EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN-16-


            Kainatın bir sevgi üzerine yaratıldığını bilmeyenimiz yoktur sanırım. Kainat; son ve hak din İslam’ın peygamberi, efendiler efendisi, eşrefül mahlukat yani mahlukatın en şereflisi peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.s) sevgisi üzerine yaratılmış olmasıyla kainatta en önemli konuma gelen iki husus, iki ayrı güzellik vardır.
            Bunlardan biri sözdür yani kelam, bir diğeri de sevgidir. Çünkü sözün kaynağı sevgi, sevginin kaynağı bakış olarak bilinse de asıl olan sözdür, sevginin sunum kaynağıdır söz, sevgi sözle dillendirilir ve kaleme dökülür. Yani kelamdan kaleme dökülendir sevgi…İnsan için, insanlık için olmazsa olmazlardandır.
Hayat bu iki önemli güzellikten ibaret midir derseniz evet deriz kendini allamei cihan sanan bazı zevatlar kabul etmeyip karşı çıkıyor olsalar da.
Kainatı yoktan var eden ve ayakta tutan, insanlığı ve insanı var kılıp insanlık için hizmete amade kılan, milli ve manevi değerleri doğuran ve sahiplenen, vatan ve millet sevdasını yüreklerde tutuşturup korlaştıran sevgidir.
Sevgisiz hayat,
Sevgisiz insan,
Sevgisiz vatan,
Sevgisiz millet bir hiçtir, hiç içinde bir hiçtir.
İnsana güzellikleri yaptıran ve yaşatan, ruhunda hizmet aşkını tutuşturan, insana, insan olana insanca muameleyi öngören sevgidir.
Sevginin olmadığı, yaşanmadığı, öldürülmeye çalışıldığı ve öldürüldüğü yerde insan namına ve insanlık adına hiçbir şey olmaz, olması düşünülemez.
Kısa ve öz olarak ifade etmek gerekirse bugün var olup yaşadığımız kainatta, millet olarak, tüm unsurlarıyla asırlardır bir arada olmayı başarmış ve bundan böylede başaracak olan Aziz Türk Milleti olarak yaşadığımız, varlığımızı her türlü zorluk ve sıkıntılara rağmen muhafaza ederek var olduğumuz ülkemizde çok azda olsa insanlık varsa ve bunu yaşatacak insan varsa ki var bunun sebebi sevginin ve sevgi dolu insanların var olmasındandır.
İşte bu hafta bugün; yukarıda ifade ettiğimiz güzelliklerin yaşamasını sağlayan sevgiyi yüreğinde korlaştırarak taşıyan,
Korlaşan sevgiyle dur durak bilmeden vatanın devamiyeti, toplumun bekası adına önemseyip değer verdiği değerleri uğruna severek hizmet eden bir şahsiyeti, bir edebi şahsiyeti sizlerin bilgisine sunalım istedik,
Bu edebi şahsiyetimiz;
İlim ve irfanın zirveye çıktığı,
Birçok medeniyetle buluşmuş olmakla beraber olmadık medeniyetin mensubu girühların üzerinde emeli olduğu ancak bu emeli elde etmede ve gerçekleştirmede muvaffak olamadıkları,
Tarih kokan, yaşanılan kültürün cihana yayıldığı Harput’un sayılı eşraflarından ONUR ailesinin büyük bir titizlik ve hassasiyetle milli ve manevi değer çerçevesinde yetiştirdiği evlatlarından ilim irfan sahibi bir Harput Beyefendisi diyebileceğimiz,
İyi bir tarihçi ve edebiyatçı kimliğiyle dur durak bilmeden yaptığı bilimsel çalışmaları sevgi uğruna topluma ve toplumun gelecek nesline rehber olsun, ışık tutsun amaçlı yayın hayatına kazandıran,
Tahsilinin büyük bir bölümünü memleketi Elazığ’da yapan, üniversite tahsilini de Aziziye ve Hamidiye tabyalarının olduğu, Abdurrahman Gazi Hazretlerinin otağ kurup sonrasında medfun bulunduğu, tarihimizde büyük bir yer alan kadınlarımızdan (Ana ve Ninelerimiz) Nene Hatun diyarı, tarih ve kültür kokan, havası ve suyu şifa, manevi mimarların, ilim ve irfan sahiplerinin yetiştiği dadaş diyarı Erzurum’da tamamlayan,
Eğitimciliği ve idareciliği, yapmış olduğu tarihi ve edebi çalışmaları, çok eski şairlerin şiirleri üzerinde yaptığı araştırma ve tahlillerle, çok fazla olmasa da yazdığı şiirlerinin bestelenmesiyle, üniversite de bulunduğu dönemlerde almış olduğu görevi akademik ilkeler doğrultusunda yerine getirmekle göz dolduran,
Türk tarih ve kültürünü, tarih ve kültür erbaplarını gündemde tutan çalışmalar ve tertiplediği etkinliklerle büyük bir sorumluluğu yerine getiren Elazığ Manas Yayıncılık’ ın müdavimlerinden olup her program sonrası programın tahlilini yapan ve uzun yıllar İzzet Paşa Vakfı mütevelli heyetinde yer alıp müdürlüğünü yürüten,  
Varlığımızın teminatı ve tescili olan kültürümüzün gönüllerde ayrı ayrı yer etmiş vaz geçilmezlerimizden olan Türk Halk-Türk Sanat ve Tasavvuf musikimizi, musikişinasları, güftekar ve bestelerini ELAZIĞ’LI GÜFTEKARLAR adıyla nadide ve tarihi bir eser olarak bizlere sunup gelecek nesillere miras bırakan,
İnsani yaklaşımı hoşgörü çerçevesinde ciddiyetle bütünleştiren, fiziki duruşuyla sert görünümlü ve sert mizaçlı görünen ancak yufka yüreğiyle sevgi dolu, insancıl bir ruh yapısına sahip,
Kadir ve kıymet bilen, büyüklere olduğu gibi kendinden küçük, hatta ve hatta kat kat küçük olanlara bile saygı ve hürmetle yaklaşan, nerede ne zaman konuşacağını yani yerini bilen edep timsali,
Allah’a karşı olan kulluk vazifesini ve de manevi yaşamını takiye den uzak samimiyet çerçevesinde icra eden,
Milli ve manevi değerlere bağlı, şahsiyetlere hürmetkar ve sadık, vatan ve millet sevgi ve sevdasını ilke edinmiş ve kendilerini bu uğurda hizmete amade kılmış ve hizmette doymak nedir bilmeyen bir Harput Beyefendisi, bir edebi şahsiyet olan M. Naci ONUR Bey’ dir
 Harput’un dolayısıyla Elazığ’ın yetiştirmiş olduğu birçok vasfa ve özelliğe sahip bu edebi şahsiyetimizi kendimizce sizlere tanıtmaya çalıştıksa da kendi lisani haliyle tanımamız da yarar olacağını düşünüyoruz.
Evet değerli okurlarımız işte siz işte edebi şahsiyetimiz…  
  
