EDEBİŞAHSİYETLERDEN -5-


                                                            GÖNÜL TAHTINDAN

                                                           EDEBİŞAHSİYETLERDEN -5-

            Sevgisi uğruna yaratılan kainatın efendisi, İki cihan serveri, son din İslam’ın son Peygamberi, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s); İlim Çin’de dahi olsa gidip alın.

İslam dininin son halifesi, şahlar şahı, ehli beyt efendisi Hz. Ali (r.a) Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.

Osmanlı Ordusunun en başarılı ve yetenekli komutanlarından, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu, Başkomutan, merhum Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Bilim, gerçeği bilmektir. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir demişler.

Büyüklerimiz eğitime ve bilime işaret eden sözleri demekle kalmamış yol gösterici olmuşlar, ilmin önemine vurgu yapmışlar, öğrenmenin ehemmiyetini ortaya koymakla beraber ilmi yaşayıp da yaygınlaşmasını sağlayan öğreticileri, vicdani sorumluluğun bilincinde olan öğreticileri yani öğretmenleri işaret etmiş ve onlara verilmesi gereken değeri sergilemişlerdir.

Bu konuya işaret etmiş çok değerli ilim, bilim adamları ve değerli şahsiyetlerimiz var. Biz sadece ve sadece bunlardan birkaç değerli şahsiyetin sözlerini ele alıp değerlendirmiş olduk.

Arada bir de olsa bu sayfada uyguladığımız bir güzelliği bugün tekrar uygulamak üzere; Kainatın efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) nın, Ehli Beyt Efendisi, Aliyyül Mürteza Hz. Ali (r.a.) nin ve de Allah’ın izni ve inayetiyle kurtuluşumuza ve bağımsız yaşamamıza vesile olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’(merhum) ün önem verdikleri ilmin öğreticilerinden birini yani çok yönlü (Eğitimci-şair- yazar-Araştırmacı) değerli bir öğretmenimizi, kültür adamını kendimizce değerlendirip sizlerin bilgisine sunalım istedik.

Evet: kendimizce değerlendirmek isteyip kiminin bilgisine sunmak, kimilerinin de hafızasını tazelemek üzere ele aldığımız öğretmenimiz, kültür adamı, günümüz tabiriyle hocamız,

Ülkemizin her yanı ve yönüyle tarih ve kültür kokan Anavatanımızın nadide bölgesinde; Çalışkan (Muşallim) Köyü’nün kuzeydoğusunda Gıyaseddin Keykavus zamanında (1237–1246) Emir Necmeddin Behram Şah-ı Candar’ın yaptırdığı Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi),

Yapılan kazılar sonucu küplere, taş ve ağaç sandıklara gömülmüş iskeletler, çanak çömlek, süslü mühürler, iyi işlenmiş taş ve kemikler, insan ve hayvan figürleri bulunduğu Alişar Höyüğü,

Alişar Höyüğü'nün 13 km. kuzeybatısında, Kanak Suyu Ovası'nda, Peynir yemez Köyü içinde yer alan Çadır Höyüğü,

Mercimek Tepe,

1779 yılında Mustafa Bey tarafından yaptırılmış sembol durumunda ki Çapanoğlu Camii,

1908 yılında Şakir Usta tarafından şehrin orta yerinde yapılmış, kare prizma şeklinde uzun bir kule halindeki Saat Kulesi,

1804 yılında Cevheri Ali Efendi tarafından yaptırıldığı yazıtından anlaşılmakta olan, mahfil galerinde ahşap oyma bitkisel ve geometrik motifler, kemerlerde ise barok tarzda kalem işleri var olan,  Kare biçimli tavan göbeği geometrik motiflerle bezeli bulunan Kayyumzade Demirci Ali Efendi Camii,

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine giderken 1516 tarihinde yaptırdığı, Ayaklar üzerinde oturan üç sivri kemerli, iki alçak mahmuzlu, 60 santimetre yüksekliğindeki korkuluk duvarı ile uçlarda ve ortada baba taşları olan, beyaz kesme taştan oluşan Karabıyık Köprüsü, 

Kitabesi günümüze gelemediğinden kimin tarafından yaptırıldığı bilinmeyen ancak bu konuda

araştırma yapan K.Erdmann, F.Sümer, M.Kaya Özergin’e göre bu han büyük ihtimal Valide Sultan Melike Mahperi Hatun tarafından 1239-1240 tarihinde yaptırılmış Çinçinli Sultan Hanı,

