığımız kültürdür bir diğeri de kültürel üreticiliktir yani duygu ve düşüncelerin zenginleşmesini sağlayan, gelecek neslin aydınlanmasına ışık tutmaya vesile olan meydana getirilmiş eserlerdir. Zaten üzerimizde oynan her türlü entrikaya karşı ayakta kalışımızı sağlayan da maneviyat noktasında çok yoksun olmayışımız ile milli noktada var olan hassasiyetimiz ve de kültürel yaşamımızın çok azda olsa devam ediyor olmasıdır.  

Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız hususların gerçekleşmesini sağlayan, gerçekleşmiş olanların da zenginleşmesine vesile olan edebi şahsiyetlerdir. Milli ve manevi değerlerine bağlı, hem manevi anlamda hem de beşeri anlamda güzel, anlamlı ve geleceğe ışık tutan, rehber olacak hizmetleri topluma kazandıran da edebi şahsiyetlerdir.

Bunların varlığı, vatanı yıkılmaz kılandır, millete güvendir, manevi duyarlılığın devamı, milli hassasiyetin doruğa çıkmasıdır.

Bu hafta bugün: geçmişi geleceğe taşıyan, yaptığı hizmetler ve toplumun aydınlanmasına vesile olacak eserleri yayın hayatına kazandıran, çok yönlü bir edebi şahsiyeti, milli ve manevi çerçevede bir hayat süren eğitimci- aynı zamanda İmam Hatip, şair, yazar, araştırmacı ve romancı bir değerimizi sizlere sunmaya çalışacağız.

Söz konusu bu çok yönlü edebi şahsiyetimiz; birçok medeniyete ev sahipliği yapmakla tarihi derin, geniş bir kültüre sahip, romanlara, şiirlere, hikaye ve makalelere konu olmuş, efsanevi hatıratı ve tarihi olan unsurların mevcut, birçok manevi mimarın medfun olduğu Harput’un yeni yerleşim yeri Elazığ’ın merkez köylerinden IV. Murat’a ait bir camiyle maziye kapı aralayan, pencere açan,

“Yemen” Romanının kahramanı Mehmet Sait Çavuşun da doğduğu, Elazığ’ın 30 km. güneyinde bir çayın kenarına kurulmuş eski bir yerleşim yeri, dağları ve az eğimli yamaçları oldukça çıplak ancak vadiyi baştan aşağı dolduran bahçeleri zümrüt gibi yemyeşil,

Vişne, dut, çilek, kavak ve söğüt gibi yararlı meyve ve ekonomiye dayalı gölgesinden istifade için aranan ağaçların var olduğu, bir vadi içerisinde bulunan (Helezür) Kavallı Köyünün yetiştirdiği gönlü vatan ve millet sevgi ve sevdasıyla yanan, hizmet ehli ve çok yönlü bu edebi şahsiyetimiz Lütfi PARLAK hocamızdır.

Hocamız, ülkemizin varlığı noktasında büyük hizmetler sunmuş, yıkıcı eylemlere set olmuş, gençliği geleceğe taşıyacak eğitim ve seminerler düzenleyip konferanslar vererek ekol olmuş Türk Ocakları Elazığ Şube Başkanlığını yapmış, okullarda olmakla beraber değişik edebi mahfillerde ve hatta davet üzerine il dışındaki Siv. Top. Kuruluşlarında konferanslar vermiş ve vermekte olan edebi yönü geniş bir şahsiyettir

Eğitimci, İmam Hatip mezunu olması hasebiyle imamlık vasfına haiz, araştırmacı, şair, yazar ve romancı yönleriyle çok yönlü olduğunu ifadeye çalıştığımız edebi şahsiyeti kendimizce anlatıp bilginize sunmaya çalıştık. Bu değerimizi birde kendi anlatımıyla tanıyalım.

 

                               EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN LÜTFİ PARLAK KİMDİR?

            1955 yılında Elazığ’a bağlı (Helezür) Kavallı Köyünde doğdum. İlk tahsilim, 115 numarayla burada başladı. Sonra Elazığ İmam-Hatip Okuluna, ikinci sınıftan itibaren Diyarbakır İmam Hatip Okuluna uzandı. Üniversiteye gidebilmek için Elazığ Atatürk Lisesinin son sınıfını okudum. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirip 1977’de Elazığ Lisesine edebiyat öğretmeni olarak atandım.

Bir yıl öğretmenlik, bir yıl muavinlik yaptıktan sonra 1979’da askere alındım. Yedek subay olarak Mardin-İdil’de vatanî görevimi yaparken 12 Eylül ihtilalini yaşadım. Bu esnada “Telaki Taşı” adıyla günlük tuttum. Terhisime müteakip 1982’de Uşak Eşme Lisesinde görevlendirildim. Edebiyat öğretmenliği, muavinlik, baş muavinlik, müdür vekilliği yaptım.