                                  EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN NACİ ONUR KİMDİR?
1944 yılında Elazığ da doğdum. İlk, orta ve liseyi Elazığ da bitirdim. Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1968 yılında mezun oldum. Aynı yıl Elazığ Lisesi Edebiyat öğretmenliği ve Müdür Baş Yardımcılığı görevine atandım.
            1970 - 1975 arası Elazığ Atatürk Lisesi Müdürü,
1975-77 arası Elazığ Milli Eğitim Müdürlüğü,
1977-1982 Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Genel Sekreterliği,
1982-2002 arası da Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Yrd. Doç. Dr. olarak bölüm başkanlığı ve öğretim üyeliği görevlerinde bulundum.
1989 yılında bir yıllığına İngiltere Oxford üniversitesinde çalıştım ve 2002 Ocak ayında kendi isteğimle emekli oldum.
            1977 den bu yana kendi dalımda çalışma ve incelemelerde bulunarak geleceğe ışık tutacak eserleri yayın hayatına kazandırmış oldum.
1986’da Akşemseddin-Zâde Hamdullah Hamdi nin Yusuf ve Züleyha,
1988’de Harputlu Divan Şairleri,
1991’de Hamdi’nin Yusuf’u Züleyha,
1996’da Harputlu Rahmi Divanı,
2004’ te Harput’ lu şair Hacı Hayri Bey,
2007’de Harputlu Şair Mustafa Sabri Efendi,
2010’da Elazığlı Güftekarlar,
2012’de Yazı Hayatının 66. Yılında Şükrü KACAR ve 2013’te de Harputlu Divan Şairleri (Manas Yayıncılık’ ca genişletilmiş ikinci baskı) isimli eserlerimi yayınladım. Çok sayıda bilimsel makalelerim yayınlanmış bulunmakta.
Evli ve üç evlâd (çocuk) sahibi, altı torunun da dedesiyim.
 