            Yapının en üst kısmındaki friz süslemelerinde boğa başı figürü ve yılan figürlerinin birlikte işlendiği, antik dönemde bir termal tedavi merkezi konumunda olduğu anlaşılmış olan Sarıkaya Roma Hamamı ve gibi eserlerle tarih ve kültür kokan,

            Yapılan yamaç paraşütleri, sağlıklı bir yaşam için düşünülen termal tesisler ve gibi daha birçok etkinliklerle kültürün yaşandığı,

Akdağmadeni- Aydıncık- Boğazlıyan- Çandır- Çayıralan- Çekerek- Kadışehri- Saraykent- Sarıkaya- Sorgun- Şefaatli- Yenifakılı- Yerköy gibi her biri ayrı bir tarih ve kültür kokan, ülkemizin her köşesi gibi doğa güzellikleri tartışılmaz olan ilçelere sahip,

ABD' nin Las Vegas kentinde organize edilen Dünya Güreş Şampiyonası'nda grekoromen stil 130 kiloda dünya şampiyonu olan Milli Güreşçi Rıza Kayaalp’ ın memleketi,

Bozok Yaylasıyla varlığını hissettiren, milli ve manevi değeri üst seviyelerde bulunan nadide illerimizden BOZOKLAR DİYARI YOZGAT’ ın yetiştirmiş olduğu edebi şahsiyetlerden biri olan Yusuf Dursun Hocamızdır.

            Hocamızın çok iyi bir edebiyatçı oluşunun yanında çok iyi de bir şair ve araştırmacı olduğunu, milli ve manevi değerlere bağlı oluşunu, değerlerini yani dilini, Türkçe Dili’ni hatır için, süsleme adına katletmediğini, örnek verecek olursak Türkçe veya Türkiye yerine Türki veya Türkey ifadelerini kullanmayarak ülkesinin adını Hindi (Hayvan) sınıfına sokmadığını yazdığı yazılarından, milli ve manevi değer taşıyan şiirlerinden, özellikle geleceğin teminatı olan (Ahmet KABAKLI hocamızın ‘İnsan Ufağı’ dediği) çocuklara yönelik yazdığı roman ve hikayelerden anlamaktayız.

Hocamız; öğretmenliği yanında eğitici ve öğreticiliği ön planda tutan birçok eseri yayın hayatına kazandırmış usta edebiyatçılardan biri olup milli ve manevi değerlere bağlı,

Yayın hayatına kazandırdığı Ninnilerde Büyümek  *Bir Goncadır Peygamberim  *Peygamber Çiçek leri  *Kuş Yuvası Yüreğim *En Gür Seda – İstiklâl Marşı  *Yarınlarla Gel  *Gönül Coğrafyası  *Masal Okulu  *Tatlı mı Tatlı Duam Kanatlı  *Yıldız Gözlü Melek Yüzlü Şiirler  *Masal Doktoru Serisi, 3 kitap  *Minik Serçe *Uçan Ayakkabı  *Sultandım Fatih Oldum  *Kutlu Günlerim Mutlu Gecelerim  *Anadolu Fatihi Sultan Alp Arslan  *Bir İncidir İstanbul  *Benim Canım Anadolu’m  *Babamın Oyuncakları  *Cennet Kapısı Çanakkale  *Neredesin Fino?  *Çocukluğum Sobe  *Fatih’in Kanatları adlı şiir, hikaye ve roman gibi eserlerin sahibi değerli bir şahsiyettir.

Şair-Yazar-Araştırmacı ve Eğitimci Yusuf Dursun Hocamız; öğretmen oluşu sebebiyle birçok yerde görev yapmanın yanında Tunceli’nin-Hozat ve Pertek ilçelerinde de öğretmenlik yapmış,

İlimiz Elazığ’da uzun yıllar hem kamuda hem de özel Eğitim birimlerinde öğretmenlik yapmış, idarecilik görevlerinde bulunmuş ve Allah’ın takdiri sonucu bu bölgeden evlenmiş olmasından dolayı enişte sıfatıyla yarı Elazığ’ lı sayılan bir değer, Türk kültürüyle hemhal olan bir kültür adamı. Hocamız sadece bir Bozok değil, aynı zamanda (avami anlamda değil milli ve manevi değerler anlamında) iyi bir Gakgoş’ turda.

