EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN-29-


Kültür; bir milletin olmazsa olmazıdır ve milletler kültürleriyle var ve ayakta kalmaktalar diye hep söyler dururum. Kültür derken; hep tarih, edebiyat, sanat, tüketiciden öte üretici, özellikle fikri ve edebi üreticilik ve bu noktada eser üreten ve de adlarına Edebi Şahsiyetler dediğim değerler gelir aklıma.

Şahsım olarak bunları hep iki sınıf olarak değerlendirmişim. 
Birinci sınıfta olanlar; gönül pınarından kaynayan zenginliklerini ketum kılmayıp üretimlerini toplumun bilgisine sunan ve çok yönlülükleriyle mensubu bulundukları devletin ve milletinin var olan zenginliğine zenginlik katanlardır. 
İkinci sınıfta olanlar ise; gönül pınarlarında kaynayanları değerlendirmeyen, değerlendirenin ise ketum kılıp toplumun bilgisine istifadesine sunmayan,  sunmaktan imtina edenlerdir. 
Biz; her zaman kendilerinde var olan zenginlikleri, hazinelerini ketum kılmayıp paylaşımcı ruhla topluma sunan, toplumla paylaşan insanlardan, edebi şahsiyetlerden yana olduk hele de çok yönlü sosyal olan edebi şahsiyetlerden.
İşte bu hafta bugün de son cümlede ifadeye çalıştığımız üzere çok yönlülüğü ile ta 2007’ler de Erzurum’da tanıştığımız bir can ve bir gönül dostu edebi şahsiyetlerden genç bir kardeşimizi, kahramanlık unvanına sahip bir şehrin güzide bir ilçesinin yetiştirdiği genç bir değeri sizlerle buluşturmak istedik.
Bizce mücadele azmi yüksek ve sosyal yönü çok bu genç edebi şahsiyet;
1086 tarihi ile Emir Buldacı önderliğinde Selçuklu Devleti tarafından fethedilmiş,1522 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Os¬manlı topraklarına katılımı sağlanmış ve 1531 yılında Osmanlı Devletine bağlı bir Eyalet haline getirilmiş, 
17.yüzyıl ortalarında Evliya Çelebi uğrayıp Seyahatnamesinde, kent için; ‘’Şehir i Azim’dir’’ dediği Osmanlı dönemi ile ‘’Dulkadir Eyaleti’’ olarak anılan şehir; 
1831 yılında ismi değiştirilmiş ve 1840 yılı itibari ile kentin idari yapısı eyaletten ‘’Kazaya’’ dönüştürülmüş, 1845 yılında Memleket Meclisi ve 1847’de Kaza Müdürlüğüne dönüştürülmüş, 
1853-1856 yılları arası Adana Eyaletine bağlanmış, 1865 tarihi itibari ile de Halep Vilayetine bağlı bir yönetim birimi oluşturulmuş ve 1914 yılına kadar süren bu yönetim; daha sonra bağımsız bir sancak haline getirilmiş olup bu sancağa Pazarcık, Elbistan, Zeytun ve Andırın kazaları bağlanmış,
 1923’te vilayet konumuna getirildikten sonra Andırın, Elbistan, Göksun ve Pazarcık ilçeleri bünyesine bağlanmış olmakla beraber 1960’da Türkoğlu(eski ismiyle Eloğlu), 1987’de Çağlayancerit, 1990’da Nurhak, 1991’de Ekinözü ilçe olarak bünyesine alınmış bulunan,
Kısa süre İngilizlerin ve daha sonra Fransızların işgalini yaşamış bulunan ancak bu işgali hazmedemeyen halkın Sütçü İmam liderliğinde büyük mücadele sergileyerek işgalden kurtulması sağlanmış ve bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti Devleti Meclisince 1925 Nisan ayında ‘’Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası’’ ile onure edilmiş olan ve yine bu başarılarından dolayı 7 Şubat 1973 tarihinde ‘’KAHRAMANLIK‘’ unvanı ile şereflendirilmiş bulunan, 
Geniş bir coğrafyaya sahip olmakla beraber büyük bir ovası bulunan ve günümüzde yaz sezonunun vazgeçilmezlerinden dondurmanın menbaı, dondurma denince akla ilk gelen şehir olup Sütçü İmam Üniversitesi’nin de yer aldığı eski ismiyle Maraş, yeni ismiyle 45 nolu plakaya sahip Kahramanmaraş’a bağlı, 