Ardından Akçadağ Anadolu Öğretmen Lisesine atandım. Beş buçuk yıl müdürlük yaptıktan sonra idarecilik görevinden ayrılıp Elazığ Fatih Lisesine nakloldum. (1991) Bir yıl sonra (1992)Merkez Endüstri Meslek Lisesine, 1996’da Mehmet Akif Ersoy Lisesine ve nihayet Elazığ Lisesine Müdür oldum. (2003) ve 2007’de emekliye ayrılıp meslek hayatımı tamamladım. Böylece 30 senelik bir macerayı da bitirmiş oldum.

Bazı dergi ve gazetelerde neşrettiğim şiir ve makalelerin dışında düzenli olarak yazı hayatım 1985 yılında Nurhak Gazetesiyle başladı. Ardından Yeni Çağ Gazetesinde devam etti. Zaman içinde tekrar Nurhak gazetesine dönüp haftalık “Aşiyan” adlı köşemde edebî ve güncel yazılarımı sürdürdüm. Ayrıca altı basılmış eserim var:

            1-“Yukarı Fırat’ta Tarihî Eserler” (2004) adlı inceleme-araştırmaya dayalı bu kitabımın Elazığ Kanal E ve Fırat televizyonlarınca belgeseli çekilip yayınladı.

            2-“Harput Hükümdarı Behramoğlu Balak” (2006) adlı eserle roman dünyasına girmiş oldum. Kitapta Harput’un ikinci fatihi Artuklu Balak Gazi’nin tarihî kişiliğini ve mücadelelerini anlattım. Bununla Balak’ı; Haçlı değil, can düşmanı Josselin hiç değil… kendi kanından kendi soyundan olan bugün iç savaş yaşayan Suriye topraklarında bulunan Menbiç Kale komutanı Gümüştekin Oğlu Hisan ve İsa kardeşlerin öldürdüğünü böylece Türkleri ve Müslümanları ağlatırken haçlıyı sevindirdikleri bilgisini de sunmuş oldum.

            3-“Yemen” (2008) adlı eser üçüncü eserim, ikinci romanımdır. Çevremizde söylenen Yemen Türküsünün hüzünlü hikâyesini aynı adla romanlaştırdım. Kahraman Elazığlı Mehmet Sait Çavuşla Türk’ün Yemen macerasını dile getirip olayın sonunu da Mondros mütarekesine bağladım

4- “Genç Osman” (2009) adlı üçüncü romanıma konu olan Genç Osman; Bağdat fethi esnasında büyük yararlıklar gösteren Ağınlı Genç Osman’dır.

5-“sudan gelen”(2013) adlı romanımla Hz. Musa’nın hayatını, peygamberliğini, Firavunla mücadelelerini anlattığım gibi İsrailoğulları’ nın kendi içindeki bölünmüşlüğü ve kardeş kavgalarına sebep olan sıkıntılarını dile getirdim. Tabi Yahudilerin şımarıklığını, sık sık yoldan saptıklarını dile getirmeyi de ihmal etmedim

6-“Deli Dumrul” (2015) Meşhur Dede Korkut Hikayelerimiz den olan Deli Dumrul’ u romanlaştırırken bir anlamda Servantes’in Donkişot adlı romanın kaynağını işledim.

Bunların dışında Oğuz Kağan” adlı romanım da baskı aşamasında.

1980 öncesi kardeş kavgaları ve doğudaki olaylarla ilgili tuttuğum asker günlüklerimi yeniden düzenledim. Bunları 30 sene sonra da olsa  “Telaki Taşı” adıyla romanlaştırıp baskı aşamasına getirdim. Diğer yandan Günışığı Gazetesinde tefrika ettim.

Üzerinde çalıştığım bir diğer roman da 3. büyük peygamber Hz. İsa’dır. Henüz hazırlık aşamasındadır. Bu üç eserimi yayınladıktan sonra Allah sağlık, sıhhat verirse şiirlerimi kitaplaştırmak istiyorum.

Evli ve üç çocuk babası, beş torunun da dedesiyim.

Evet, kendimizce anlatarak tanıtmaya, kendi lisanı haliyle yaptığı tanıtımla da daha iyi tanımaya çalıştığımız bu değerli edebi şahsiyetimize yaptığı hizmetlerden ötürü teşekkür eder, hayırlı uzun ömürler ve çalışmasında kolaylıklar diler şiirlerini bir an evvel yayın hayatına kazandırmasını Yüce Mevla’dan niyaz ederiz.