İç Anadolu Bölgemizin yukarıda bir takım özellikleriyle ifadeye çalıştığımız ili olan YOZGAT’ ın yetiştirmiş olduğu ve Bozok Yaylasının serin sularından kana kana içmiş,

Varlığının menbaı olan Musabeyli’nin güzelliklerini yaşamış,

Serin havasından ilham almış,

Uzun yıllar görev yaptığı ve de eniştesi olduğu Elazığ’ın eski yerleşim yeri olan evliyalar diyarı Harput’un manevi havasını teneffüs etmiş,

Gönlümüzde ayrı bir yeri ve değeri bulunan değerli bir eğitimci- şair- yazar –araştırmacı ve yayın hayatına kazandırdığı birden fazla eseriyle kültüre büyük katkı sağlamış çok yönlü bir edebiyatçımızı birde kendi lisanı haliyle tanıyalım.

 

                               EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN YUSUF DURSUN KİMDİR?

1949 Yozgat Musabeyli doğumlu olup ilk ve Ortaokulu Yozgat’ta okudum. 1968’de Yozgat Öğretmen Okulunu, 1971’de Erzurum Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, 1991’de Anadolu Üniversitesi Lisans Tamamlama Programını bitirdim. Ülkemin birçok yerinde öğretmenlik yaptım ve idarecilik görevlerinde bulundum. 1996’da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğinden emekli olduktan sonra 17 yıl da özel öğretim kurumlarında öğretmenlik ve idarecilik yaptım.        

            Şiir dalında birçok ödülün sahibi olmakla beraber başta Yetim Kız olmak üzere bazı şiirlerim bestelenmiş, bazı şiirlerimde ders kitaplarına girmiş bulunmaktadır..

2009 ESKADER (Edebiyat Sanat Kültür Araştırmaları Derneği) ÇOCUK EDEBİYATI ÖDÜLÜ’ nün sahibi olarak şiir- masal- hikâye ve roman türlerindeki eserlerim kitaplaştırılmış olmanın yanında birçok dergi ve gazetelerde de yayınlanmış bulunmaktadır. Şiir- masal- hikaye ve roman türü eserlerle Türk edebiyatına hizmete devam etmekteyim.

Evli ve 4 çocuk babası, 5 torun sahibiyim.

Evet, netice itibariyle bugün gönlümüzde yer etmiş değerli bir şahsiyeti, eğitimci, şair- yazar ve araştırmacımızı kendimizce değerlendirmiş olduk. Değerli şahsiyet, hocamıza sağlık ve huzur dolu hayırlı uzun ömürler ve daha nice yararlı eserler meydana getirmesi temennisiyle sadece yılda bir kez değil her gün öğretmenler günü kutlu olsun der saygılar ve sevgilerimizle ellerinden öperiz.

Milli ve manevi değerlerine bağlı, vicdanı sorumluluğunu yerine getiren değerlerin değil yılda bir, her gün her zaman kıymetlerinin bilinmesi, saygı gösterilmesi gerek hele de bunlar öğretmense.

 

                                                                                       

                                                           AYETLER

*İnananlardan özrü olmadan yerlerinde oturanlar (savaşa gitmeyenler) ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlar birbirine eşit değildir. Allah, malları ve canlarıyla savaşanları derece yönünden oturanlardan üstün kıldı. Allah, hepsine cennet vaat etmiştir. Allah, savaşanları oturanların üstünde tutmuş ve onlara büyük ecirler vermiştir. Nisa:95

*Onlara kendi katından büyük mertebeler, bağış ve rahmet vermiştir. Şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. Nisa:96

*Melekler nefsine zulm eden kimselerin canlarını alacağı zaman onlara: ‘’Ne yapıyordunuz?’’ derler. Onlar da: ‘’Yeryüzünde zavallılardandık.’’ derler. Melekler de ‘’Allah’ın yeryüzü geniş değimliydi?’’ Orada siz de göç (hicret)isteseydiniz ya’’ derler. Onların varacakları (yer) cehennemdir. Orası ne kötü bir yerdir. Nisa:97

*Çaresiz kalan (hicret için)bir yol bulamayan zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç. Nisa:98

*İşte bunlar Allah’ın kendilerini affedeceğini umabilirler, bekleyebilirler. Şüphesiz Allah affedici ve çokça bağışlayıcıdır. Nisa: 99  

                                                                   GÜZEL SÖZLER

*Ülkü Uğrunda Gönüller Delidir. Kişiler Ülkü Uğrunda Ölmelidir. Ziya GÖKALP

* Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri gelir her şeyden önce. Vaad etmeseydi Allah cenneti, o’na bile etmezlerdi secde. Mehmet Akif ERSOY
*Bir memlekette adalet ihtiyacı eğitimin önüne geçmişse, orada sıkıntı var demektir. Yusuf DURSUN

*Nefretin karanlığı, sevginin aydınlığında boğulmaya mahkûmdur. Yusuf DURSUN

*İnsana insan değeri vermeyen, insanlıktan çıkmış demektir. Yusuf DURSUN

*Milli ve manevi değerlerine bağlı, vicdanı sorumluluğunu yerine getiren değerlerin değil yılda bir, her gün her zaman kıymetlerinin bilinmesi, saygı gösterilmesi gerek hele de bunlar öğretmense. M. Dursun AKSOY

 

 

ÖĞRETMENİM 

Nakış nakış örensin

Yarınları görensin

Öğretmenim, bizlere

İlim, irfan verensin.