                                                                      AYETLER
*Kendilerine yasaklanmasına rağmen faiz almalarından ve haksız yere insanların mallarını yemelerinden dolayı böyle yaptık. içlerinden inkar edenlere de elem verici bir azap hazırladık. Nisa:161
*Fakat onlardan ilimde ileri gidenlere sana ve senden evvel indirilen kitaplara inanan imanlılara, namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah’a ve ahret gününe inananlara… İşte onlara büyük ecir vereceğiz. Nisa:162
 
                                                                GÜZEL SÖZLER
*Bir ülkenin kalkınabilmesi ve ilerleyebilmesi ve kaliteli insan yetişmesi için, insanlarının asrımızın gelişmiş ülkelerindeki insanlarla aynı seviyede eğitim ve öğretim almış olmaları gerekir.
*Bizler şahsi işlerimizi ülke menfaatlerinin önünde tuttuğumuz müddetçe, bu ülkeye hizmet etmiş sayılmayız, aksine ülkemize de zarar vermiş oluruz.
*Her fert, kendi özel sahasında, yani branşındaki konularla meşgul olmalıdır, başkasının alanında söz söyleme yetkisine sahip olmamalıdır.
*Ülke olarak işsizliği ortadan kaldırıp veya en asgariye indirip, herkesi iş sahibi yaptığımız zaman, vatandaşların dedikodu yapmasının, boş zamanlarını kahvehanelerde geçirmesinin, hükümet yıkıp hükümet kurma lakırdılarının önüne geçmiş oluruz. M. Naci ONUR
 