Kahramanmaraş il merkezine 89 km uzaklıkta bulunan ve toplam nüfusu 54.553, yüzölçümü 1920 km2 olup 1908 yılında Kahramanmaraş iline bağlanmış bulunan toplam 51 köy ve 7 kasaba sahip, 
Kanyonların ve şelalelerin var olup orman ve hayvancılığın ve de kuş çeşitlerinin bol olduğu, tarihi kale ve evlerin kendini konuşturduğu Göksun ilçesinin yetiştirdiği şahsiyet Hanifi KOLUKISA Bey’dir. Bey dedik çünkü vatanına ve milletine sadakatle bağlı sosyal yönü ağır, edebi çalışmalarda kendini konuşturmuş bir kişiliktir, bir beyefendidir.
Bu edebi şahsiyetimiz;
Öncelikle milli ve manevi değerlerine bağlı bir aileden gelme vatan ve millet sevgi ve sevdasını yüreğinde korlaştırmış bir eğitimci ve şair.
Üniversite tahsilini bizimde bir vesile ile bir zamanlar orada bulunduğumuz Erzurum Atatürk Üniversitesinde tamamlamış, edebi çalışmaları ve sosyal yönüyle orada tanıyıp kaynaştığımız, fikri ve gönül zenginliğiyle ortak noktamızın çok olduğu genç bir edebiyatçı.
Şiire küçük yaşlarda başlamış ve zaman içerisinde zenginleşme sağlayarak ilk kitabını yayınlamış ve ikincisini de yayınlama aşamasına getirmiş, 
Şiirleri milli ve manevi tarzda olup Türklük sevgi ve sevdasına vurgu yapan, sevgiyi esas almanın yanında birazda sitem ağırlıklı, 
Geleceğimizin teminatı olarak görüp değerlendirdiğimiz gençlerin milli ve maneviyat ile edep çerçevesinde yetişmelerinde gayretkeş olup eski ata sporları meraklısı ve yaşayanı, 
Sosyal ve kültürel etkinliklerde bulunmuş ve bulunmakta olup ülkenin birlik ve beraberliği noktasında fikri çalışmalarda bulunup güzel ve anlamlı çalışmalara imza atan etkili bir Sivil Toplum Kuruluşu ki bu kuruluş Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’dır bu vakıfta lider pozisyonuyla anlamlı çalışmalarla hizmet etmekte olan genç bir edebi şahsiyettir.
Şairleri, ozanları bol, düşmana karşı amansız mücadelede bulunarak bağımsızlığından ödün vermemiş bir toprağın yetiştirdiği doğa meraklısı, gençlerin milli ve manevi çerçeve içerisinde yetişmesinde büyük gayretleri olan bir edebi şahsiyetimizdir Sn. Hanifi KOLUKISA…
Öncelikle gönlümüzde ayrı bir yeri olup doğaya, Ata sporuna, Edebiyata ve edebiyatın bir kolu olan şiire müptela, Sosyal yönü ağır bu genç kardeşimize yaptığımız çalışmada bize olan katkısından ötürü koca bir teşekkür ederken şahsında; 
Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Sakarya’da, Sarıkamış’ ta, kendi şehri olan Maraş’ın kurtuluşunda,
Ve de son yılda yaşadığımız 15 Temmuz ihanet kalkışmasında memleket ve Millet için mücadele etmiş ve hakkın rahmetine kavuşmuş bulunan tüm Kahramanmaraş’ lı merhum ve merhumelere rahmet, gazilerine sabır ve metanet dilerken bu edebi şahsiyeti birde kendi lisanıyla tanıyalım isterim.
İşte sizler ve işte yukarıda hasbelkader kendimizce anlatarak sizlere tanıtmaya çalıştığımız edebi şahsiyetimiz Sn. Hanifi KOLUKISA Bey….
 EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN 
HANİFİ KOLUKISA KİMDİR?
01.10.1981 tarihinde kurban bayramının birinci günü Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesine bağlı Büyükkızılcık Köyü’nde dünyaya gelmişim. İlk birkaç yılımı pek hatırlamam ama 4-5 yaşımdan bu tarafa nelerle karşılaştım, neler yaşadım, yaşadıklarımın kimini hayal meyal, kimini de daha bugün yaşadım gibi hatırlarım, kimi yaşadıklarıma iç çekerim kimi yaşadıklarım da beni içine çeker. 
1987 yılında siyah (kara) önlüğümle (üniforma) başladığım ilkokulumu kendi köyümde 1992 yılında, 1992-1995 yılları arasında ortaokulu yine kendi köyümde bitirdim ve akabinde 1995-1998 yılları arasında Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde lise eğitimimi tamamladım. 