 

                                                           AYETLER

*İş ne sizin sandığınız ne de Ehli Kitabın sandığı gibidir. Kim bir kötülük işlerse onun cezasını görür ve kendisine veli (dost) ve yardımcı olarak Allah’tan başkasını bulamaz. Nisa: 123

*Erkek olsun kadın olsun inanmış olarak kim iyi işler yaparsa işte onlar cennete girerler. Onlar zerre kadar haksızlığa uğramazlar zulüm görmezler. Nisa: 124

 

 

 

                                                     GÜZEL SÖZLER

*Kaç defa söyledim. Biz bu ülkeleri Allah’ ü Teala’ nın izniyle silah kuvveti ile aldık. Temiz Müslümanlarız, Bid' at nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki, Allah’ ü Teala halis Türkleri aziz kıldı. (Alp Arslan)

*Geçmiş tarihe baktığımızda milletler içinde Yahudilerin şımarıklığını, sık sık yoldan saptıklarını, sapkınlığa düştüklerini görmekteyiz.

*Şair, söylenmeyeni söyleyen insandır.

*Şair, kendini yeniden keşfedendir. Lütfi PARLAK

 

        ÇANAKKALE

Çanak ve kale birleşen efsane

Yazdığın destan ey koca mücahit

Yıldızlar olsun başında pervane

Cennetin olsun o mübarek muhit

     Ufuk ağardı, tam beklenen saat

     Şafak sökerken alev aldı serhat

     Vınladı mermi, paralandı gülle

     Savruldu toprak sarsıldı tabiat

Bir emir çıktı, tez çekilsin kırat

Beklesin dursun el aleme inat 

Mehmetçik çıksın mübarek sefere 

Ötsün borazan, duyurulsun cihat   

     Ey yeni nesil, size bir vasiyet

     Gelibolu’yu etmeli ziyaret

     Türk evladıysan almalısın hisse

     Üstüne ancak böyle yağar rahmet

 

   BALAK GAZİ

Yukarı Fırat beldesi

Eroğlu ere burç olur

Yiğidin aslan yelesi

Kanla boyanır taç olur

     Ok bir kere çıkmış yaydan

     Sene kısa gelir aydan

     Kim demiş ki Altay’dan

     Harput’a konmak güç olur

At sürdü Fırat’a Çubuk

Yetişti Oğuzla Kınık

Elini tutmazsa çabuk

Çekilen zahmet hiç olur

     Artuk Beyin koç torunu

     Uruma saldı soyunu

     Başlayınca cenk oyunu

     Korkak pusuda felç olur

Balak gönderince ferman

Yağıda kalır mı derman

Yardım edince yaradan

Taşlar patlar kireç olur

     Kanatlanınca genç kırat

     Uysallaşır azgın Fırat

     Öne çıksa bile Sırat    

     Açılır yana “geç” olur

Sapınca Hisan’ la İsa

Kırılır eldeki asa   

Türkeli boğulur yasa

Azgın küffara öç olur

 

        BİR TANEM

Yüzünü görmeden geçerse günüm

Ağlayan gözlerim gülmez bir tanem   

Bir işven olmasa şu deli gönlüm

Pembe hayallere dalmaz bir tanem      

     Matlaşmış yıldızlar hilale bakar

     Buluttan buluta şimşekler çakar

     Aşk derdi gönlümü kavurup yakar

     Göz pınarıma yaş dolmaz bir tanem    

Teli kırık saza yapamam ayar

Edemem derdimi ele aşikâr

Tararken zülfünü koparmazsan yar

Dut ağacı dile gelmez bir tanem

     Mecnuna gülşendir kurumuş çöller

     Gönül ateşimi ne bilsin eller

     Göz pınarlarımla beslenen göller

     Taşmayınca bahar gelmez bir tanem   

 

          KALMADI

Aşk derdiyle yanma a deli gönül

Kirpikten düşecek yaşın kalmadı

Söyle sevgiliden kim almış ödül

Yar ile yapacak işin kalmadı

     Şafağın rengine akşam karışmış

     Densiz dakikalar günle yarışmış

     Karanlıkla Leyla neden barışmış

     Bu sırrı çözecek düşün kalmadı

Aşığa hayatmış ateşte yanmak

Ümitsiz sevdaya kapılıp kanmak

Vuslatı reddedip aşka inanmak

Güzel de, pişecek aşın kalmadı

 

     A KIZIM

Dünyaya gelince ağladın   

Dil böyle sözlenir a kızım

Bizleri kendine bağladın    

Yol böyle izlenir a kızım

     Uyuma ne olur biraz gül

     Yanakların olsun gonca gül

     Sallanmak için o ince tül

     Rüzgara nazlanır a kızım

Sanma zaman çok vakit erken

Ömür biter tazeyim derken

Güller açmadan bin bir diken

Dallara gizlenir a kızım

     Her türlü hicran var harcında

     Vuslat, acıların burcunda

     Ölüm, karanlığın ucunda

     Buluşan sızlanır a kızım

Alın yazısına isyan suç        

Kaderi bozamaz hiçbir güç

Sinek bile filden alır öç

Dağ bile düzlenir a kızım

Lütfi PARLAK/Elazığ

 

                                                               

                                                              

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.