     Asaletin özünde

     Güven dolu sözünde

     Çocukların sevgisi

     Gülümsüyor yüzünde.

Silsen yaşlı gözleri

Biter mi hiç nazları

Dert selinden unutma

Baharları, yazları.

     Öpülesi elin var

     Bal tatlısı dilin var

     Gönül bahçende açan

     Çocuklardan gülün var.

Bize duyguyu öğret

Bize saygıyı öğret

İnsanı insan yapan

Yüce sevgiyi öğret.

     Nasihattir sözlerin

     Gönlümüzdedir yerin

     Sınıfları dolduran

     Bizlere umut verin.

Vatana elçi benim

Geleceğe güvenim

Size çok şey borçluyuz

Teşekkür, öğretmenim.

Mahir GÜRBÜZ/Elazığ

 

 

    DUR DİYELİM DUR!

Parçalayıp içimizde putları,

Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

Eyerleyip şaha kalkan atları,

Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

     Bin parçaya bölünmeden “bir” olup

     Şol muhabbet meclisinde pir olup

     Sevda sofrasında dosta yâr olup

     Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

Bir güle adanmış sevdalar ile

Semayı kavuran dualar ile

Dağları eriten nidalar ile

Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

     Hak yolunda tek olsak da cihanda,

     İman ateşimiz sönmesin canda.

     Yarın değil, bugün değil, şu anda,

     Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

Doğmamış bebeğe kurşun sıkan o,

Annelerin yüreğini söken o,

Bir de utanmadan halay çeken o

Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

     Solmadan İslam’ın bir gonca gülü,

     Kıralım kuklayı oynatan eli,

     Olsa da yolumuz şehadet yolu,

     Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

Yetim kalmış bebelerin aşkına,

Bağrı yanık babaların aşkına,

Kükreyelim dünya dönsün şaşkına,

Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

     Oğuz Kağan soyu neslimiz bizim,

     Muhammed Mustafa aslımız bizim,

     Yeniden açılsın faslımız bizim,

     Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

Kerkük’te hoyratlar kalmasın yarım;

Kurtulsun Karabağ, kurtulsun Kırım.

Bitsin artık Gazze’ deki soykırım,

Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

     Kahretmek nedir ki Sana hasmını,

     Kanlarıyla boğdurursun cismini.

     Görelim ya Rabbi, Kahhar ismini,

     Zalimin zulmüne dur diyelim dur!

 

     YÜREĞİMİ AZATLIK’TA

              BIRAKTIM

İstanbul’dan havalanan yüreğim,

Azerbaycan diyarına süzüldü.

Hak yol üzre kabul olan dileğim,

Bayrağımın yıldızına yazıldı.

Bakü toprağına ayak basanda,

Ay yıldız altında özüme döndüm.

“Gardaşım” sözünü duyduğum anda,

Vuslatın aşkıyla kor gibi yandım.

    Azerbaycan, istiklali kutlarken

Öz kardeşler birbirine karıştı.

Türküler, şiirler ve marşlar derken

Kadim dostlar güzellikte yarıştı.

Kanım dondu Azatlık’ı gezerken

Sandım 20 Ocak bende canlandı.

Şehitlerim gökyüzünde yüzerken

Al bayrak altında ruhum dinlendi.

   Bir mavi çarşaftı Hazar Denizi,

Apardı ruhumu şehit katına.

Yüce Rabbim, mahzun etme sen bizi;

Erelim cümlemiz gül beratına.

Gence’ de bir akşam söz dile geldi,

Şiir bülbülleri bir bir şakıdı.

Ozanlar elinde saz dile geldi,

Gönül atlasına kilim dokudu.

   Bir yiğit tanıdım, adı: Hüseyin.

Namaz kılmam için seccade verdi.

Dilleri bülbüldü, kalbi güvercin;

Say ki yüreğini kalbime serdi.

Tohuz’ da bir sabah bülbül dinledim,

“Karabağ esirken susmam!” diyordu.