1999 yılında üniversite sınavlarına hazırlandım ama istediğim bölüm için yeterli puan alamadım ve 2003 yılına kadar çeşitli nedenlerle üniversite sınavlarından istediğim neticeyi elde edemedim. 2003 yılında kazandığım Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü 2007 yılında tamamladım. 
Daha ilkokul yıllarımdı, anneannemin (ebemin) evi okulun hemen yanındaydı ve dedemden miras kalan kerpiçten yapılmış oldukça büyük olan bu ev öğretmenler lojmanı görevini üstleniyordu. Ebem bu evde yalnız yaşadığı için anam beni ebemin yanına gönderir onunla beraber kalmamı isterdi. Ebeme can yoldaşlığı ettiğim o kerpiç evde akşam erken sabah geç olurdu. Ebem erken yatar uyur, bana da “senin yatağını hazırladım Hanifi ödevini bitirince yatarsın” derdi. Ben işte o evde, uzun bitmek bilmeyen gecelerde, ödevimi bitirdikten sonra kafiyenin ne olduğunu şiirin ne olduğunu bilmediğim halde yazdığım dizelerin sonunu birbirine uydurarak dörtlükler oluştururdum. Kendi evimize gittiğimde bu dörtlükleri ağabeyime gösterirdim o da bu karalamalarımı evde bulunan diğer aile fertlerine okurdu ve herkes bu güldürü öğesi niteliğinde olan bu şiirlerime gülerek olumlu tepkiler verirlerdi.
Lise çağlarına geldiğimde yine bu şiir geleneğimi sürdürdüm ve yazdıklarımı arkadaşlarımla paylaşırdım onlar da beni taltif ederlerdi, ne yaptığımın ne yazdığımın ciddiyetinde olmayan ben, farkında olmadan şiirin büyülü dünyasında yaşamış durmuşum. Lise yıllarımın belirli bir kısmına kadar yazdığım “şiirciklerimi” hep imha ederdim, belirli bir zamandan sonra yazdıklarımı bir deftere kaydediyordum artık. Üniversite dönemimde bölümümün de bana sağladığı katkı ile ciddi bir şiir uğraşı veriyordum kendimce. 
Şiirlerimden bazıları yerel gazete ve dergilerde olmakla beraber Elazığ’dan çocuğunu okutmak için gelip Erzurum’da kültür erbaplarıyla buluşmak bahanesiyle Harput Çiğköfte adında bir yer açan M. Dursun AKSOY ağabeyle tanışmam sonrası yönetmenliğini yaptığı Elazığ Günışığı Gazetesi Gönül Tahtından adlı Kültür-Sanat sayfasında da şiirlerim zaman zaman yayımlandı. 
Üniversitede Türkoloji Kulübünün düzenlediği bazı şiir dinletilerine şiir okuyucusu olarak davet edildim. Üniversiteyi bitirmeye yakın şiirlerimi arkadaşlarımdan, ağabeyimden ve Yeni Türk Edebiyatı hocam Ali İhsan KOLCU’ dan aldığım kuvvetle kitap haline getirmeye karar verdim ve 2007 yılında, birçok şiirimi “Hüzünlü Nağmeler” adını verdiğim kitapta yayımladım. 
İkinci şiir kitabımın çalışmaları devam etmekte olup en kısa zamanda yayımlamayı planlıyorum.  2011 yılına kadar çeşitli okullarda vekil öğretmen olarak görev yapmamın yanında Erzincan Üniversitesi Tercan Meslek Yüksek Okulu’nda rektörlük görevlendirmesi ile Türk Dili derslerine girdim. 
2014’te Göksun Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfında başkan yardımcısı olarak aktif görev aldım. 2016 yılının temmuz ayında Göksun Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’na başkan olarak görevlendirildim. 2011 yılında memur olarak atandım ve Göksun Fen Lisesi’nde memur olarak aynı ilçede hayatımı idame ettirmekteyim..
Ata sporlarımızdan Güreş ve cirit müsabakalarını sever hayranlıkla takip ederim. Kitap okumayı ve güncel meseleler üzerine, edebiyat, kültür ve sanat üzerine sohbetleri sever ve takip ederim. Doğa yürüyüşü bilhassa da dağ gezilerini sever sık sık dağ havasıyla buluşur dinlenirim.
 