                                                   ŞİİR İÇİNDE TARİH YAZDILAR
                                                                                                                      Dr. M. Naci ONUR
Divan Edebiyatı, Osmanlı İmparatorluğunun Saray hayatının başlamasıyla meydana gelirken, padişahların da bu edebiyata, dolayısıyla şiire gösterdikleri ilgi bu edebiyatı daha da popüler hale getirmiş ve revac buldurmuştur.
Birçok padişahın, vezirin paşaların şiirle meşgul olduğu, bizzat şiir yazdığı veya divan sahibi olduğunu görürüz.
Osmanlı İmparatorluğunun padişahları sadece şiire yaklaşmamışlar, güzel sanatların her dalına ilgi göstermişler, bu meyanda ülkenin sınırlarını genişletirken, imar etmeyi de ihmal etmemişlerdir. Bunu yaparken de, ülkenin her köşesinde hanlar, hamamlar, kervansaraylar, çeşmeler, camiler, vakıflar, medreseler yaparak veya yaptırarak ülkenin ilerlemesine ve imarına yardımcı olmuşlardır.
Bütün bunlar tarihi seyir içinde akmış gitmiş, ülke genişlemiş, seferler yapılmış, şairler, edipler yetişmiş, imaret çalışmaları yapılmış, musiki şinaslar şiirler bestelemiş ve sazendeler vasıtasıyla icra edilmiştir.
O dönemde her şey yerli yerinde idi ve taşlar bir bir yerine oturuyordu. Tarih bir bir yazıldı, edebiyat daha önce de vardı, ama 600 yıl yine devam etti, günümüzde de hem tarih, hem edebiyat devam ediyor. Aynı zamanda edebiyatla tarih iç içe hareket ediyor, bunlardan biri eksik olursa diğerinin dayanağı kalmaz, devrilir. Edebiyat tarihleri yazılıyor, tarihi hadiseleri konu alan tarihi romanlar yazılıyor, seyahatnameler, günlükler, tarihi eserler kaleme alınıyor. Bunların hepsi hem edebiyat hem tarih…
Bütün bulardan evvel de Divan Şairleri, Divanlarında bir bölüm ayırarak tarih kıtaları veya tarih beyitleri yazıyorlardı, bunun yanı sıra divanları olmayan şairler de yine tarih ihtiva eden şiirler meydana getiriyorlardı. Şairler, genellikle savaşların olduğu tarihi, çeşme, han, hamam, kervansaray, önemli bina ve cami gibi yapıların temel atılışı veya bitirilişleri, ölüm tarihlerini belirtmek amacıyla mezar taşlarına yazılan manzumeler ile ilgili tarihi veya önemli tarihi olayları, padişahların tahta çıkışları ile ilgili zamanı belirtmek amacıyla ebced hesabıyla tarihler düşürmüşledir.
Ebced hesabı, ebced harflerine tekabül eden sayıları esas almak şartı ile, herhangi bir hadisenin tarihini bir veya birden çok kelime, mısra veya beyit şeklinde, o ibarede yer alan harflerin sayı olarak toplam neticesini veren tarihtir. Buna “cümleler hesabı” da denir. Ancak bu işlem arap harfleri ile olur, zira her harfin bir rakamsal değeri vardır. Gerçekten ebced hesabı olarak düşürülen tarihler bir kabiliyet işidir.
Özellikle bazı mezar taşına veya çeşmeye şiir mısralarıyla tarih düşürülmesi eskiden moda halinde idi. Mimar Sinan’ın mezar taşında yazılı olan,
“ Geçdi bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan” ibaresinde ebced hesabına göre Arap harflerinin sayısal toplamı hicri yıl olarak 996, miladi yıl olarak 1587 yılına rastlamaktadır. Bazı sanatkarlar da ayet ve hadislerden istifade ederek ebcetle tarih düşürmüşlerdir. Fatih devrinin alimlerinden İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey, bu sanatın öncüsü sayılır. Edebiyatımızda  bu sanatın asıl en mahir kişisi, 1752 – 1814 yıllarında yaşayan Süruri’dir. Süruri, sadece tarih düşürmemiş, ele aldığı şahsı bir iki mısra ile en iyi şekilde ifade de etmiştir. Asıl ismi Seyyid Osman’dır, ama Süruri mahlasını kullanmıştır ve söylediği tarih sayısı 2000’i bulmaktadır.Arap edebiyatında görülmeyen ebced hesabıyla tarih düşürme, daha fazla Türk ve Fars Edebiyatlarında vardır.
Divan edebiyatının doğu yakasında yer alan Harput’ta da Rahmi ve Hacı Hayri Bey’in gerek divanlarında gerekse şiirlerinde tarih manzumelerine tesadüf ediyoruz. Mesela, Rahmi-i Harputi (1802-1884) Harput’ta çarşıda çıkan yangınla ilgili bir manzume yazmıştır. Bu şiirden birkaç beyit örnek verelim. Son beyitinde de 1283 (1868) tarihini zikrettiğini görürüz.
  “ Nagehan ateş-feşan oldu meğer Harput-i çarh
                          Yandı hayfa bir şeb-i tarikte heb çar-su”
    (Birden bire Harput’un gökyüzüne ateş saçıldı, ne yazık ki karanlık bir gecede bütün çarşı yandı.)
   “ Dat-res oldu heman ol asaf-ı ali-tebar
   İzzet ü devletle nusret hem-inan olmuş kamu”