Her nefeste ta yürekten inledim,

“Ölmeden figanı kesmem!” diyordu.

    Kışlada gururla halaya durdum,

Azerbaycan askeriyle kol kola.

Çifte bayrakların altında girdim,

Milletime ışık veren bu yola.

İstanbul’a doğru yelken açarken

Bakü semasına son defa baktım.

Öz kardeşim için candan geçerken

Yüreğimi Azatlık’ ta bıraktım.

 

ZAMANI GELDİ

Gönlümde yeşeren gonca güllere,

Elveda demenin zamanı geldi.

Elimden kuş gibi uçan yıllara,

Elveda demenin zamanı geldi.

     Dikenli bir yoldu önümde hayat,

     Ruhum incinse de etmedim feryat.

     Bir kerecik olsun demeden “heyhat”,

     Elveda demenin zamanı geldi.

Daim çiçek açtı dilimde şükür,

Hırsımı hor gördüm, nefsimi hakir.

Canımla can olan dostlara bir bir,

Elveda demenin zamanı geldi.

     Yaş döktü gözlerim hep için için,

     Hoş gördüm âlemi Yaradan için.

     Kalbinizde dostlar bana yer açın,

     Elveda demenin zamanı geldi.

Ey kara kışlarım, ey ilkbaharım,

Ey sıcak gülüşüm, ey âh ü zârım,

Ey canımın içi hatıralarım,

Elveda demenin zamanı geldi.

     Acıları bal eyledim dilime,

     Kemlik göstermedim nazlı gülüme,

     Son biletim verilince elime,

     Elveda demenin zamanı geldi.

 

      ÖLÜM VARSA 

Gül dalında bülbül olsan,

Neye yarar ölüm varsa.

Bülbül için bir gül olsan,

Neye yarar ölüm varsa.

     Bu dünya bir dipsiz kuyu,

     Can almaktır bütün huyu.

     Tatsan bile her duyguyu,

     Neye yarar ölüm varsa.

Malın mülkün paran olsa,

Hizmetini gören olsa,

Her derde bir çaren olsa,

Neye yarar ölüm varsa.

     Çocukluğun ne tatlıydı,

     Yüreciğin kanatlıydı.

     Âh ederek söyle haydi,

     Neye yarar ölüm varsa.

Tutulmazdın gençliğinde,

Öyle canlı, öyle zinde…

Âlem yürüse izinde,

Neye yarar ölüm varsa.

     Ne tez geldi yaşlılığın,

     Hatıralar yığın yığın…

     Ömür gitti diye döğün,

     Neye yarar ölüm varsa.

Oturdum bir köşke desen,

Doyamadım aşka desen,

Son nefeste “keşke” desen,

Neye yarar ölüm varsa.

 

CANIMA CEMRESİ DÜŞTÜ LEYLA’NIN         

Leyla’yı çirkin bulan Padişah’a

     Mecnun’un cevabı

 - Siz, onu bir de benim gözümle görün!

Canıma cemresi düştü Leyla’nın,

Bir görüşte ceylan gözünü sevdim.

Kalbime nakşoldu aşkı sevdanın,

Güzeller güzeli yüzünü sevdim.

     Leyla bir alevdi, kor oldu şimdi;

     Canevimde biten nâr oldu şimdi,

     Aldığım her nefes hâr oldu şimdi,

     Aşkı nakışlayan sözünü sevdim.

Gözünden süzülen, gül oldu bana,

Dilinden damlayan bal oldu bana,

Leyla’dan başkası el oldu bana,

Beni benden alan nazını sevdim.

     Uçurdum Leyla’yı biçareyim ben,

     Unuttum adımı,  divaneyim ben;

     Yalnız aşk üfleyen gamlı ney’im ben,

     Hasret yollarında izini sevdim.

Leyla’yı kızgın bir çölde aradım,

Ceylanla konuşan dilde aradım,

Lalede, sümbülde, gülde aradım,

Mis kokulu ayak tozunu sevdim.

     Bu aşkın her cevri nimettir bana,

     Kanlı gözyaşlarım rahmettir bana,

     Mecnuna dönüşüm devlettir bana;

     Derdimin dermansız hazzını sevdim.

Leyla ilk aşkımdı, son aşkım oldu;

Her zerreme Hakk’ın nimeti doldu,

Can gözüm Leyla’da Mevla’yı buldu;

Suretinden geçtim, özünü sevdim.

Yusuf DURSUN/Yozgat

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
11Ekm
03Ekm

Eylül’de hazanlaşmayan!..

27Eyl

Biz korkuyoruz!..

20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.