AYETLER
► Allah: ‘’Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara Allah’ı bırakıp da beni ve anamı ilah edinin diyen sen misin? ‘’ demişti. O da yani İsa seni tenzih ederim hak olmayan sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer sözü söylemiş olsaydım mutlaka sen onu bilirdin. Benim içimde olanı sen bilirsin. Ben ise senin zatında olanı bilmem. Şüphesiz gayıpları bilen yalnız sensin dedi. Maide:116
►Ben onlara senin bana emrettiğinden başkasını söylemedim.  Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a kuluk edin. Ben içlerinde olduğum sürece üzerlerinde bir şahittim. Benim ruhumu alınca sen onlara gözcü oldun. Sen her şeye tam şahitsin.  Maide:117
►Onlara azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır onlara istediğini yaparsın. Onları bağışlarsan sen Aziz ve Hakimsin. Daima üstün ve hikmet sahibisin.     Maide:118
 
GÜZEL SÖZLER
► Çakıl ya da kumu sapa sağlam bir arada tutan çimentodur, milletleri de güçlü bir şekilde bir arada tutan kültürleridir, kültür unutulursa milli şuurun yaşaması imkânsız olup şuurunu yitirmiş bir milletin tarih sahnesinde tutunması da bir o kadar zordur.
►Bazıları inancında şüpheye düşüyor, hayret ediyorum dünyayı ve menşei kara toprak olan türlü meyve ve sebzelerin rengini görmezden mi geliyor acaba? Hakikat her yerde kol geziyor, görememek imkansız. Hanifi KOLUKISA
 
 İNAN İÇİME SİNMİYOR
Felek mutluluk bâdesin’
Şu gönlüme hiç sunmuyor
Yürek sıfırın altında
Neden eriyor donmuyor.
     Hatıralar perde perde
     Dün vardılar şimdi nerde
     Mutluluk uzak seferde
     Gitti de hâlâ dönmüyor.
Yalnızlık ruhuma sinmiş
Çilem huzurumu yenmiş
Omuzuma hüzün binmiş
İnat etti hiç inmiyor.
     Düzü bilmem, dağ aşarım
     Dikenli yolda koşarım
     Dört mevsim de kış yaşarım
     Başımdaki kar dinmiyor.
Ermedim ömür yazına
Baykuş konar enkazına
Penceremin pervazına
Niçin serçeler konmuyor.
     Söyle dert ortağım kalem
     Nedir bu çektiğim çilem
     Yaşadığım devr-i âlem
     İnan içime sinmiyor.
 
GELSİN
Yürekten okunsun artık ezanlar,
Dışı oğuz, sesi Bilâlim gelsin.
Kalemiyle yürekleri yazanlar,
Yüzü değil, özü cilâlım gelsin.
     Özü çiçek, dilleri bal sevdiğim,
     Yüreği muamma, suâl sevdiğim,
     Utancından yüzü al al sevdiğim,
     Gözü yıldız, kaşı hilâlim gelsin.
Çıkıver artık, gel artık karam,
Sızlamasın gayrı depreşen yaram,
Çiğnediğim lokma olmasın haram,
Nasibim, kısmetim, helâlim gelsin.
     Gönlüme keklikçe sökün edecek,
     Ak turnalar ruhuma akın edecek,
     Beni Allah’ıma yakın edecek,
     Yüreğim de tatlı, belâlım gelsin.
Geçip gider iken ömrüm tasalı,
Gerçek olsun bu garibin masalı,
Çenette içilen Kevser misâli,
Âb-ı hayat çeşmem, zülâlim gelsin.
 
           İNCİTİR BENİ
Aramam hakikat kur’an dan başka
Şaşkoloz kitaplar incitir beni
Samimi sohbetler götürür aşka
Safsata hitaplar incitir beni.
     Göz vardır, her şeye karanlık bakar
     Söz vardır, mâbetler gönüller yıkar
     İçi fesat, dışı gösteriş kokar
     Adamsız esvaplar incitir beni.
Her yanı riyakâr, her yanı hile
Gözünü kapamış yüce menzile
Yokluğa yerinir varlığa köle
Dünyalık ahbaplar incitir beni.
     Kimi falan, kimi filan yazıyor
     En doğrusunu ‘bilen’ yazıyor
     Yazanlar sevdayı, yalan yazıyor
     Kâtipler, küttaplar incitir beni.
Hayat devam eder yokuşlu düzlü
Bir dost bulamadım samimi özlü
Ay ışığı yüzlü, karanlık sözlü
Mehmet’ler ‘mehtap’lar incitir beni.
 
           GİDELİM ATIM
Namertten, çakaldan usandım bıktım,
Uzak diyarlara gidelim atım.
Yemyeşil bir vadi, masmavi bir gök,
Bulup sürümüzü güdelim atım. 
     Ötüken, Altaylar öz yurdum deyip,
     Tanrı Dağlarında ezan dinleyip,
     İnatçı eşşekleri geride koyup,
     Yılkıları seyir edelim atım.
Kutlu tan ağarıp, gelince vakit,
Küheylanım şaha kalkıp öyle git,
Din ve vatan için olursam şehit,
Derim ki bu benim bedelim atım..
Hanifi KOLUKISA/
Kahramanmaraş-Göksün
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.