( O soyu yüksek temiz vezir ( Vali Ahmet İzzet Paşa) hemen yardıma koştu. Hepsi büyüklükle, yardım için at başı beraber olmuşlar.)
   “ Rahmiya bu külün ateş-dem dedi tarihini
   Atdı top iflasdan gerdun yandı çar-su” 1283/1868
( Rahmi, bu külün kızgın zamanındaki tarihini şu sözlerle söyledi: Çarşı yandı dünya iflasdan top attı.)
Şair Rahmi, Şair Hacı Hayri Bey’in doğumu münasebetiyle de tarih düşürmüştür.
               “ Serinde cevheri ta’viz Rahmiya tarih
                           Hayırlı ad ala mehd-i zamanda Harput’’ 1277 / 1860
( Ey Rahmi, o (Hayri) başında değerli taşlardan yapılmış muskasıyla görününce ben de doğum tarihini şu mısrada cevheri ( noktalı harflerle ) tarihle söyledim: Hayrullah zaman beşiğinde hayırlı ad alsın)
Padişah Sultan Abdullaziz’in tahta çıkışı ile ilgili yazdığı tarih manzumesinden iki beyit verelim, son beyiti tarih ihtiva etmektedir.
               “ Şimdi hengam-ı dua-yı padişahidir murad
                           Daima evrad edinmiş yad eder pir ü cevan
( Şimdi padişaha dua etmenin zamanıdır. Ona duayı genç ve ihtiyarlar daima tekrarlanan zikir edinmişlerdir, onu anmaktadırlar.)
                             “ Levhe tarih-i cülus Rahmiya yazdı kalem
   Namla Abdullaziz han oldu sultan-ı zaman” 1277 / 1860
( Ey Rahmi, kalem, yazılacak levhaya tahta çıkış tarihini şöyle yazdı: Şan ve şöhretle Abdullaziz Han zamanın padişahı oldu.)
Bunun yanısıra 1866 yılında zamanın Elazığ Valisi Ahmet İzzetpaşa tarafından inşa ettirilen İzzetpaşa Camii’nin Kuzey ve Doğusundaki iki ayrı yerinde; birinde taşa, diğerinde mermere kazınmış tarih manzumesinin son beyitinde de 1282 / 1866 tarihi yer alıyor.
               “ Geldi cevher gibi Rahmi kaleme bir tarih
   Oldu dünyada eser cami-i İzzetpaşa”
Hacı Hayri Bey’in şiirlerinin iki tanesinde de tarih notu vardır. Elazığ Valisi Abdullah Paşa’nın Beyrut’ta iken ölümüne ait yazdığı şiirinin tarih beyiti şöyledir.
                “ Enin ü ah edip tarih-i cevher söyledim Hayri
   Mezarı Ravz-ı Firdevs olsun Abdullah Paşa’nın”
1301/ 1887
Elazığ Valisi Enis Paşa’nın Gazi Caddesinde yaptırdığı Hükümet Konağı’nın kapısındaki taşa kazınan ve Hacı Hayri Bey tarafından yazılan kitabenin son iki beyiti şöyledir;
               “Gösterir himmetini halka bu bünyad-ı cesim
  Bu eserle okuruz namını ta yevm-i vaid
                            Kilk-i zerrin ile tarihi yazılsın Hayri
   Menşei adl ede şu daireyi Rabbı Mecid” 1312 / 1898
( Bu büyük yapı, onun bu halka karşı gayretini gösterir, bu eserle kötülükten uzaklaştıran ve iyiliğe yücelten ismini günlerce okuyacağız.
Hayri bu tarih altın kalemle yazılsın, Mecid olan Allah şu Hükümet Konağının başlangıcını (temelini) adaleti ile yürütsün.)
Ebcedle tarih düşürme günümüze kadar taşınmış, hicri tarih yanında miladi tarihlerle de bu işlemin yapıldığı görülmüştür. İsmail Yakut’un şu tarihi, 1989 yılında Hac’da tünel kazasında kaybettiğimiz Prof. Dr. Amil Çelebioğlu için düşürülmüştür.
                “ Çıktı üçler hep beraber Hacc-ı eylerken eda
    Lebbeyke gufranek ey Amil dediler” 1410 / 1989   
Tarihe not düşen şairler, zamanı kaydetmeleri, hadiselere ışık tutmaları onların unutulmalarına mani olmaları yönünden çok yönlü bir görevi yerine getirmişler, kansız kavgasız tarih yazmışlar, bu vesile ile daima takdir toplamışlardır.
  
                          SEVGİLER BOĞULDU
                    Bir aşk karşılıksız, cılız, rakipsiz
                    Ne mümkün, yok oldu ümitler sessiz
                    Seni düşünmek ve sana kavuşmak
                    Dalarak giden bir tutku sahipsiz
 
                    Sevgiler boğuldu çiçekler soldu
                    Tutkular yok oldu gözlerim doldu
                    Senin hayalinle sana kavuşmak
                    Benim için artık bir hayal oldu
(  İkinci dörtlüğü Bestekâr sayın Doğan Sever tarafından bestelenmiştir.)
 
        SENİ ARIYORUM
Gönlümü asmışım siyah saçından
Kopmasın istemem o bağlarından
Mutluluk boğulur hülyalarımda
Kurtulamadım o rüyalarımdan
 
Sisli İstanbul’da çok arıyorum
Hayalin peşinden bakınıyorum
 
Seni şiirimde yaşatıyorum
Hisli geceleri unutmuyorum
Mehtâbı sen sanıp dalıp bakarken
Senden sonsuza dek geçemiyorum
 
Sisli İstanbul’da çok arıyorum
Hayalin peşinden bakınıyorum
Dr. M. Naci ONUR/Elazığ

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.